‘Çerçeve yasa’da kimi soruşturma ve kovuşturmaların kapsam dışında bırakılmasını ‘yanlış bir sınırlandırma’ olarak değerlendiren DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Faik Özgür Erol, ‘Sürecin rayında ilerlediği noktada bizim bu düzenlemeden ve verilen bu yetkiden beklentimiz, kurulun yapacağı dönemsel değerlendirmelerle yasada istisna tutulan herkesi zaman içerisinde bu yasanın kapsamına dahil etmesidir. Olması gereken de budur. Bu kapsam hem Sayın Öcalan’ı hem de istisna tutulan herkesi kapsar’ dedi
Yaklaşık iki yıldır devam eden Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde Meclis’ten geçen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” kanun teklifi ile sürecin siyasi ve hukuki boyutuna ilişkin önemli bir adım atıldı. Ancak çerçeve yasada bazı suçların kapsam dışında bırakılması, “umut hakkı”nın düzenlemeye alınmaması ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın statüsüne ilişkin herhangi bir hükme yer verilmemesi, yasanın kapsamı ve bütünlüklü niteliğine ilişkin tartışmaları beraberinde getirdi.
Yine sürecin başından bu yana gündeme gelen teyit, tespit ve izleme mekanizmaları da yasayla birlikte yeniden tartışma konusu oldu. Meclis’in süreçte daha aktif bir konum üstlenmesinin yanı sıra sivil toplum örgütleri, barolar, kadın örgütleri ve sendikaların sürece dahil edilmesi gerektiğine yönelik çağrılar da öne çıkıyor. Tüm bunların yanı sıra, kanun teklifinin Resmî Gazete’de yayımlanmasının ardından önümüzdeki süreçte demokratikleşme, yerel yönetimler, örgütlenme hakkı, ifade özgürlüğü, dil ve kültür hakları başta olmak üzere temel hak ve özgürlükler alanında nasıl bir tablo ortaya çıkacağı da merak edilen başlıklardan.
İmralı Heyeti üyesi Faik Özgür Erol, çerçeve yasa ve önümüzdeki süreçte atılması beklenen adımlara dair Mezopotamya Ajansı’nın (MA) sorularını yanıtladı. Erol, yasanın önemli eksikliklerine rağmen Kürt sorununun çözümü açısından yeni bir hukuki ve siyasi zemin oluşturduğunu belirtti. Erol, bundan sonraki süreçte bu başlıkların tartışılacağı ve siyasal/hukuki adımların önünün açılacağı bir döneme girilebileceğini ifade etti.
- Yaklaşık iki yıldır devam eden Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde beklenilen çerçeve yasa Meclis’ten geçti. Gelinen aşamayı siyasi ve hukuki açıdan nasıl değerlendiriyorsunuz? Yine taslakta daha çok “eksikliklerin olduğu” yönünde görüşler yoğunlukta. Nedir bu eksiklikler?
Tabii artık taslak yasalaştı. Resmî Gazete’de yayınlandığından itibaren hukuk dünyasına girmiş bir yasa haline gelecek. Öncelikle herkese, hepimize hayırlı olsun. Bütün halkımıza, 86 milyonun tamamına hayırlı uğurlu olsun. Bu yasanın hem hazırlanmasında hem tartışma ve değerlendirme sürecinde emeği geçen herkese de bir kez daha teşekkürlerimizi, şükranlarımızı sunmak gerekir. Bunun kıymet ve değerini zaman içerisinde çok daha iyi göreceğimizi düşünüyorum. Fakat bununla birlikte, yasanın mahiyetini belki biraz daha doğru tanımlamamız gerektiğini düşünüyorum. Biz bu sürece gelirken sürekli bir ‘Barış Yasası’ önerdik. Barış yasasının formatı daha kapsayıcı, daha soruna dönük, çözümleyici, bütünlüklü olmalıydı. Aynı zamanda barış yasası, sorunun neyden kaynaklandığının adını koymalı ve çözüm yollarına dair bir harita çizebilmeliydi. En azından Meclis Komisyonu raporunda belirlenen aşamaları, oradaki tespitleri içeren bir yasa olmalıydı.
