Cezaevinde şüpheli şekilde yaşamını yitiren Özcan Aksu’nun ailesi darp ve işkenceye dair kamera kayıtları ve tüm bilgilerin toplanması gerektiğini belirtirken, avukatlar Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu
Cezaevinde şüpheli şekilde yaşamını yitiren Özcan Aksu, 22 Haziran’da sivil polislerce evinde gözaltına alınıp 23 Haziran’da tutuklandı. Özcan Aksu ile 26 Haziran’da ablası Melek Aksu ile görüştü. Ömer Aksu, nedeni bilinmeyen yaralarından dolayı Metris R Tipi Cezaevi’ne sevk edildi. Ardından Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edilen Özcan Aksu, 5 Temmuz’da hayatını kaybetti.
Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından hazırlanan ölüm belgesinde otopsinin yapıldığı, ölüm nedeninin otopsi bulgularıyla elde edildiği belirtilirken, “Bu belgedeki ölüm nedenleri henüz kontrolör hekim tarafından onaylanmadığı için yazılmadı” denildi.
Aksu ailesinin avukatları ise Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunarak, şüpheli ölümün aydınlatılmasını talep etti.
Özcan Aksu’nun ablası Melek Aksu, konuya dair değerlendirmelerde bulundu.
‘Kardeşim beni tanımadı’
Gözaltı işleminden tutuklanmaya kadar kendilerine bilgi verilmediğini söyleyen Melek Aksu, kardeşi ile Marmara Cezaevi’nde kapalı görüşte görüştüğünü kaydetti.
Melek Aksu, şunları söyledi:
“Kapalı görüşte, kardeşimi baştan sona inceledim. İçeri de gördüğüm ile dışarıda gördüğüm kardeşim aynı değildi. O sağlıklı, pırıl pırıl olan çocuk orada işkenceye uğramış, vücut bütünlüğü bozulmuştu. Kaşında, yüzünde, gözünde, dişlerinin üst kısmında, dudak içinde ve ensesinde kanlar gördüm. Bu şekilde görmem zaten onun ölümünün şüpheli olduğuna yetiyordur. 26 Haziran’da gördüm onu. Kardeşime, Özcan ben geldim dedim. Kardeşim, beni tanıyamadı. Kafasın aldığı darbeden bilinci gitmişti. Bilinç bulanıklığını yaşıyordu. O kadar şiddetli ağrıları vardı ki yerinde duramıyordu. Kardeşim korkuyordu ve nerede olduğunun farkında olmayacak şeklinde işkenceye uğramıştı. Kardeşime, arkasındaki gardiyanları işaret ederek, bunlar mı yaptı diye sordum. Özcan kardeşim gardiyanları işaret ederek, ‘Evet’ dedi. Sonra ‘Ranzadan düştüm’ dedi. Kapalı görüşme esnasında arkadaki gardiyan, ‘Kardeşin seni tanıdı mı’ diye sordu. Gardiyan kardeşimin beni tanımadığını nereden biliyor. Aynı şekilde kardeşim arkasında bulunan gardiyan neden ona yardım ediyordu? Demek ki kardeşimin yardıma ihtiyacı vardı. Telefonu kulağına dahi götürmeyi kavramayan birini nasıl olurda siz hücrede tutuyorsunuz. Nasıl oluyor da bu şekilde cezaevinde tutuyorsunuz. Benim kardeşimin yeri hastanenin yoğun bakım olmalıydı.”
‘Neden hastaneye götürülmedi?’
Ağır yaralı olmasına rağmen kardeşinin Marmara Cezaevi’nde tutulduğunu söyleyen Melek Aksu, “Geri döndürülemez bir hale geldi. Burada bir şey olmasın diye Metris Cezaevi’ne sevk ediliyor aynı gün içinde de hastaneye sevk edilmiş. Hastaneye sevkinin 3’üncü gününde vefat gerçekleşiyor. Marmara Cezaevi’nden sevk nasıl gerçekleştiyse o araçların kamera kayıtlarını vermeliler. Kardeşim sevk edildiğinde nasıl olduğuna dahil hiçbir bilgimiz yok. Neden direkt hastaneye götürülmüyor, bunun cevaplanması lazım” diye belirtti.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na seslenen Melek Aksu, bütün bilgi, belge ve görüntülerin “acilen” toplanıp dosyaya konulması gerektiğinin altını çizdi. Melek Aksu, ilgili cezaevi kurumlarına güvenmediğini belirterek, kamera kayıtlarının bulunmasını istedi.
‘Dışarıda durumu iyiydi’
Kardeşinin evde tek başına yaşadığını ve bilinen herhangi bir hastalığının olmadığını vurgulayan Melek Aksu, “Dışarıda kardeşimin başına bir şey gelmiş olması imkansız. Çünkü Özcan’ın tutukluluk anında onu gören arkadaşları var. Özcan’ın yüzündeki morlukların, dikişlerin dışarıda olmadığı kesin. Arkadaşı, Özcan adliyedeyken onunla görüntülü konuşuyor ve orada sağlam olduğunu söylüyor. Peki, bu ağır darp nerede oluyor” diye sordu.
Barolara çağrı
Aksu, sözlerini şöyle noktaladı: “Herkes bilsin ki Özcan’ın şüpheli ölümü sadece ailesini ilgilendiren bir durum değildir. Bu şüpheli ölüm vicdanı kalbi adaletle atan, hukukla atan bütün insanlığı ilgilendiren bir durumdur. Bütün barolara çağrımdır: Özcan Aksu’nun şüpheli ölümüne ilişkin bizden desteklerini esirgemesinler. İnsan hakları derneklerinin, mesleki kuruluşların da yanımızda olmasını istiyoruz. Sebep ne olursa olsun bir insan cezaevine giriyorsa orada devlet gözetimindeyse 14 gün sonra cenazesi değil, sağ bedeni verilir. Şunu bilsinler, Özcan Aksu’nun şüpheli ölümünün aydınlatılması için ailesi olarak sonuna kadar mücadele edeceğiz.”

Görüntülü arama
Özcan Aksu ile adliyedeyken görüntülü konuşan arkadaşının, Melek Aksu’ya Whatsapp uygulamasıyla yazdığı mesajlarda da işkencenin cezaevinde olduğu bulgusunu güçlendiriyor .
Mesajlarda, şu ifadeler yer aldı:
Aksu’nun arkadaşı: Görüntülü. Özcan’ı gördüm.
Melek Aksu: Eee
Aksu’nun arkadaşı: Bitkindi ama dayak vesaire yüzünde bir şey yoktu. Bu geldi aklıma.
Melek Aksu: Evde olmadı o zaman.
Aksu’nun arkadaşı: Yok cezaevinde.
Whatsapp mesajları, Aksu’nun gözaltına alındıktan sonra işkenceye uğradığını doğruladı.
Haber: Ömer İbrahimoğlu / MA









