• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
28 Ağustos 2026 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Anne beni toprağıma göm!

28 Ağustos 2026 Cuma - 00:00
Kategori: Güncel, Manşet

Anne Gönül Önver, kaybettiği oğlu Şino’yu, ıslığını, son sözlerini ve bitmeyen zulmü anlattı:

  • Şîno: ‘Eğer siz kalırsanız ve ben şehit düşersem bil ki davam için şehit düştüm. Ben bu halkın fedaisiyim, bu halk için yaptığım hiçbir şey yok. Şehit düşersem beni Gever’e getir çünkü ben toprağım için mücadele ettim. Beni dışarda bırakma…’
  • Gönül anne: ‘Oğlunu ara arkadaşlarıyla birlikte teslim olsunlar’ dedi. Yapmayacağım deyince, ‘Oğlunu öldüreceğiz’ dediler. Sadece o değil onun tüm arkadaşları benim çocuklarım dedim. Ölürse toprakları için, halkı için öldü derim, başım dik olur onunla…’
  • ‘Hem oğlumu katlettiler hem de para istiyorlar. Bizi icraya verdiler ve borç 250 bin TL oldu. Bu zulümdür. Özgürlüğümüzü istiyoruz, barış istiyoruz. Ben bir Barış Annesi’yim ciğerim yanmış ve istemiyorum başka bir annenin ciğeri yansın…’

Reyhan Hacıoğlu

“Bir ihtimal daha var o da ölmek mi dersin” diyor şarkıda ve bu ülkede çok uzun bir savaşın ardından ilk defa barış konuşuluyor. Kimse ölmesin deniyor, kimse evinden, toprağından göçertilmesin, katledilmesin, acılar ortaklaşsın, cezaevleri boşalsın ve ölüler artık bir mezara kavuşsun deniyor…

Şehirlere bombalar yağdı, evler patlatıldı, cenazeler sokak ortasında kaldı. Bir anne yıkıntılar arasında günlerdir ıslığına tutunduğu oğlunu arkasında bırakıp şehri terk etti. Maviydi gözleri, hem de masmavi. “Söyle teslim olsun” dediler, o ise kılını bile kıpırdatmadı. Üzülmediğinden değildi bu, bu bir halkın onurunu yaşamından daha değerli gördüğünü bildiğindendi. Biliyordu, Şîno ölse de teslim olmayacaktı. Nitekim öyle de oldu…

Gönül Önver, 2015 yılında Gever’de (Yüksekova) özyönetim sürecinde uzun süre ilçeden çıkmamış annelerden. Topraklarını terk etmek istemiyordu elbette ama oğlu Welat yani Şîno oradaydı asıl…

 

1 - 17
- +

1.

2.

3.

4.

5.

6.

7.

8.

9.

10.

11.

12.

13.

14.

15.

16.

17.

Şîno gibi masmavi

Kıpır kıpır, masmavi tüyleri var. Ne yese ona da veriyor. Marşlara bayılıyor, elinden gelse kafesinde tüm gün bir o yana bir bu yana telde sallanıp durur. Adı Şîno… Anne, mavi gözlü Şîno’sunun adını koymuş ona.

Şîno’nun direnişini daha önce Özgür Politika’dan Gülcan Dereli “https://www.ozgurpolitika.com/haberi-sino-nun-isligi-175958” haberinde anlatmıştı. Ama ailenin direnişi de Şîno’nunkinden farklı değil.

Aileye tazminat davası

Yıllardır her türlü baskıya maruz kalan aile, şimdiler de ise Şîno’ya açılan tazminat davası ile uğraşıyor. İçişleri Bakanlığı Şîno’nun bir süre tutuklu kaldığı Hakkâri Cezaevi’nde yaptıkları bir protesto eyleminden kaynaklı açtığı tazminat davasında aileyi icraya verdi. “Hem oğlumu aldılar, hem de para istiyorlar” diyen Gönül anne, tazminatın icra ile birlikte 250 bin TL’ye ulaştığını belirtti.