- Bu haliyle bu yasa, bir barış yasasına tekabül ediyor mu?
Etmiyor. Bunu böyle ifade etmemiz gerekir. Bu açıdan eksikliklerinin eleştirisini biz de çok yapıyoruz. Fakat bu yasa belki birebir barış yasası olmayabilir ama çok önemli bir sürece giriş adımı niteliğindedir. Bir giriş yasası niteliğindedir. Yani bu yasayla birlikte Cumhuriyet tarihinde ilk kez Kürtlerin hukuk kapısından cumhuriyete dahil olma ihtimali ortaya çıktı. Bu kapı aralanmıştır.
“Kürtlerin hukuk kapısından Cumhuriyet’e dahil olmasının önünün açıldığını, yani kapının aralandığını söylüyorsunuz. Bu kapının tamamen açılması için bundan sonraki süreçte kimlere ne tür sorumluluklar düşüyor?
Bu kapıyı ardına kadar açmak, bütün demokratların, yurtseverlerin, sosyalistlerin, bu ülkeyi seven herkesin birinci dereceden görevi haline gelmiş bulunuyor. Bu bir yönü, bir diğer yönüyle Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihinin belki de bugüne kadarki en demokratik hamlesidir bu yasa. Zaten bütün eksikliklerine rağmen böylesi bir niteliğinin olacağını biz çok uzun bir süredir söylüyorduk. Belki de aylar, bu anlamda boşa tüketildi. İşte yok tespit mi, yok teyit mi, yok önce şu mu olsun, önce bu mu olsun tartışmalarıyla belki aylar kaybedildi. Allah’tan o ayları çok büyük bir sorun ve provokasyonla karşılaşmadan, büyük bir krizle yüzleşmeden geçirebildik ve bugüne gelebildik. Fakat Meclis’te ortaya çıkan manzara, böylesi bir yasanın varlığının bu ülkeye ne kadar iyi geleceğini savunan herkesin ne kadar haklı olduğunu ortaya koymuştur. Böylesi bir konsensüse ve demokratik bir meyle dayalı hamlelerin bu ülkede nasıl rekor seviyede destek gördüğünü ve işte 468 gibi bir oyla çıkabildiğini göstermiştir.
- Yasanın Meclis’te 468 oyla kabul edilmesi, sürece toplumsal mutabakat ve desteğin düzeyini gösteren bir gelişme olarak okunabilir mi?
Aslında bu, bu ülkenin neye ihtiyacı olduğunun da çok açık bir göstergesidir. Bu açıdan toplumsal mutabakat ve destek yönüyle başarılı bir süreç olduğunu düşünüyorum. Diğer yandan yasanın etkilediği ve etkileyeceği hayatları göz önüne almak gerekir. Bu yasa bugün çıktı, yarın uygulanacak gibi bir durum yok. Bir teyit, tespit, bir MGK kararı süreci söz konusu. Bu süreçler kanaatimce karşılıklı bir yol haritası oluşturulduktan sonra tamamlanacak, tüketilecek süreçlerdir ve bu, çok zamana da yayılmadan tüketilebilecek süreçlerdir. Bununla birlikte bir yasanın uygulama süreci ortaya çıktığında, sadece yurt dışındakilerin ya da kırsal alandakilerin hukuka dahiliyeti, ülkeye dönüşüyle sınırlı değil, cezaevindeki binlerce kişinin özgürlüğüne kavuşması anlamına gelecek. Yaklaşık 75-80 bin civarında soruşturma ve dava dosyasının da ertelenmesi anlamına gelecek. Bu, neredeyse yüz binlerce kişinin hayatına dokunacak bir yasayı ifade ediyor. Tabii, bu rakamlar aynı zamanda Kürt sorunundan kaynaklı çatışma sürecinin hem ülkede hem ülke dışında ne kadar geniş bir kitleyi ne kadar derinden etkilediğini hem ortaya koydu hem de bunlarla yüzleşmemizi sağladı.
