1 Eylül Dünya Barış Günü yürüyüşünde konuşan kadınlar, barışın toplumsallaşması için Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması gerektiğini belirtti
1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla İstanbul Emek ve Demokrasi Platformu, “Barışa Birlikte Yürüyoruz, Demokratik Geleceği Birlikte İnşa Ediyoruz” şiarıyla Kadıköy’de yürüyüş gerçekleştirdi. Yürüyüşe katılan kadınlar, barışa ve iktidarın atması gereken adımlara ilişkin konuştu.
Zübeyde Fırat, annelerin savaş ve çatışmaların yarattığı ölümlerin son bulmasını istediğini belirterek barışın sadece silahların susmasıyla değil, Kürtlerin kimliğine, diline ve düşüncelerine saygı gösterilmesiyle mümkün olabileceğini söyledi. Zübeyde Fırat şöyle konuştu:
“Anneler çocuklarının özgürce çıkıp fikirlerini söylemelerini istiyor. Konuşmalarını istiyor, okumalarını istiyor, kendi anadilinde okumalarını istiyor.”
Kendisinin de çocuklarının anadilinde eğitim görmesini istediğini ancak bunun Türkiye koşullarında mümkün olmadığını belirten Zübeyde Fırat, barış sürecinin henüz başında olunduğunu ancak faşist söylemin yüksek olduğunu ekledi.
Süreklilik çağrısı
Dünya Barış Günü’nün yalnızca bu günle sınırlı kalmaması gerektiğini söyleyen Nesrin Arin, barışın ve özgürlüğün yaşamın her alanında hâkim olması gerektiğini belirtti. Başlatılan Barış ve Demokratik Toplum sürecinde somut adımlar atılması çağrısında bulunan Nesrin Arin şunları söyledi:
“Bu süreçte muhatap olarak Abdullah Öcalan’ı kabul ettilerse onun fiziki özgürlüğünü sağlasınlar, sürece layık olsunlar. Eğer gerçekten adaletli bir barış sağlayacaklarsa açıklamalarını ona göre yapsınlar, bizi oyalamasınlar.”
Demokrasi vurgusu
Adalet ve demokrasinin olduğu bir ortamda barışın mümkün olduğunu belirten Muazzez Töre, bunun için otoriter ve erkek egemen anlayıştan vazgeçilmesi gerektiğini söyledi. Muazzez Töre, devletin yıllardır oluşturduğu dilin değişmesi gerektiğini vurgulayarak şöyle konuştu:
“Bu dil, devletin bugüne kadar yerleştirdiği bir dil. Kolay kolay çıkacak bir şey değil. Ama bunu yine yapabilirse halkın kendisi idrak ederek yapacaktır.”
Değişimin zor ama imkânsız olmadığına, demokrasi ve adaletin mümkün olduğuna inandığını belirten Muazzez Töre, halkla doğru dille konuşulması gerektiğini sözlerine ekledi.
Kadınların sesi
Kadınların eşit olduğu ve varlıklarının kabul edildiği bir barış istediğini belirten Gülşen Şahin, kadınların seslerini özgürce duyurabildiği ve haklarının güvence altına alındığı bir sistemin kurulması gerektiğini söyledi. Gülşen Şahin sözlerini şöyle sürdürdü:
“Biz sesimiz duyulsun istiyoruz. Bizler birlikte olursak, sesimizi gür çıkarsak yasalar uygulanır. Kadın katliamları durur. Kardeşlerimizi, gençlerimizi, çocuklarımızı korumuş oluruz. Barışı çoğulcu bir anlayışla herkesin sahiplenmesi lazım. Biz genç kadınları ve gençliğimizle birlikte bütün duyarlı halkı, Alevi kesimini de artık o sessizlikten çıkmaya çağırıyoruz. Bugün kendi sesine sahip çıkmayan daha çok eziyet görür.”
Dayanışmayla kazanılacak barış
Barışın otoriter bir iktidarın topluma sunacağı bir lütuf olmadığını belirten HDP eski milletvekili Filiz Kerestecioğlu, toplumsal barışın ancak mücadele ve dayanışmayla mümkün olabileceğini söyledi. Filiz Kerestecioğlu şunları kaydetti:
“Otoriter bir iktidar barışı bize böyle tepsi üzerinde hediye edecek ve ondan sonrasında demokratikleşmeyi hediye edecek ve bundan sonrasında da barış toplumsallaşacak. Böyle bir şey yok. Bu ancak yine direne direne olacak bir şey.”
Toplumun farklı kesimlerini barış mücadelesine dâhil olmaya çağıran Filiz Kerestecioğlu, şu değerlendirmeyi de ekledi:
“Hepimiz aynı ülkenin yurttaşlarıyız. Eşit haklara ve anadilde eğitim hakkına sahip olmadığımız zaman hiçbirimiz için kurtuluş yok diye düşünüyorum.”
Ekmek kadar barış
Dünyada ve Kürdistan’da yoğunlaşan savaşların, yıkımın ve sömürünün en fazla kadınları ve çocukları etkilediğine dikkat çeken Suna Uzuntel, barış, adalet ve demokrasi noktasında ortak bir mücadele hattının büyütülmesi gerektiğini belirterek farklılıklar üzerinden bölünmeye karşı topluma birleşme çağrısı yaptı. Suna Uzuntel şöyle konuştu:
“Bölgede barışı, adaleti, ülkede demokrasiyi savunacak bir mücadele hattına ihtiyacımız var. Bizi bölüp parçalamaya ve birleşmemizin önüne geçmeye çalışsalar da dil, din, ırk fark etmeksizin birleşmeye ihtiyacımız var. Geniş halk kesimlerinin, Türkiye’de de dünyada da barışa neden ekmek kadar, su kadar ihtiyaç olduğunu anlaması gerekiyor.”
Kaynak: JINNEWS