Devletin kendilerinden “intikam” aldığını belirten Gönül anne, sürekli taciz edildiklerini ifade ederek, “Bazen arıyorlar diyorlar Şîno’nun telefonu bilmem nerde, ya da dosyası var ve en son da bu tazminat davası açıldı. Ödeyecek gücümüz de yok.”   “Neden intikam alıyorlar?” sorusunun cevabı ise annenin 2015 yılında yaşadıklarında gizli. Bir anne düşünün ki teslimiyeti dayatanlara karşı oğlunun ölümünü bile göze alsın…

‘Evimi bırakıp gitmedim’

“O zamanlar çok eziyet çektik. Başımızın üstüne bombalar yağdırdılar” diyor Gönül anne, söz ettiği tarih 2015. Birçok kişi evini boşaltıp giderken o ve birkaç aile Gever’de kalmayı seçiyor. Kararını şöyle anlatıyor Gönül anne: “Evimi bırakıp gitmedim. Komşular çıkın dediler. ‘Siz tek kaldınız mahallede’ dediler. Gever’i bırakıp gitmem dedim. En son yasağın başlamasına iki gün kalmıştı çık dediler, ben yoldaşları bırakıp çıkmam dedim.”

Anne çıkmayınca bu kez devreye Şîno giriyor ve haber yolluyor gelip kendisini göreceğine dair. “Yasağa iki gün kala heval Şîno bana haber gönderdi, ‘Seni görmeye geleceğim’ diye. Geldi, sen niye çıkmıyorsun dedi. Ben sizi nasıl bırakırım dedim, sen gel çık ben de çıkacağım dedim. ‘Anne ben nasıl yoldaşlarımı bırakırım, vicdanım rahat olmaz. Ama sen çık yoksa devlet sizi perişan eder’ dedi. Direndim çıkmam dedim. Sonra aç mısın diye sordum, yok dedi ben seni görmeye geldim sadece deyip öpüp gitti.”

En ağır vasiyet

Çıkmadan sözleşiyorlar. Şîno çıkmazlarsa gözü kulağının onlarda olacağını söylüyor. Sonra birçok annenin bir vedayı bile şans gördüğü ama yaşaması zor olan o konuşma geçiyor aralarında: “Eğer siz kalırsanız ve ben şehit düşersem bil ki mücadelem için, davam için şehit düştüm. Ben bu halkın fedaisiyim, bu halk için yaptığım hiçbir şey yok.”

“Böyle deme” diyen Gönül anneye sözler ağır gelip ağlayınca Şîno devam ediyor; “Şehit düşersem beni Gever’e getir çünkü ben toprağım için mücadele ettim. Beni dışarda bırakma.” Bu aralarındaki bir söze dönüşüyor sonrası için. Ve Şîno gitmeden yaşadığını belli etmek için ara ara ıslık çalacağını söylüyor.

Üç kere ıslık çaldı…

Sonrası kıyamet oluyor, yasak başlıyor, yer gök kurşun ve yer gök bombalar, o günleri ise şöyle anlatıyor Gönül anne:  “Her yer birbirine girdi. Bombalar yağdı başımıza. 3 katlı bir evde kalıyordum, hiç korkmadım. Bir kattan öbür kata gidiyordum, babası (eşi) gitme pencerenin önüne bombalar var diyordu. Ateşler düşüyordu yere ama hiç korkmadım. Gece saatleri dışarı çıktım bir baktım 3 kere ıslık sesi geldi. Dedim tamam yaşıyor… 3 kere ıslık çaldı sonra önderlik (Bijî Serok Apo) sloganı attı. Ben de bağırdım, zafer işareti yaptım.”

8 gün kalıyorlar bombalar altında. Bir komşuları da engelli çocuğu ile birlikte kalanlardan. Elektrik yok, sular kesik ve buz gibi bir binada 4 insan. Komşusu gelip ısınmak için soba yakmalarını öneriyor ve tam o anda polis anonsları geliyor; “Çıkın yoksa sizi infaz edeceğiz” diye. “Telefonlarımız da kapalı, elektrikler yok. Dedik halkın haberi olsun, evdeyiz, şehit düşsek diye” düşünürken, anons yenileniyor: “Biliyoruz evdesiniz, çıkın.”

‘Canlı bombasın dediler’