- Söz konusu kanun teklifi içerisinde yer alan “Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 01.06.2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar kapsam dışı tutulmaktadır” maddesi ile kanunun bütünlüklü olarak değerlendirilmediğini ortaya koyuyor. Bu maddeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu istisna tutulan, kapsamı dışında tutulanlar meselesi de en çok üzerine tartışılan konulardan biri oldu. Yasanın en önemli eksikliği esasen budur. Çünkü başından beri, iki yıldır dedik ki, bir meseleyi çözmek istiyorsanız bu meselenin bir kısmını şurada, bir kısmını burada, bir kısmını öbür tarafta değerlendiremezsiniz. Çözüm bütünsel olmak durumundadır. Bunu sürekli tekrarladık. Bunun üzerinde yoğunca durduk. Fakat belli refleksler, belli siyasi kaygılar diyelim, kendi kamuoyuna izahat gibi kaygılar kanaatimce böylesi bir sınırlandırmaya yol açmış olabilir. Ama yanlış bir sınırlandırmaydı. Doğru değildi. Yasanın herkesi kapsaması gerekirdi. Başta Sayın Öcalan olmak üzere. Çünkü bu süreci başından beri kuran ve bugüne kadar getiren Sayın Öcalan. Bundan sonrası için de öyle olacak. Dolayısıyla yasanın böylesi bir sınırlandırmaya gitmesi gerekmiyordu. Fakat, yasa bu sınırlandırmadan ibaret de değil.
- Yasa bu sınırlandırmadan ibaret değil’ şeklindeki ifadenizi biraz açar mısınız?
Yasanın içeriğinde, yasa çıktıktan sonra oluşturulacak olan bir üst kurul söz konusu. Bu üst kurulla beraber diğer kurullar da oluşacak. Ve bu kurulların çalışma sürecinde, kurullara tanınan çeşitli yetkiler var. Yani yasa çıktıktan, MGK kararı Resmî Gazete’de yayımlandıktan sonra, bu kapsam içerisinde öncelikli olarak cezaevinden tahliyeler ve yurt dışından gelişler başladıktan sonra, kurula belli dönemsel olarak değerlendirme yapma yetkisi verilmiş.
Kurulun dönemsel olarak yapacağı bu değerlendirmeler, hem adli hem idari hem de yasal düzenleme talebinde bulunma hakkını veriyor. Dolayısıyla kurul, bu süre içerisinde bu yasanın amacı ve kapsamı doğrultusunda bu tip taleplerde bulunabilecek. Amacı ve kapsamı doğrultusunda diyorum çünkü yasanın amacı ve kapsamında herhangi bir istisna yok. İstisna tutulmuş herhangi bir kesim yok. Bu amaç ve kapsam doğrultusunda kurulun, böylesi bir dönemsel değerlendirme ile talepte bulunabilmesi, yasada istisna tutulanları da kapsayan bir hukuksal yaklaşımı ortaya çıkarabiliyor. Tabii bu ne ile olacak? Bu sürecin ilerleyişi ile olacak. Bu sürecin rayında, ki bence bir kere raya girmiştir, artık bunu rayda götürmek gerekir.
Sürecin rayında ilerlediği noktada bizim bu düzenlemeden ve verilen bu yetkiden beklentimiz, kurulun yapacağı dönemsel değerlendirmelerle yasada istisna tutulan herkesi zaman içerisinde bu yasanın kapsamına dahil etmesidir. Beklenti esasen budur. Olması gereken de budur. Bu kapsam hem Sayın Öcalan’ı hem de istisna tutulan herkesi kapsar.
- Sürecin işaret fişeği olarak da kabul edilen Bahçeli’nin “umut hakkı” açıklaması, çerçeve yasasının Meclis’e geldiği gün bir kez daha gündeme geldi. Ancak Meclis’e sunulan çerçeve yasada “umut hakkı” yer almadı. Abdullah Öcalan’ın statüsü yalnızca siyasi bir inisiyatif mi, yoksa yasal ve kurumsal bir mekanizma içinde mi olacak?
