Yeni Yaşam gazetesinde, neredeyse nesli tükenecek tam donanımlı ve hayatı ile düşüncesi birbiriyle uyumlu, kendisini bir akademisyen olarak kapitalizmin “düşünce gücünü” satın almasına karşı direnmiş Marksist Fikret Başkaya’nın mükemmel yazısını okudum. Bu yazı okuyanda sosyalizmin, şu bizim devlet siyasetçilerinin tabiriyle söylersem nasıl bir “beka sorunu” olduğunu okuru rahatsız edecek ölçüde bilince çıkarmasına yardımcı olacak bir yazıdır. Marks’ın Kapital’ini bilmeyen okur, bu yazıyla zahmetsiz bir şekilde sosyalizmin anlamını ve zorunluluğunu kavrayacaktır.
Yazıda dile getirilen en dehşet verici gerçek; özel kapitalist hastanelerin hastayı müşteri, hekimi “işgücünü satın aldığı” işçi, amacını azami kâr, hastalığın artışını da pazarın genişlemesi olarak gören insanlık dışı bir tekelci canavara dönüşmesidir. Hasta müşteridir ve ne kadar parası varsa o kadar “sağlık” satın alacaktır. Sağlık hastanın sağlığıdır ve ona yabancılaşmış olan bir metaya dönüşmüştür. Kendi sağlığına yabancılaşmış insan trajik bir olgudur.
Yazıyı okuyunca bunca yılın sosyalisti olarak ben bile telaşlandım ve kendi kendime “demokrasi için ne yapmalı” sorusundan “sosyalizm için ne yapmalı” sorusuna o anda sıçrayıverdim. Yazara teşekkür borçluyum, çünkü hepimizi sosyalizm hedefini Kaf Dağı’nın arkasındaki bir “hayal dünyası” sanma rüyasından uyandırıyor.
Marks, Engels, Lenin sonrasından beri elimizdeki sınıf mücadelesi kılıcını devlet denilen çelik zırhlı Leviathan’ın karnından demokrasi çıkarmak için zırhlara vura vura neredeyse körelttik ve yarın sosyalizm için kapitalist canavarın kalbine vurmaya kalktığımızda bu kılıcımızın köreldiğini göreceğiz.
Ne yapmalı?
“Sosyalizm hemen şimdi” mi diyelim? Başkaya’nın resmini çizdiği her şeyin metalaştığı cangılda sağlığına bile neredeyse gönüllü olarak yabancılaşmış insan “hemen şimdi sosyalizm” yerine “hemen şimdi başka şeyler” diyecektir. Ve biz ihtiyaçlar içinde kıvranan, kıvrandıkça öfkelenen bu insanla elbette faşizmi yıkabilir, “Şehir Hastaneleri’’nin ve cümle patronların devlet sistemini bir politik devrimle tarihin çöplüğüne gönderebiliriz. Zaten yüz yıldır bunun için çalıştık Rusya’da ve Çin’de, dünyanın nice yerlerinde de başardık. Ama neden sosyalizmi kuramadık? Kurduğumuz kadarını neden tanınmaz hale getirdik?
Meta cangılındaki insan manevi dünyadan kopuyor. Estetik hazzın yerine ruhunu insanlığın en iğrenç içgüdülerini kışkırtan metalarla abur cubur dolduruyor. Bu insan yıkmaya, yıktığı yerde bu metaları yağmalamaya hazırdır, ama sosyalizme hazır değildir. Biz reel sosyalizmin bir avuç yönetici Marksizm’den saptığı için yıkıldığını sanıyoruz. Oysa sapmaların da, başarısızlıkların da sebebi sosyalizme hazır olmayan bu insanla politik devrimi yapmış oluşumuzdur. Sosyalizme hazır olmayan bu insana sosyalizmi kursun diye “egemenliği”, yaptığımız devrimi savunmak adına vermemizin mümkün olamayışıdır. Mümkün olamayınca öncü azınlık olarak partimizin “diktatörlüğünü” kurmak zorunda kalışımızdır. Sosyalizmi bu insana tepeden, kimi zaman zora başvurarak inşa ettirmenin kaçınılmaz hale gelmesindendir. Ne Lenin, ne Buharin, ne Troçki ve diğerleri Marksizm’den saptıkları için değil, Marksizm’i ezbere bilenlerin, bu insanın sosyalizme hazır olmayışının sonucunda Marksizm’in gereklerini yerine getiremeyişlerindendir. Sonra Brejnev’in bu gerçekliğe bakıp “bu gördüğünüz reel olan sosyalizmdir” diyerek çar naçar teslim olmasındandır. Abluka, emperyalist savaş, casusların sabotajları, anti-komünist propaganda, karşı devrim komploları sosyalizme hazır olmayan insanın beynini dumura uğratmış, onu yeniden meta cangılına dönmeye razı etmiştir. O nedenle mesela Sovyet iktidarı Troçki’nin hayal ettiği bir “işçi ayaklanmasıyla” değil, hatta anti-komünist bir ayaklanmayla bile değil, kendi içine çökmüştür.
Ne yapmalı?
Politik devrimden önce bu insanı sosyalizme hazırlamalı. Ama nasıl? Propagandayla mı, parti okullarında eğiterek mi? “Metalara tapınma” diye öğüt vererek mi? Allah korkusuyla titreyen bu insana dinler bile günahsız bir hayatı telkin edemiyor. Kapitalizmin gücü Allah’a inancı bile çoktan metalaştırdı. Tarikat şeyhleri müridi çoktan müşteri yaptı ve ona metalaştırdığı “ayetleri” satıyor.
Bunları yazarken aklıma aziz dostum Feti Naci’nin “İnsan Tükenmez” kitabının başlığı geldi. Bu insan meta kuşatmasından kurtulabilir. Kapitalist cangılın bağrında “kurtarılmış yerel yönetimler” yaratarak… Aceleyle “kapitalizmin bağrında sosyalizm kurulamaz” demeyin. Elbette kurulamaz. Ama “kurtarılmış yerellerin insanı sosyalizme hazırlanabilir.”
Belediyeleşerek… Komünleşerek… Sokakta ya da mahalledeki halka kazanılmış belediyelerin tüm yetkilerini devrederek…Neye ihtiyacınız varsa, o ihtiyacı giderecek kararları artık siz alacaksınız diyerek… Pahalılıktan mı şikayetçisiniz, kuracağınız kooperatifle ucuzluk yaratarak… İhaleleri inşaat kooperatiflerinize vererek… Bu yolla sokağınızdaki, mahallenizdeki işsizlere iş yaratarak… ‘‘Şehir Hastaneleri’’nde ‘’ücretli köle’’ olmaya isyan eden hekimlerin, hastabakıcıların, ebelerin belediye bütçesiyle kurduğu halk sağlık merkezlerinde parasız sağlığınızı kazanarak… Kolektif mülkiyetin halk yararına olduğuna bu yolla o sağlığını meta sanan insanı kendi deneyleriyle ikna ederek…
Sokakta, mahallede parti “hücreleri” kurmanıza, halkı politik devrime hazırlamanıza itiraz etmiyorum. Bu hazırlığı yaparken, partinizin yerellerde sadece halka slogan attırmanın ötesine geçmesinden söz ediyorum.
Kolektif hayatın tadını binlerce yıl önceki komünal toplumdan bu yana ilk defa alacak olan bu kuşatılmış insan, yerellerde merkeze karşı, içgüdüsel bir isyan değil, bilinçli ve insani bir isyan duygusuyla donanacaktır.
“Sarısözen sınıf nerede sınıf” dediğinizi duyuyorum. Sınıf kentlerin varoşlarındaki sokaklardadır. Siz yaşarken Vehbi Koç’un sizin sokağınızda oturduğunu mu sanıyorsunuz? Belediye Koç’un da işini yapar elbette. Ama bizim belediyemiz yetkilerini Koç’a değil, sokaktaki işçiye, emekçiye, kadına devredecektir.
Yerelden sosyalizm doğmayacak, sosyalizme hazır insan doğacaktır. Böylece devrim vakti geldiğinde reel sosyalizmin kaderini paylaşmayacağız; sosyalizme hazırlanmış halk bürokratik devleti demonte ederek ona egemen olacak ve kendi elleriyle sosyalizmi kuracaktır.
İktidar partinin elinden alındığında sesini çıkarmayan halk iktidarı onun elinden almaya kalkana dünyayı zehir edecektir.
Ama bu işler öncüsüz, örgütsüz olmaz.
Yerellerden merkeze, merkezden sosyalizme yürüyüşün yüzbinlerce öncüsü vardır: 30 yıllık mahkum bu 30 yılını komünde geçirmiştir. 40 yıldır dağdaki gerilla bu 40 yılını komünde geçirmiştir. Evsiz barksız “kadrolar” misafir oldukları her ev sofrasını komün sofrasına çevirmiştir. Bunların sayısı yüzbinlercedir. Tuhaf ama zindan, dağ ve örgüt evi meta cangılının ortasında birer metadan arınmış “kurtarılmış yerel bölgelere” dönüşmüştür. Az sonra komüncüler zindandan çıkacak, dağdan inecek, devlete meçhul evlerinin kapılarını açacaktır.
Bitirirken söyleyeyim: Şu müzakere sürecinden çıkan yasayla ne kazandık diyenler, az sonra ne kazandıklarını anlayacaklardır. “Ya devlet bu insanlara izin vermezse?” aklı varsa verir. Vermez de zindandan çıkanları, dağdan inenleri, kapılarını açanları zindana atarsa bu halk atılanların yüz mislini doğurur. Rahat olun!