O gün bir şey yapmıyorlar ama ertesi gün yeniden geliyorlar. Ama anne kararlı çıkmamakta, sonrasında yaşadıkları ise 2015 yılında Kürdistan’da herkesin yaşadığının özeti: “Çıkmam, benim canım onların canından tatlı değil, evde kalacağım kim gidiyorsa gitsin dedim. Zaten Gever boşalmıştı. Eşimin şekeri yükseldi, gel çıkalım dedi. O arada ‘Bir bayrak açın sivil olduğunuzu anlayalım’ dediler. Komşumuz engelli çocuğunu aldı, çıktık. Hava soğuk, kar kış kıyamet. Ben de çıkarken sıkı giyindim. Elimde de anahtar vardı. Ben gidince hemen saldırıya geçtiler, ‘canlı bombasın’ deyip soydular atletle kaldım. Hepimizi karda beklettiler. Sonra bizi sorguya çektiler. ‘Neden evde kaldınız, çıkmadınız, niye bu kadar geç kaldınız?’ dediler. Dedim evim merkezde onun için kaldım ben de. Öyle değil dedi, inanmadı. ‘Sen o yüzden kalmadın’ dedi. Dedim evet o yüzden kaldım, evimden çıkmak istemedim. Bizi sorguladıktan sonra başka bir yere götürdüler. Röportaj vereceksiniz dediler, ‘Devlet bizi kurtardı’ diye. Röportaj vermem dedim. Dedi Kürtçe de konuşabilirsin. Kürtçe de biliyorum, Türkçe de, Arapça da ama röportaj vermek istemiyorum dedim. Etrafımızı sardılar. Israr ettiler, röportaj vereceksiniz diye. Vermem dedim. Oturduk. ‘Yemek yer misiniz?’ dediler. Yok dedim ben yemeğimi yemişim. ‘Bir sigara iç’ dediler, yok dedim içmiyorum. ‘Sen rahatsız falan olursan doktorlarımız var’ dediler dedim hayır ben rahatsız değilim. Tekrar röportaj vereceksin dediler yok dedim beni öldürseniz de ben röportaj vermem. ”

‘Teslim ol demeyeceğim’

Bu konuşmadan sonra yeniden kimlik sorgusundan geçiyorlar. Eşi geçip oturuyor ama Gönül anneye sıra geldiğinde iş değişiyor: “Bana ‘Sen niye çıkamadın?’ dediler. Ben de çıkmak istemedim dedim. ‘Senin oğlun içinde biliyoruz. Dağdaki adı Botan Gever. Kimlikteki adı da Emre Önver’dir. Gever’deki ismi de Şîno’ dedi. Madem biliyorsanız neden soruyorsunuz dedim. ‘Telefonla arayıp teslim ol diyeceksin’, dediler. Ben öyle bir şey kesinlikle yapmam dedim. ‘Peki, yarın oğlunu öldürürsek sen ne yapacaksın?’ dediler. Şehidim için başı dik olacağım. Derim ki halkı için canını vermiş, kendisini feda etmiştir o yüzden başım dik olacak dedim. Yeniden ara dediler. Aramam dedim. ‘Sen hepsini de tanıyorsun, onlara yemek yapıp götürüyordun’ dedi bu kez. Ben de madem her şeyi biliyorsunuz sorguya çekmeyin, oğlumu da aramam dedim. Bu onun iradesidir, ben onun iradesini kabul ediyorum, ondan razıyım, dedim. Bunu deyince sinirlendi, kalk git dedi.”

Keşke bunu yapmasalardı…

Gönül anneyi en çok da o dönem haberlere de yansıyan ve insan olan herkesin “utandığı” görüntüler etkilemiş: “Bizi içerden çıkarken soydular ya, iki saat karın üstünde kaldık. Bizi öldürsünler ama soymasınlar, dedik ama yaptılar…”

Yeniden gelip hem röportaj hem de Şîno’yu aramalarını istiyorlar: “‘Oğlunu ara arkadaşlarıyla birlikte teslim olsunlar’ dedi. Size sorguda ne dediysem aynı düşüncedeyim, böyle bir şey kesinlikle yapmayacağım deyince. ‘Senin oğlunu öldüreceğiz’ dediler. Sadece o değil onun tüm arkadaşları benim çocuklarım cevabı üzerine. ‘Öyle mi diyorsun’ dediler. Evet öyle diyorum, hepsi de benim evlatlarım, ifadem aynıdır dedim.”

Sesimi duyunca sevindiler

Daha sonra aileleri serbest bırakıyorlar. Gönül anne ve eşi de gelip kendilerini alan akrabalarıyla Colemêrg’e geçiyor. 3 hafta sonra bir telefon geliyor ve arayan Şîno’dur: “‘Anne sen neredesin?’ dedi. Ben geçtim deyince keyifleri yerine geldi, hepsi mutluluk çığlıkları attı, sesleri geldi. ‘Hepimiz seni bekliyorduk, acaba anne gitti mi, kurtuldu mu’ diye. Ben iyiyim, siz nasılsınız dedim. İyi olduklarını söylediler. Ben size, mücadelenize kurban olurum. Benim canım sizinkinden değerli değil canım size kurban olsun dedim. ‘Öyle deme’ dediler. Ondan sonra bir daha da haber alamadım onlardan…”

Devlet kimyasal attı…

Gever’e dönmek isteseler de yol bulamıyorlar ve duydukları haberler ise giderek korkunçlaşır: “Sonra bir haber geldi, dediler kimyasal atmışlar, birçok arkadaş şehittir. Devlet atmadık diyor ama kimyasal attılar…”

Hayatını kaybedenlerin cenazeleri Erzerom’a götürülür, bunu duyar ancak kimse ona bir şey söylemez. Eşi bir gün “Ben Erzerom’a geçeceğim” deyince anlar o da, Şîno’su artık yoktur… Gitmek için diretse de eşi izin vermez. Ve iki gün sonra eşi arayıp “Welat şehit düşmüş, cenazeyi alıp geleceğim” der.

Arkasından vurulmuştu

O da cenazeyi karşılamak için Wan’a geçer. Önleri kesilir “terörist cenazesi” diye. Ama Şîno’ya verdiği onu Gever’e götüreceği sözünü tutmakta kararlı. Ambulansı geçirmek istemeseler de annenin ısrarı ile bir şey yapamıyorlar. Sabah erkenden yola çıkmalarını istiyorlar. Aile morga girerek Şîno ile vedalaşıyor: “Şehidimizi yıkadık, gördük. Çok güzeldi, hepimiz öptük. Arkasından vurulmuştu. Yeniden öptüm, güçlü durmaya çalıştım ağlamadım. Morgun kapısında sabaha kadar şehidimi bırakmadım. Sabah da coşkulu sloganlarla ambulansa bindirip götürdük. Arkamızdan polisler geldiler, iki kızımı gözaltına aldılar. Ben, babası, amcası, dayısı tek kaldık. ‘Siz teröristi buradan geçiremezsiniz, sadece 10 dakikanız var’ dediler. Gever’e yetiştik bu sefer de kontrol noktası bizi tuttu, telefonlarımızı aldı, arama yaptılar. Bırakın biz gidelim sonra yine öldürün ama sadece şehidimizi götürelim dedik. Komşularımız vardı mezarlığın içine girmelerine izin vermediler. Cenazeyi defnettikleri zaman bayıldım. Komşular yardım etmek istediler ‘Terörist ailesidir’ deyip izin vermediler. Kalbimi tuttum ayağa kalktım. Su dahi istemiyorum, kolumdan tutup beni kaldırsınlar ama düştüğümü bilmesinler dedim.”

Bu bir zulüm

O dönemin ardından ailenin yaşadıkları son bulmamış tabi. Şîno’nun ölümünden 8 yıl sonra açılan davada önce hapis cezası çıkıyor, sonra tazminat. Sürekli taciz edildiklerini belirten Gönül anne, “Hem oğlumu katlettiler hem de para istiyorlar. Bizi icraya da verdiler 250 bin TL oldu ama verecek gücümüz yok. Bu bir zulümdür. Aradan kaç yıl geçti, bir oyun başka şey değil” diyor.

Uzun yılların ardından ilk defa bu aşamaya gelmiş bir barış süreci yaşanırken, insan en çok da acı çekmiş insanların duygusunu merak ediyor ve ona da soruyorum: “Ne istiyorsun?” “Bizim kalbimiz yandı, madem bir süreç başladı barış olsun. Özgürlüğümüzü istiyoruz, barış istiyoruz. Ben bir Barış Annesi’yim ciğerim yanmış ve istemiyorum başka bir annenin ciğeri yansın.”

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Müzakere ve mücadele

Sonraki Haber

Söylenebilirliğin ve yapılabilirliğin sınırları

Sonraki Haber

Söylenebilirliğin ve yapılabilirliğin sınırları

SON HABERLER

Meta cangılında komünleşmek

Yazar: Yeni Yaşam
28 Ağustos 2026

Söylenebilirliğin ve yapılabilirliğin sınırları

Yazar: Yeni Yaşam
28 Ağustos 2026

Anne beni toprağıma göm!

Yazar: Yeni Yaşam
28 Ağustos 2026

Müzakere ve mücadele

Yazar: Yeni Yaşam
28 Ağustos 2026

‘Baldırı çıplakların’ serveti

Yazar: Yeni Yaşam
28 Ağustos 2026

Seyda Şimşek 30 yılın ardından tahliye edildi

Yazar: Yeni Yaşam
27 Ağustos 2026

Suriye’de Kürtçe temel ders olarak okutulacak

Yazar: Yeni Yaşam
27 Ağustos 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır