Organik tarımı ve tarımda ilaç kullanımının zararlarını anlatan uzmanlar:
- Organik gübreleri kullanmak gerekir. Ticari gübrelerin kalkması lazım. İki yılda bir hayvan gübresi kullanmak gerekir. Zaten, toprağı kendi haline bıraktığın zaman, toprak kendi kendisini yeniliyor. Toprak zaten canlı bir organizma
- Bir üretici bir ilacı kullanarak bir mevsim fazla ürün elde edebilir, ama toprağı sonsuza kadar kaybetme yönünde adım attığını farkında olmalı. Denetimsiz kullanılan tarım ilaçları adım adım toprağı yitirmemize yol açar
- İlaçlar hiç kullanılmaması gerekirken vatandaş, biraz ucuz olduğu için alıyor o ilacı kullanıyor ve yanındaki bahçeyi de zehirlemiş oluyor. Bitişiğindeki, parselindeki bahçeyi de, kendi bahçesini de zehirlemiş oluyor
Hüseyin Kalkan
Artık sebze ve meyvelerin Avrupa kalıplarından dönmesini beklemeye gerek kalmadı. Geçtiğimiz günlerde Afyonkarahisar’da domates toplamaya giden 33 işçi tarım ilacından zehirlendi. Tarım ilaçları şöyle bir gündeme gelir gibi oldu, sonra herkes rutinine döndü. Oysa olay sadece tarım ilaçlarını tüketiciye verdiği zarardan daha derin bir meseleydi. İlaç tarım topraklarına kalıcı zarar veren en önemli etmendi. Eğer çözüm bulunmazsa ileride tarım yapacak toprak kalmayabilir. Sorun bu kadar ciddi. Biz bu ciddi sorunu hem üretici hem de ziraat konusunda uzman ve zamanında Tarım Bakanlığı’nda çalışmış ve daha sonra zorunlu emekli edilmiş olan iki isimle konuştuk. Ziraat Mühendisi Hüseyin Akgül ve Ziraat teknisyeni Süleyman Yücekaya sorularımızı yanıtladı. Bazı sorulara ikisi de cevap verdi. Bazen birinin söylediğini öbürü tamamladı. O nedenle yanıtlara ayrı ayrı yer vermedik. Uzmanların sorularıma verdiği yanıtlar şöyle:
- Organik tarımla başlamak istiyorum. Nedir organik tarım?
Organik tarım olması için belli koşullar var. Çiçek ilacına bile izin verilmiyor. İşte iki yılda bir hayvan gübresi atılabilir. Sana organik belgesi verdiği zaman geliyor ağaçtan yaprak alıyor. Yaprakları tahlil ediyor. O tahlilde ilaç atılmış mı atılmamış mı anlaşılıyor, Bunların hepsinde o sertifikalı gruplu şartları var. Yani diyelim bir tanesi kayısıcılık yapıyor. Yurt dışına kayısı ihraç edecek, onun bir belgesinin olması gerekir. Organik kayısı üretmesi için. İhraç etmesi için bir belgesini gerekiyor. Onun için sertifikasyon grupları var. Bir sertifikasyon grubu oluşturuyorlar. Geliyor burada tahlil yapıyor gidiyor. Göz yumuluyor mu? Göz yumuluyor, yani tümü de organik değil.
- Avrupa’da yasaklanan tarım ilaçları Türkiye’de satılmaya devam ediyor mu?
Avrupa’da yasaklanan ilaçlar en fazla bir yıl sonra Türkiye’de yasaklanıyor. Niye? İlaç atılan mal Avrupa’ya satıldığı zaman ilaçlı gidiyor. Doğal olarak tahlillerde etkin madde çıkıyor. Avrupa diyor ki, ben bunu vatandaşıma yedirmem, yasaklanıyor. Maalesef kayısıda yaşandı geçen sene. Kayısı geri döndü. Şimdi bakanlık bunu önüne geçmek için E-reçete çıkardı. Her üreticiye bir tane kod veriyor. Ve sana ilaç payı veriyor. Daha önce gidiyordun, istediğin ilacı alıyordun. Şimdi bu kolay olmuyor. Özellikle laboratuvarlarda yapılan tahlillerde çıktığı için istediğin ilacı atamıyorsun. Bazı yerlerde meslek dışı bayiler var. Onlar para kazanmak amaçlı reçetesiz ilaç satıyorlar. Ama ilacı da tanımıyor, nedir, neye yarar? Bilmiyor. Satıyor. Stoklardan alıp eritiyorlar. İlacı satması için bir belgesi olması gerekir. En azından diyelim ziraat teknisyeni olmalı. Ziraat mühendisi olması gerekir. Bazı insanlar diplomasını kiralıyor. Bir de zehir tezgâh altında satılıyor. Hiç kullanılmaması gerekirken ilaçlar. Ama vatandaş bakıyor, daha biraz ucuz olduğu için alıyor götürüyor o ilacı kullanıyor. Ve yanındaki bahçeyi de zehirlemiş oluyor. Bitişiğindeki, parselindeki bahçeyi de, kendi bahçesini de zehirlemiş oluyor.
- Bütün ilaçlar zararlı mı?
Sonuçta ilaç. Her ilacın bir yan etkisi olur. Zararsız ilaç olmaz. Ha ne olur, bu minimize edilebilir. Organik tarım diyoruz ya, organik tarımda aslında ilaçtan önce, bakım, besleme, yetiştirme ortamı önemli. En önemlisi o. Bitkiyi sağlıklı beslerseniz, o zaman ilaca fazla ihtiyaç duymazsınız. Bizim topraklarımız da organik madde bakımından çok fakir. Yani yüzde ikinin altında, yüzde birinin altına düşen yerler var. İkinin üstünde çok az. Yani bunun tarım yapılabilir, olabilmesi için üçün üstüne çıkması lazım. İdeali dört. Teoride beş de diyorlar. Üç, tabii en güzel. Organik madde yeterli olunca, bitki sağlıklı besleniyor. Sağlıklı beslenen insan gibi.
- Toprağın organik madde bakımından fakir olduğu zaman ne yapacaksınız?
Şimdi az olduğu zaman organik maddeyi takviye etmek lazım. Hayvansal gübreler, şu anda Leonardit mesela, birkaç yıldır Belistan da bizim piyasaya girdi. Leonardit, toprak düzenleyici, gübre değil o. Kömürün bir önceki evresi. Onlar toprak tutma kapasitesini artırıyor organik madde bakımından. Organik maddenin özelliği şu, besin maddelerini beraberinde bitkinin bünyesine taşıyor. Onun özelliği o. Öyle olunca da bitki sağlıklı besleniyor. Sağlıklı beslenince de, hastalıklara karşı dirençli oluyor. Biz üreticiler genellikle işin kolayına kaçıyoruz. Azot, fosfor, potasyum gibi gübreler var. Getiriyoruz, kilo kilo döküyoruz. Her döktüğümüzde toprak biraz daha tuzlanıyor. Tuzlu olunca da bitkinin bünyesi de bozuluyor. Bir de kükürt azalıyor tabii. Kükürtü aslında niye kullanıyoruz? Toprak pH’ını (toprağın asitliğini) düzenlemek için kullanıyoruz. Toprakta organik madde yok. Fakir olunca topraklarımız genelde bizim kalsiyumlu. 2-5 topraklarımızdaki kalsiyumlu topraklarda pH yüksektir. pH, asit baz denge diye tarif edilebilir. Şimdi pH yüksek olunca, mesela kayısı için, pH’nın işte 7 civarında olması lazım. 0’dan 7’ye kadar asittir, 7 nötrdür. 7’den yukarı bazdır. Mesela tuz bazdır. Limon, tuzu asittir. Şimdi toprakta da böyle bir denge var. Dengelemek için işte organik madde, kükürt de kullanıyoruz. Kükürtün zararı yok. Kükürt zaten doğal bir elementti. Kükürt öteden beri tarımda kullanılıyor. Doğal bir element olduğu için çeşitli şekillerde kullanılıyor. Hala da kullanılır. Şimdi onu kireçle karıştırarak kalsiyum polisifit, gülleci bulamacı diye piyasada satılıyor. İnternette de var. Organik tarımda kullanmak için yeni yeni alternatif ürünler bulunuyor. Tabi ilaç değildir bunlar. Reçeteye tabi değildir. Ama daha önce tarımda kullanılmış. Yani Türkiye dışında Avrupa’da kullanılmış gülleci bulamacı. Bugün Kaliforniya bulamacı dediğimiz işte. Göz taşı dediğimiz. Gülleci bulamacı göz taşından daha az zararlı. Çünkü göz taşının birleşiminde bakır var. Bakırı sürekli atıyoruz. Bakır ağır element. Toprakta yıkanmıyor. Topraktaki mikroorganizmalar da zarar veriyor aynı zamanda.
