• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
13 Eylül 2026 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Mustafa Durmuş

Almanya ve Birleşik Krallık’ta faşist yükseliş: Tarih tekerrür mü ediyor?

13 Eylül 2026 Pazar - 12:57
Kategori: Mustafa Durmuş, Yazarlar

Almanya’da 6 Eylül’de yapılan eyalet seçimlerinde, nüfusu 2 milyonun biraz üzerinde olan Saksonya-Anhalt eyaletinde, neo-faşist AfD (Alternative für Deutschland) oyların yüzde 44’ünü alarak açık bir üstünlük sağladı ve hükümeti kurabilmek için gerekli olan oy çoğunluğunu elde etmeye çok yaklaştı.

Saksonya-Anhalt 1932’de Nazi bir başbakan seçen ilk Alman eyaletiydi. (Aslında Anhalt’ın sol bir geçmişi de var). Bu eyalette yaşanan bu çarpıcı gelişme; sadece AfD’nin yükselişi değil, Almanya’nın geri kalan büyük bir kısmında çoğunluğu elinde tutan ve 1945 yılından bu yana aktif olan merkez sağ/muhafazakâr çizgideki Almanya Hristiyan Demokrat Birliği’nin (CDU) tam anlamıyla çöküşü anlamına geliyor.

İktidardaki CDU’nun Oyları Çakıldı

Öyle ki, F. Merz gibi nispeten popüler bir başbakana sahip olmasına rağmen, CDU 2021’de aldığı oyların yüzde 25’ini AfD’ye kaptırdı. AfD bu başarıyı Almanya genelinde tekrarlayabilirse, yeni seçmenleri harekete geçirmeye ve CDU’nun seçmenlerini kendine çekmeye devam ederse, Merz’in başkanlığını yaptığı bu parti, bir zamanlar ana rakibi olan SPD’nin yaşadığı ölçekte bir felaketle karşı karşıya kalabilir. (1)

Ayrıca, 2021’deki seçimlere kıyasla, bu seçime katılım oranı önemli ölçüde artarak yüzde 78’e yaklaştı. Bu durum AfD’ye yaradı. Analizlere göre: partinin destek artışının büyük kısmı eskiden oy kullanmayanlardan kaynaklanırken, buna önemli sayıda eski CDU destekçisi seçmen de eklendi.

Başka Bölgelerde de Tekrarlanabilir!

Dahası, bir başka küçük Doğu Alman eyaleti olan Mecklenburg-Vorpommern’de 20 Eylül’de seçim yapılacak, sonuç benzer olabilir. Bu da uzun zamandır beklenen Alman burjuva demokrasisinin krizinin artık gizlenemez olduğunu gösteriyor.

Bu arada Berlin, yeni Alman siyasetinin tüm karmaşıklığını yansıtıyor. Anketler; Die Linke, SPD, Yeşiller, CDU ve AfD olmak üzere beş partinin oy oranlarının yüzde 12 ile 21 arasında olduğunu gösteriyor. Die Linke muhtemelen en güçlü parti olarak ortaya çıkacak, bir zamanlar efsanevi Berlin Belediye Başkanı W. Brandt’ın partisi olan SPD ise beşinci sırada yer alacak. AfD’nin doğu banliyölerinde CDU’yu geçmesi bekleniyor. (2) Bu görünüm Alman burjuva demokrasisinin çökmekte olduğunun işareti sanki.

Almanya’da Aşırı Sağcı Bir Federal Hükümet Kurulabilir mi? 

Faşist AfD’nin bazı Doğu Alman bölgelerinde yükselişi tek başına önemli olmayabilir. Ancak ülke genelinde bu eğilimin giderek artmakta olması önemli. Öyle ki yakın zamanda yapılan bir anket, ulusal seçimler bugün yapılsaydı AfD’nin oyların yüzde 28’ini alarak gerçekten de galip gelebileceğini gösteriyor. Eğer bu gerçekleşirse, bu durum 1945’te Nazilerin düşüşünden bu yana Almanya’daki ilk aşırı sağcı hükümet olur ki, bu da başlı başına bir endişe kaynağı. Bu tedirgin edici gelişmenin nedenleri ise ekonomik faktörlerin çok ötesine geçebilecek ölçüde karmaşık.

Aşağıdaki tablodan da görülebileceği gibi, ekonominin durumu, özellikle Saksonya-Anhalt’ın bulunduğu ve AfD’nin son derece güçlü olduğu Doğu Almanya’da, bu gelişmede önemli bir yer tutuyor. (3) Öyle ki AfD’ye oy verenler, belirgin bir biçimde, ekonomik gidişattan ama özellikle de enflasyondan son derece rahatsızlar. Bu nedenle de sağ ya da sol merkez partileri cezalandırıyorlar.

Düşük Ekonomik Büyüme, Yüksek İşsizlik ve Sanayisizleşme

Alman ekonomisinin mütevazı standartlarına göre bile, Saksonya-Anhalt bölgesi ekonomisinde büyüme son derece cılız seyrediyor. Buna karşılık, işsizlik oranı nispeten yüksek. Bölge ekonomisi, bir zamanlar, Orta Almanya’nın devlet destekli sanayileşmesinin önemli bir merkeziydi. JU52 nakliye ve yolcu uçağının üretildiği orijinal Junkers fabrikası, Dessau’da bulunuyordu. Bölge bir zamanlar tüm sosyalist dünya için demiryolu araçları üretiyordu, ayrıca önemli ölçüde kimyasal ürünlerin üretimine yoğunlaşmıştı. Bu sektörler şu anda hiç iyi durumda değil. Ayrıca bölge nüfusu yaşlanıyor ve azalıyor.

AfD Eyalet Genelinde Toplumun Her Kesiminden Destek Aldı

Bu yüzden de AfD’nin söylemleri, Fransa, İtalya ve Birleşik Krallık’taki benzer partilerde olduğu gibi, kendilerini “işçi” olarak tanımlayanlarda (bunların yüzde 60’ı AfD’ye oy veriyor) ve maddi zorluklar yaşadığını belirtenlerde (bunların yüzde 65’i AfD’ye oy veriyor), güçlü bir karşılık buluyor. Bu iki grup seçmen kitlesi içinde çoğunluğu oluşturmasa da oy dağılımındaki bu eğilim oldukça tehlikeli. (4)

Yani Avrupa’daki diğer aşırı sağ partiler gibi, AfD de kendini “işçi” olarak tanımlayan seçmenler arasında önemli bir desteğe sahip. Ayrıca, maddi zorluklar yaşadığını belirten seçmenlerden de yüksek oranda oy alıyor. Nitekim, yukarıdaki tabloda da görüldüğü gibi, AfD seçmenlerinin hem ekonomiye hem de yaşam maliyetine ilişkin endişeleri, diğer partilerin destekçilerine kıyasla çok daha fazla.

Volkspartei (Halk Partisi)

Bu noktada bazı ayrıntılar önemli: AfD, işçi sınıfından oluşan seçmenler (toplam seçmenin yüzde 59’u) arasında, eğitim düzeyi düşük olanların (yüzde 57) ve ekonomik durumlarını kötü olarak değerlendirenlerin (yüzde 65) arasında en yüksek oy oranını elde etti. Ancak üniversite mezunları (seçmenin yüzde 30’u) ve ekonomik durumlarını iyi olarak gören seçmenler (seçmenin yüzde 37’si) arasında bile AfD kayda değer bir performans sergiledi. Ayrıca, 70 yaş üstü seçmenler (seçmenin yüzde 31’i) hariç, tüm yaş gruplarında yüzde 40’ın üzerinde destek elde etti. Dolayısıyla AfD, eyalet genelinde toplumun her kesiminden destek alarak, gerçekten bir “Volkspartei”, yani “halk partisi” olduğunu iddia edebilir. (5)

Ancak bu gelişme yeni değil. Yani böyle bir neo-faşist partinin güçlenmesi yeni bir olgu değil. Çünkü neo-faşist ideoloji son birkaç on yıldır Almanya’nın ana akım siyasi arenasına sızmaya devam ediyor. Nitekim, 2013’teki kuruluşundan bu yana hızla büyüyen parti, ırkçılığını ve otoriterlik eğilimlerini gizlemiyor ve liberal, çoğulcu bir toplumu reddetme konusunda oldukça açık sözlü davranıyor.

Tüm bunlardan sonra ortaya çıkan soru, “farklı yaş gruplarından ve sosyal sınıflardan gelen bu kadar çok seçmenin neden AfD’nin aşırıcı ve uygulanamaz politika önerilerine ilgi duyduğudur”.  Bu nedenleri aşağıdaki gibi sıralayabilmek mümkün.

(i) Doğu Almanya’nın Göreli Yoksulluğu

Öncelikle, eski Doğu Almanya’daki ekonomik durum, AfD’ye verilen desteği (kısmen) açıklayabilir. Kısmen, zira parti, özellikle batıdaki birçok eyalette de seçmenler arasında kayda değer bir destek kazandı. Eski siyasi partilerin, özellikle de işçi sınıfının güvenini büyük ölçüde yitirmiş olan Sosyal Demokratların, gelecek için uygulanabilir bir vizyon sunmadaki başarısızlığı, bu durumun bir parçası olabilir. Ayrıca, ulusalcı ve faşist görüşlerin etkilerinin de hafife alındığı anlaşılıyor. Alınan sonuçlar, ulusalcılık ve aşırı milliyetçiliğe olan bağlılığın, Alman nüfusunun oldukça büyük bir kesimi arasında hâlâ güçlü bir akım olarak varlığını sürdürdüğünü ortaya koyuyor. (6)

Keza, Almanya’nın 1990’daki yeniden birleşmesinden sonra aradan geçen 30 yılı aşkın süreye rağmen, sosyal refah anlamında doğu ile batı arasında hâlâ büyük bir uçurum varlığını sürdürüyor. Çok sayıda araştırmanın da işaret ettiği gibi, “Doğu Almanya, Batı Almanya’dan hâlâ yüzde 20 ila 25 daha yoksul.”

