• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
13 Eylül 2026 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Aziz Tunç

Sürece ruh kazandırmak

13 Eylül 2026 Pazar - 00:00
Kategori: Aziz Tunç, Yazarlar

Çözüm sürecinin temposu yine düştü, bunun üzerine tartışmalar yeniden başladı. Herkesin arzusu sürecin olabildiğince hızlı ilerlemesi yönünde. Buna rağmen süreç sık sık aksamaktadır. Sorun tek başına bu da değildir. Sürecin neden tıkandığına dair anlaşılır bir açıklama da yapılmamaktadır. Bu yönlü ikna edici bir açıklama yapılsa bu da sürece dair pozitif bir değerlendirme olarak kabul edilebilir. Ancak hem yaşanan aksamalar hem de hiçbir açıklamanın yapılmaması, sürecin geleceğine dair ciddi anlamda kuşkular yaratmaktadır.

Peki, süreç neden ilerlemiyor? Çünkü taraflar sürece başka anlamlar yüklüyor, başka sonuçlar bekliyorlar. Kürt tarafı, tereddütsüz bir biçimde, sürece Barış ve Demokratik Toplum misyonu yüklemektedir. Bu amaçla sürece sahip çıkmakta ve sürecin ilerlemesi için yapabileceği her şeyi yapmaktadır. Ancak devlet, sürece başka bir anlam yüklemekte ve farklı sonuçlar beklemektedir. Devletin sürece nasıl bir anlam yüklediğini tanımlamadan, devletin yaptıklarını, yapmadıklarını veya yapılmasını önlemediklerini, somut olarak alt alta yazalım, gerçek bütün çıplaklığıyla ortaya çıkacaktır.

Birincisi devlet, sürecin yegâne geliştiricisi olan Sayın Öcalan’ın özgür çalışmasını sağlamamakta, tecrit uygulamasını Demokles’in Kılıcı gibi elinde tutmaktadır. Sayın Öcalan’ın PKK ve Kürt kurum yöneticileriyle, toplumsal kesimlerle, aydınlarla, siyasetçilerle, sanatçılarla ve kanaat önderleriyle görüşebilmesinin olanakları yaratılmıyor, yaratılmak istenmiyor. Böylece süreci provoke etme potansiyeli taşıyan yanlış anlamlar oluşmaktadır. Ayrıca devletin mevcut yaklaşımı, Sayın Öcalan’ın süreci geliştirmesini engellediği gibi, olası başarısızlıkların Kürtlere fatura edilmesine de zemin yaratmaktadır.

İkincisi devlet, “teyit-tespit” şartının uygulanmasını ısrarla zorlaştırmaktadır. Devletin PKK yönetici ve komutanlarını bir kampta tutmak istediği kamuoyuna yansımış bulunmaktadır. Çözüme hiçbir katkısı olmayan, PKK yöneticilerinin de kabul etmeyeceği bu tutum, iyi niyetli olarak görülemez.

Üçüncüsü, PKK gerillaları arasında yönetici, yönetici olmayan, eyleme katılmış veya katılmamış, şeklinde ayrımlar yapılarak örgüt atomize edilmek istenmektedir. Halbuki orada ki bütün gerillalar gerektiğinde her türlü eyleme katılmaya hazır insanlar oldukları gibi aynı zamanda her birisi yönetici adayıdırlar. O nedenle bu ayrım hem gerçeğe uygun değildir hem ilkesel olarak yanlıştır hem de güven vermeyen, samimiyetsiz bir tutumdur.

Dördüncüsü, devletin gerillalar için yapılan taziyelerden de rahatsız olduğu görülmektedir. Bu yaklaşım başlı başına sorunludur. Hani Kürtleri tanıyacaktı bu devlet, artık eskisi gibi Kürt inkârı olmayacaktı? Peki sözde inkâr etmediğiniz ve tanıdığınız Kürtlerin acılarını yaşaması neden rahatsız ediyor?

Beşincisi, Trabzon’da, Düzce’de, İstanbul’da Kürtlere saldırılar yapıldı. Rojava’da Suriye devletinin ordusuna entegre olan bir Kürt askeri kaçırılıp öldürüldü. Yine Rojava’da Kürtçe eğitim yapmak engelleniyor. Esas rahatsızlık bunlardan dolayı duyulmalı, bir tepki gösterilecekse bu saldırıları yapanlara, anadilde eğitimi engelleyenlere gösterilmelidir.

Altıncısı ve en önemlisi, devlet, sorunun Kürt sorunu olduğunu ifade etmemektedir. O nedenle sürecin toplumsallaşması için hiçbir çaba göstermemektedir. Kürtlerin bu konuda yaptıkları ise yeterli olmamaktadır. Bütün bunların göstermektedir ki devletin Barış ve Demokratik Toplum sürecine yüklediği misyon ve bu süreçte beklediği sonuç, başkadır. Devlet, gerçekten çözümden yana ise öncelikle Türkiye halklarını kardeşleşmeye hazırlaması gerekiyor. Bunun için devlet yetkilileri, Kürtlerin tarihi, dili ve kültürü olan ayrı bir halk olduğunu, Kıbrıs’ta yaşayan Türkler gibi ulusal demokratik hakları bulunduğunu, bütün mecralarda kabul ve ilan etmelidirler. Devamında Kürtlerin, birlikte yaşanacak kardeş bir halk olduğu, kararlılıkla ve en net biçimde ortaya konmalı ve bütün toplumun bu gerçeklere uygun davranması sağlanmalıdır. Devlet, bunları söylemekle yetinmemeli, kardeşleşmeye yönelik kapsamlı ve  sonuç almayı sağlayacak bir dizi projeyi uygulayarak, sürece bir ruh kazandırmak zorundadır. Çözüm olarak önerilen “demokratik entegrasyon” da her halkın kendi özgünlüğünü koruyarak diğer halklarla kardeşleşmesini zorunlu kılmaktadır. Yani kardeşleşme sağlanarak entegrasyon olabilir ancak. Barış ve Demokratik Toplum süreci, bu şekilde güven verici olabilir ve ilerleyebilir. Şimdi denilecek ki devlet bunu yaparsa kendi oluşturduğu, halkları ve inançları yok etmeyi esas alan paradigma çöker ve eski devlet çözülür. Bu öngörü doğrudur, evet, inkarın kaynağı olan ırkçı paradigma çökmelidir. Geleceği örmek, mutlaka geçmişin reddiyesine boğulmayı gerektirmeyebilir. Mevcut devlet yapısı, sosyal- siyasal gerçeklere dayanarak ve demokratik bir sözleşmeyle yeniden örgütlendirilmelidir. Bundan korkmak ve kaçınmak yerine, yeniden yapılanmanın kazandıracaklarına odaklanmak ve bu noktalarda tartışmayı yoğunlaştırmak, daha doğru olacaktır. Tarih, sosyal- siyasal yaşamın eski tarzının aşılarak, yeni biçimiyle devam etmesidir.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Toprak kendini yeniler, ilaca ihtiyacı yok

Sonraki Haber

Teori ve program diyalektiği

Sonraki Haber

Teori ve program diyalektiği

SON HABERLER

Jin Dergi’nin yeni sayısı yayında

Yazar: Yeni Yaşam
13 Eylül 2026

‘Kürt anasını görmesin’

Yazar: Yeni Yaşam
13 Eylül 2026

Seçimlerle değiştirilemeyenlere dair…

Yazar: Yeni Yaşam
13 Eylül 2026

Teori ve program diyalektiği

Yazar: Yeni Yaşam
13 Eylül 2026

Sürece ruh kazandırmak

Yazar: Yeni Yaşam
13 Eylül 2026

Toprak kendini yeniler, ilaca ihtiyacı yok

Yazar: Yeni Yaşam
13 Eylül 2026

Rüşvet sadece parayla olmuyor

Yazar: Yeni Yaşam
13 Eylül 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır