Önderliğin, yıllardır üzerinde durduğu hakikat önem kazanmakta; özgürlük yalnızca siyasi bir hedef değil, aynı zamanda yeni yaşamın yeniden inşa edilme hakikatidir. Demokratik toplum, kadın özgürlüğü, ekolojik yaşam ve komünal örgütlenme gibi kavramlar sadece teorik başlıklar değildir
Ali Kalik
Her toplum özgür bir gelecek için ciddi mücadeleler verip büyük bedeller ödemiş. Mücadelede yaşamını yitirenlerin yarattığı değerlere doğru yaklaşarak geleceklerini inşa etmişlerdir. Kürt özgürlük mücadelesi de “Hayali Kürtler burada meftundur” gerçekliğinden alarak yeniden diriltip ve kendisi için mücadele edecek konuma gelen bir halk hakikati yarattı. Böylesi bir hakikat içinde bazı insanlar yaşadıkları zamanın sınırlarını aşar. Kendilerinin ardında sadece bir isim, bir tarih ya da bir hatıra bırakmadılar. Bir düşünce, bir mücadele, bir irade, bir kültür ve gelecek kuşaklara bıraktıkları ciddi bir miras ve ağır bir sorumluluk var. Şehitler gerçeği de tam burada anlam kazanmakta. Şehitleri anmak, onları yalnızca belirli günlerde hatırlamak değildir. Fotoğraflarının önünde saygıyla durmak, isimlerini meydanlara ve anma törenlerine taşımak elbette değerlidir ancak yeterli değildir. Asıl anlamı daha derin ve kapsamlıdır. Uğruna yürüdükleri yolu, amaçlarını, hedeflerini, özlemlerini ve felsefelerini bugünde sahiplenerek yaşatmakla anlam kazanır. Çünkü Şehitler hakikati, geçmiş ile bugün arsasında kurulan manevi bağın kendisidir. Bir halkın hafızası sadece yaşadığı acılar değildir. Acılar kadar direnme iradesi, dayanışma duygusu ve yeniden yaşam kurma inancı da hafızanın en önemli parçasıdır. Bu nedenle şehitlerin mirasına sahip çıkmak, ölümü kutsamak değil; onların yaşamlarını anlamlı kılmak için amaç ve hedeflerinin amansız takipçisi olup başarıya taşımakla mümkündür.
Anmak yetmez, anlamak gerekir
Her toplum kendi tarihini nasıl hatırlıyor ve ne kadar bilince çıkarmışsa geleceğini de o perspektifle kurar ve geliştirir. Şehitleri yalnızca geçmişte bırakmak, mücadelesini bir anma ritüeline indirgemek şehitler hakikatinin anlaşılmadığını gösterir. Oysa şehitler gerçeğine doğru yaklaşım insanın dönüp kendi yaşamına öz eleştirisel bakarak, kendini yeniden yapılandırıp pratikleşmesiyle mümkün. Bugün nasıl yaşıyoruz? Birbirimize yaklaşımımız nasıl? Toplumsal sorunların çözümü konusunda nasıl bir sorumluluk alıyoruz? Kadın özgürlüğünü, gençliğin gelecekteki rolünü, halkların eşitliğini ve toplumun demokratik değerlerini güçlendirmek ve geliştirmek için ne kadar mücadele ediyoruz? İşte şehitler gerçeğine göre yaşamak, bu sorulara doğru cevap vererek hakikatle yüzleşmektir. Çünkü şehitlerin bıraktığı miras sadece “hatırlanması gereken” bir geçmiş değil, nasıl yaşanması gerektiğine pratikte verilecek cevaptır. Hiçbir mücadele, kendisini yalnızca yaptığı fedakârlıklarla değil, nasıl bir yaşam yaratığıyla ele alarak değerlendirir. Bu nedenle şehitlerin anısına bağlılığın en rafine ve hakikatin kendisi “Nasıl Yaşamalı’ya” verilecek cevaptır. Yani şehitler gerçeğine göre yaşamak, özgür yaşamı savunmaktan geçer.
Hafıza, sorumluluğa dönüştüğünde anlam kazanır
Hafıza yalnızca geçmişin anılarını, acılarını, yaşanmışlıklarını saklayan bir arşiv değildir. Hafıza geçmişin tüm yaşanmışlıklarında ve anılarında dersler çıkararak yaşamı ve geleceği inşa etmektir. Bir toplum kendi geçmişini unutursa, sadece geçmişte yaşanmışlıkları kaybetmez; geleceğini kurma ve özgür yaşamı inşa etmeyi de kaybeder. Bu nedenle şehitlerin ismini ve anılarını yaşatmak kadar şehitlerin hangi toplumsal gerçeklik içinde çıktığını ve nasıl bir yaşamı inşa etmek için mücadele etiğinin hakikatinin bilincinde olmakta oldukça önemlidir. Onların yaşamlarını anlamlı kılan koşulları, mücadelelerini ve taşıdıkları umutları doğru okumak gerekir.
Önderliğin, yıllardır üzerinde durduğu hakikat önem kazanmakta; özgürlük yalnızca siyasi bir hedef değil, aynı zamanda yeni yaşamın yeniden inşa edilme hakikatidir. Demokratik toplum, kadın özgürlüğü, ekolojik yaşam ve komünal örgütlenme gibi kavramlar sadece teorik başlıklar değildir. Özgür bir toplumun geleceğinin nasıl inşa edileceği konusunda nasıl mücadele edileceğinin kapsamlı perspektifi ve manifestosudur. Şehitlerin anısına bağlılık da böyle bir toplumsa dönüşüm iradesiyle anlam kazanır. Anılarını geçmişin sessizliğine hapsetmeden bugünün mücadelesiyle yarının umuduna taşımaktır. Çünkü gerçek bağlılık, sadece isimlerini yaşatmak değildir. Gerçek bağlılık, onların düşlediği ve uğruna bedel ödediği özgür yaşamı yaşanabilir kılmaktır.