Sayın Öcalan ile İmralı’da yaptığımız son görüşmede, bu yasaya dönük yaklaşımını ifade etmişti. Esasen bunu, bir “centilmenlik sözleşmesi” olarak değerlendirdiğini söylemişti. Bu, her şeyin belki yazıya dökülmediği fakat güvene ve güvenceye dayalı bir sözleşme tarzını ifade eder. Ki bunu, Sayın Öcalan’ın bugüne kadarki bütün yaklaşımlarında da gördük. Herhangi bir konuda bir söz verdiği zaman, bu sözünün sonuna kadar gereklerini yerine getirdi. Şimdi bu yasa içerisinde de yasayla beraber ortaya çıkacak, bence en önemli sonuçlardan biri, Sayın Öcalan’ın özgür çalışma olanaklarının ortaya çıkması olacak.
- Bu nasıl olacak?
Yasada düzenlenen kurullar var. Aslında yasada üç temel kurul olmasını bekliyoruz. Bunlardan birisi üst kurul niteliğinde. Takip ve Değerlendirme Kurulu olarak nitelendirilen, içerisinde Cumhurbaşkanı Yardımcısı’ndan Adalet Bakanlığı’na, İçişleri Bakanlığı’ndan Dışişleri Bakanlığı’na kadar Türkiye’nin neredeyse güvenlik yürütmesi diye tabir edebileceğimiz temel kurumlarının yer alacağı bir kurul. Bununla birlikte Meclis’te bir İzleme Komisyonu ve bir de yine bu kurullarla beraber çalışacak ve bu sürecin hem teyit hem tespit hem de taahhüt aşamasında rolünü yerine getirecek bir Barış ve Siyasallaşma Kurulu’nun oluşturulmasını önemli görüyoruz.
Herhangi bir şekilde yasanın uygulanmasını beklemeksizin, yasa çıkar çıkmaz bu kurullar oluşmalı. Ve bu üç kurul arasında bir eşgüdüm içerisinde bu sürecin yürütülmesi gerekir. Barış ve Siyasallaşma Kurulu ya da komisyonu, adına ne dersek diyelim, aynı zamanda Sayın Öcalan’ın rolünü oynayacağı kurul da bu kuruldur. Aynı zamanda hem barışçıl rolü hem de siyasallaşmaya dönük rolü ifade eden bir çalışmadır. Yaklaşık 27 yıldır İmralı Adası’nda Sayın Öcalan hep bir tabirde bulunurdu. Derdi ki: ‘Havuz var, su yok.’ Yani bir şeyler yapmak istiyorum, bir şeyler ortaya koymak istiyorum fakat elim, kolum bağlanmış ve bunun olanakları ortaya çıkmıyor. Bu yasayla birlikte bu olanakların zemini hem resmi düzlemde, hem hukuksal düzlemde ve hem de siyasal düzlemde ortaya çıkacak. Yasanın en önemli kazanımlarından birisinin bu olduğunu düşünüyorum. Ve bu kurulun çalışmasıyla birlikte aynı zamanda hızlı bir biçimde, teknik sürecin tamamlanması, kararın Resmi Gazete’de yayınlanması ve yasanın uygulamaya geçtiği bir döneme tanıklık edebiliriz diye düşünüyorum
- Sürecin başından bu yana teyit ve tespit tartışmaları yürütülüyor. Tasarıya göre Meclis İzleme Komisyonu (17 üye) oluşturularak, bu Kanun kapsamındaki faaliyetler izleneceği belirtiliyor. Bu komisyonun görevleri ne olacak?
Meclis İzleme Komisyonu’nun bu yasal süreç içerisinde yer alması, her şeyden önce Meclis’e rağmen herhangi bir çalışmanın yürütülmediğinin en önemli göstergesidir. Bu, hem Sayın Öcalan’ın hem Kürt siyasi cenahının hem Türkiye’deki diğer demokratik muhalefetin temel talebiydi her zaman için. Yani bu sürecin, hem Kürt sorunu hem çatışma sorununun çözümü meselelerinin Meclis zemininde tartışılması… Şimdi bu yasa tartışmalarında da gördük ki Meclis zemini aslında böylesi bir tartışmayı, bir sürü eksikliğine rağmen güçlü yürütmeye mahir bir zemin. Benzer bir biçimde komisyon süreci ve komisyon raporunun hazırlanmasında da Meclis bu rolünü böyle oynadı.
Şimdi bu yasanın yürürlüğe girmesi ve uygulanması sürecinin hem izlemesini hem denetimini, kurul çalışmalarının izlemesini ve denetimini bu komisyonla yapabilecektir Meclis. Aynı zamanda buradan edineceği sonuçları kamuoyuyla paylaşma, kamuoyunu bilgilendirme, devam edecek sürecin yasal ihtiyaçlarının neler olduğunu tespit etme ve bu yasal ihtiyaç gereğini yerine getirmek de yasama organı olarak Meclis’e düştüğü için bunların tümünü yerine getirmek gibi bir misyonu var İzleme Komisyonu’nun. Bu açıdan önemli bir komisyon olduğunu düşünüyorum. Orada kuşkusuz bir icra kurulu var. Bir teyit, tespit ve taahhüt işlevini görecek, aynı zamanda bir “Barış ve Siyasallaşma” Kurulu var, yasada ifade edildiği haliyle. Bir de Meclis İzleme Kurulu ortaya çıkıyor. Her üçü de oldukça bu süreci etkili götürmeye yeterli ve yetkin kurullaşmalar olacak diye umuyoruz.
- Yine sivil toplum örgütleri, barolar, kadın örgütleri sendikal yapıların dahili de konuşuluyor.
Komisyon sürecinde de Meclis çok sayıda STK’yi, kadın örgütlerini dinledi ve kapsamlı tutanaklar ortaya çıkarttı. Benzeri bir çalışmanın, İzleme Komisyonu döneminde yapılmasının önünde herhangi bir engel yoktur. Komisyon, kendi çalışmalarını kendisi örgütleyecektir. Yani yasadan anlaşılan odur. Kaldı ki Meclis İçtüzüğü’nde de komisyonların aşağı yukarı yetki alanı böyledir. Dolayısıyla komisyonun bütün bunları gerçekleştirmesinin önünde herhangi bir engel yoktur. Ayrıca demokratik kamuoyunun, STK’lerin, kadın örgütlerinin bir bütün olarak bir barış mücadelesini geliştirmeleri, barış taleplerini ortaya koymaları için aslında herhangi bir komisyona da ihtiyaçları yoktur. Bu sürecin temel dinamiği onlardır. Bu sürecin bugüne kadar böyle gelebilmiş olmasını sağlayan, uzun yılları bulan bu demokratik mücadele hattının ve bileşenlerinin emeği sayesindedir. Bugünden sonraki sürecin gidişatında da belirleyici olacak olan, esasen onların yaklaşımı ve ortaya koyacağı taleplerdir.
- Bu kapsamda devam olarak demokratikleşme yasaları, bu yasa kapsamında çıkarılacak yasaların öncelikle yerel yönetimler, örgütlenme hakkı, ifade özgürlüğü, dil, kültürel haklar gibi temel hakların çıkartılması noktasında nasıl bir süreç ve mücadele öngörebiliriz?
Yasanın bir giriş adımı olması nitelemesinin temel anlamı zaten bunlardan geçiyor. Yani biz bu yasayla birlikte çok temel bir hukukilik ve yasa dışılık sorununu belli bir çözüme kavuşturmakla birlikte artık Kürt sorununun çözülme tartışmalarını, Kürt sorununu ihtiva eden neyse, bir bütün olarak eşit yurttaşlık talebi, anadil hakkı talebi, ifade ve örgütlenme özgürlüğü hakkı talepleri, yerel demokrasi talepleri, bunların tümünün tartışılması gereken bir sürece geçiyoruz.