- İlaç kullanımı yaygın mı?
Çok dengesiz ilaç kullanılıyor. Ben bu sene kayısıyı 4 kez ilaçladım. Bir arkadaşım 12 kez ilaçladı. Ağacın, meyvenin ne durma düşeceğini sen hesapla. On iki kez ilaç. Yani işte beş altı tane dal kurumasına karşı, Monilya’ya (bir tür mantar hastalığı) karşı. Ondan sonra çiçek hasat döneminde çiçeği atıyorsun ki o monoliğe dönüşmesin. Çiçek ilacının 15 gün etkisi vardır. 15 gün sonra tekrar atacaksın. Ama bir bakıyorsun adam diyor ki ben on iki tane ilaç attım. Yani hem bunun maliyeti hem bunun insanların tüketimi açısından etkisini düşünmek lazım.
- Atılan ilaçlar sonuç olarak yağışla toprağa da karışıyor. Toprağa nasıl bir etki yapıyor?
Zaten ilaç atılırken toprağa karışıyor. Attığınız ilacın tamamı ağacın üzerinde kalmıyor ki. Damlıyor. Şimdi bunun en bariz örneği Çukurova’da bir dönemler pamukta DDT kullanılırdı. DDT toprakta parçalanmayan bir madde. Son otuz yılda sebzede bile kullanılıyor. DDT yapılınca yeraltı sularına sızıyor. Yeraltı sularına sızdıktan sonra Çukurova’da kanser vakaları patlıyor. Ondan sonra bir araştırıyorlar, yeraltı sularında DDT tespit ediliyor. İleride biz de bunu yaşayacağız. Kayısıda, çil karşıtı Dodin (Başta mantar olmak üzer bazı hastalıklara karışı kullanılıyor) etken maddesi çok kullanılırdı. Dodin toprakta çözülmeyen bir madde. Kalıyor. Yeraltı sularına sızıyor. Yani yok olmuyor. Parçalanmıyor. Bir şekilde yeraltı suyla buluşuyor denizlere, taşınıp gidiyor. O zaman kaynak sularını da içen de bundan etkileniyor. Kaynak suları kirli. Zaten bu ovadaki (Akçadağ ovası) suların hiçbirisi temiz değil ki.
Peki, tarım ilaçlarının reçeteye bağlanması bir çözüm mü size göre?
Tarım Bakanlığı işlevini yerine getirse bu çözüm olur. Biz Tarım Bakanlığında emekli olduk. Tarım İlçe Müdürlüğü’nde çalıştık. Evrak memurluğu yaptık. Bakanlık kendi aslı işini yapsa bana göre çok başarılı olur. Şimdi reçeteyle ilaç kullanımını kontrol altına alabilirsiniz. Ben çiftçiyim. Akçadağ’a bağlıyım. Zaten her köyden sorumlu bir danışman var. Gideceksin, reçeteni yazdıracaksın. Reçetemi yazdırdım. Getirdim, ilacı da aldım. Getirdim, attım. Hasat sonu ürünümü de sattım. Benim reçetem orada var. Ne kullanmışsam var. Ben bu ürünü sattığım zaman laboratuvarda bunun dışında bir şey çıkarsa bunun bir yaptırımının olması lazım. Yaptırım olmazsa, bu iş olmaz. Normalde iyi bir sistem ama yürürse, oturtulabilirse gerçekten iyi. Eczane gibi düşünün. Eczacı reçetenin dışında bir şey verebiliyor mu? Veremez. Veremiyor. Bu da öyle olmalı. Yazacak, bakacak, reçetede ne varsa onu götürüp atacak. Bunu kontrol altına almak çok basit. Ama bunu bakanlık niye yapmıyor? Bilmiyorum.
- Bunun yerine alternatif bir şey var mı? Yani ilaç kullanmayacaksın da ne yapacaksın?
Birinci alternatif, bitki beslemenin düzgün yapılması lazım. Önce topraktan başlar. Toprak tahlilinin yapılması gerekir. Toprağı rehabilite edeceksin ki, sağlam bitki yetiştiresin, sağlam gıda yiyebilesin. İş toprak tahliliyle başlar. Temel orada. Toprak tahlil ettim mesela. Bizim topraklarımızda genelde nedir? pH’mız yüksektir. Tansiyonumuz yani yüksek. Bu fosfora bağlı. İşte azotumuz eksiktir. Bunları telafi ederken, organik gübreleri kullanmak gerekir. Yani bu ticari gübreler var ya, şu gübrelerin tamamen kalkması lazım. Hayvan gübresi iki yılda bir kullanmak gerekir. Ondan sonra zaten, toprağı kendi haline bıraktığın zaman, toprak kendi kendisini yeniliyor. Toprak zaten bir canlı organizma. Mesela biz toprak işlemeden tarım yapıyoruz. Şimdi dünyada o da konuşuluyor.
- Sürmenin yerine ne yapacaksın?
Bu teknik (toprak işlemesiz tarım tekniği) bitkisel üretimde uzun yıllardan beri yararlanılan alışılagelmiş tarım tekniği. Esası; kulaklı pulluklarla toprağın devrilmesi daha sonra kültüvatör, diskaro gibi ikincil toprak işleme aletleriyle tohum yatağının hazırlanması. Bu tarım tekniğinde temel toprak işleme aleti olan kulaklı pulluğun toprağı alt üst etmesi; yüzey artıklarını ve gübreyi gömmesi gibi üstünlükleri vardır. Otlar kalacak. Toprağın altına gidecek. Yeşil gübresi gibi olacak. Niye ot? Ot toprağın öz evladı. Bir yerde bir ot varsa toprağın kendisinin savunma mekanizmasıdır ot. Havadaki karbonu toprağa bağlıyor. Azotu toprağa bağlıyor. Yani fabrika gibi. Şimdi bunu biz her defasında sürüyoruz. Sürdüğümüz zaman bunu köküyle öldürüyoruz.
- Tarlayı sürmeden nasıl ekeceksin?
Mibzerler var. Toprak işlemesiz tarım ve de minimum toprak işlemeli tarım diye geçiyor. Yani bu iş için büyük mibzerler var. Mibzerlerle ekiyorsun. Şerit halinde işliyor. Toprağın tamamını işlemiyor. Sadece ektiği yeri. Şerit halinde işliyor. Yanına dokunmuyor. Mesela sen yanına başka bir şey ekmişsin. Sapı burada duruyor. Mesela mısır ekmişsin. Burada duruyor. Ona dokunmuyor. Mibzer arada gidiyor. O otlar çürüyerek gübre oluyor. Onun kökü meydana çıkıyor. Koca damarları çürüyerek gübreye dönüşüyor. Toprak kendi kendini beslemiş oluyor.
Akgül ve Yücekaya, sözlerini bitirirken bir kez daha Tarım Bakanlığının yetersizliğine dikkat çekiyor. Son uyarılar şöyle: “Bizim de bir dönem çalıştığımız bakanlık maalesef bu konuda yetersiz. Tarım Bakanlığı kendi bünyesindeki teknik elemanları evrak memuru olarak çalıştırıyor. Şu an burada (Akçadağ) 50 tane personel vardır. Teknik elemanı olarak en az 20 kişi vardır. Evrak memurluğu yapıyorlar. Onların köyde, köylülerle çalışması gerekir. Herkesin sorumlu olduğu köy olmalı. Çiftçi ile iç içe olmalı. Böylece hem üretici eğitilir, hem de sahada bulunan teknik elemanlar bu sorunu daha iyi kavrar. Bir üretici bir ilacı kullanarak bir mevsim faza ürün elde edebilir, ama toprağı sonsuza kadar kaybetme yönünde adım attığını farkında olmalı. Denetimsiz kullanılan tarım ilaçları adım adım toprağı yitirmemize yol açar.”