Bunu Sayın Öcalan görüşmede direkt şöyle ifade etti: ’35 yıldır söylediğim noktadayım. Bu hiç değişmedi. O zaman da söylüyordum, şimdi de söylüyorum. Silahlı mücadeleye son, siyasal mücadeleye devam.’ Dolayısıyla bu yasayla beraber içine gireceğimiz süreç öyle herhangi bir finale yürüme süreci değildir. Bu yeni bir mücadele döneminin başlangıcıdır. Bu yasayla beraber ortaya çıkacak olan siyasal mücadele süreci, bütün bunların tartışılacağı ve hayata geçirileceği bir dönem olacaktır. Komisyon raporunda Meclis’teki bütün siyasi partiler, Adalet ve Kalkınma Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, bütün partiler şunun taahhüdünde bulundular: ‘Kürt sorunu bir çatışma sorunundan ibaret değildir, dolayısıyla çatışma zemininin ortadan kaldırılması sadece hukuki adımlara indirgenemez. Onunla birlikte siyasal, sosyal, ekonomik artık ne gerekliyse bunlara dair çözümler gerekir ve buna dair adımlar atılması gerekir. Hatta pek çok somut öneri de raporda yer aldı. Dolayısıyla o komisyon raporundaki süreci daha da derinleştirecek, daha da bizim gerçekliğimize uyarlayacak bir sürece giriyoruz. Bu yasanın uygulanma süreci aynı zamanda hem ana dil meselesinin, hem eşit yurttaşlık talebinin, hem ifade ve örgütlenme özgürlüğü hakkı meselesinin ve yerel demokrasi tartışmasının, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi meselesinin tartışılacağı bir zemin olacak. Bunlar Kürtlere dair siyasal talepler.
- Kayyum meselesi, görevden uzaklaştırılan kamu çalışanlarının görevlerine dönmesi ve “irtibat ve iltisak” uygulamalarının sona erdirilmesi gibi başlıklarda kamuoyunda yoğunca tartışılıyor…
Evet, bu yasayla düzenlenmemiş fakat hızlı bir biçimde hukuken çözüme kavuşması gereken şeyler de var. Yani kayyum meselesinin ortadan kaldırılması, görevinden alınan belediye başkanlarının yerlerine iadesi. Aynı şekilde, “PKK’ye irtibat ve iltisak” nedeniyle kamu görevinden uzaklaştırılanların görevlerine iadeleri. Barış akademisyenlerinden tutalım, çok sayıda Eğitim Sen’li öğretmene, sağlıkçıya, çok sayıda kamu çalışanına; 2016’dan sonra “irtibat ve iltisak” sebebiyle kamu görevinden uzaklaştırma süreçleri geliştirildi. Şimdi mensubiyet meselesini çözerken irtibat ve iltisakı çözmemek düşünülebilir bir şey değildir. Dolayısıyla yasanın uygulanmaya geçtiği süreçle birlikte bunların da peyderpey ve hızlı bir biçimde peş peşe düzenlemelerle rahatlatılması ve temizlenmesi gereken sorunlu alanlar olduğunu düşünüyorum.
- Yaklaşık iki yıldır sürecin hem devlet heyetiyle hem de Abdullah Öcalan’la yapılan görüşmelerine tanıklık eden birisiniz. Bu süreçte güven meselesinin toplum açısından en önemli başlıklardan biri olduğunu görüyoruz. Siz bu tanıklığınızdan hareketle, tarafların süreci ilerletme konusundaki iradesine ve karşılıklı güvenin oluşmasına nasıl bakıyorsunuz?
Bu soruya her zaman şu cevabı veriyorum: ‘Güven politiktir.’ Güven, politik bir olgudur. Toplumu ve bu kadar geniş kitleleri ilgilendiren meselelerde, şahsi ilişkilerimizdeki gibi ‘Şuna güveniyor muyuz ya da buna güveniyor muyuz?’ sorularını yönelterek hareket edemeyiz. Buradaki ilişki politik bir ilişkidir. Dolayısıyla burada ele alınacak her mesele, güven de dahil olmak üzere, politik olarak ele alınmak zorundadır. Bugüne kadar yürüyen bir mücadele, bir demokratik halk mücadelesi, eğer kendi dinamikleriyle buraya kadar gelebilmişse, bundan sonraki sürecin ilerlemesine de biz gene kendi dinamiklerimize, kendi halk mücadelesi dinamiklerimize, kendi özgünlüklerimize, kendi yapımıza ve aynı zamanda tabii ki dostlarımıza, müttefiklerimize, arkadaşlarımıza güvenerek bunu yapmak durumundayız.
Haber: Selman Güzelyüz-Sema Bingöl\MA