Doğu Almanya’da yaşayanlar, neo-liberalizm altında gerçekleşmesi beklenen yakınsamanın bir serap olduğunun farkına vardılar. 1990’dan sonra devlet kurumu Treuhandanstalt tarafından başlatılan devasa özelleştirme programı kapsamında, Doğu Almanya’nın devletin elindeki tüm ekonomisi özelleştirilirken, binlerce kamu işletmesinin kapatılması veya satılmasıyla sanayi tabanı büyük ölçüde tahrip edildi. Bu durum, kitlesel işsizliğe yol açtı ve genç ve eğitimli insanların iş ve daha iyi yaşam koşulları arayışıyla batıya göç etmesine neden olarak bir demografik krizi tetikledi. (7)

Kültürel sorunlar da söz konusu. Eski Doğu Almanya’da yaşayan birçok genç, Batı Alman kültürünü ve yaşam tarzını kendilerine son derece yabancı buluyor. Ayrıca küçük kasabalarda ve kırsal bölgelerde yaşayan insanlar sadece “ortalamanın altında gelir” elde etmekle kalmıyor, aynı zamanda altyapılarının çökmeye devam ettiğini ve toplu taşıma ile sağlık hizmetlerinin “artık kapsamlı bir şekilde garanti edilmediğini” görüyor.

(ii) Göçmen Sorunu

İkinci olarak, göçmen sorunu Avrupa’nın diğer ülkelerinde olduğu gibi Almanya’da da aşırı sağı güçlendiren bir sorun. Seçim sonrasında yapılan anketler, göçmenlerin AfD seçmenleri için motive edici faktörlerden biri olduğunu ortaya koyuyor. Öyle ki seçmenlerin yüzde 90’ından fazlası Almanya’da çok fazla yabancının bulunduğuna inanıyor ve bundan endişe duyuyor. (Ancak güvenlik, ekonomiye ilişkin endişeler ve mevcut ana akım partilere olan güvensizlik de de aynı derecede önemli).

Göçmen sorunu Avrupa’da iç siyaseti etkileyen en önemli konulardan birisi. Nitekim İsveç dahi, 2015 yılında kişi başına Avrupa’nın en yüksek sığınmacı sayısını kabul eden ülkelerden biri iken, on yıl sonra bu sayının en düşük olduğu ülkelerden biri haline geldi. Öyle ki İsveç Sosyal Demokratları 2026 seçimleri öncesinde, göç karşıtı bir strateji izliyor gibi görünüyor ve iktidara gelmeleri halinde hükümetin göçü durdurma ile ilgili olarak aldığı önlemleri sürdüreceklerinin sinyalini veriyor. (8)

(iii) Kemer Sıktıran Neo-liberal Ekonomi Politikaları

Üçüncü olarak, bu seçimin sonuçlarını tek bir etkenle açıklamak yanıltıcı olabilir. Çünkü bazı etkenler, ABD’den başlayarak çeşitli ülkelerde aşırı sağ popülizmi doğuran etkenlere benzerken, diğerleri Almanya’ya özgüdür.

Bu bağlamda, Almanya’nın anayasal bir kural haline getirilmiş kemer sıkma politikası aşırı sağı güçlendiren en büyük etken oldu.

“Schuldenbremse” (borç freni) olarak adlandırılan bu kemer sıkma önlemi, 2009 yılında Angela Merkel’in ilk hükümeti döneminde Alman anayasasına dahil edildi. Orijinal düzenlemeye göre, federal hükümetin yapısal bütçe açığı anayasal olarak GSYH’nin yüzde 0,35’iyle sınırlandırılmıştı.16 eyaletin ise yapısal borçlanmaya başvurması tamamen yasaklanmıştı. Bu anayasal kuralın değiştirilmesi için parlamentonun her iki meclisinde de üçte iki çoğunluk gerekiyordu ve bu, o zamandan beri neredeyse imkânsız hale geldi. O zamandan beri Almanya, devletin borçlanmasının doğası gereği tehlikeli olduğu ve en aza indirilmesi gerektiği şeklindeki neo-liberal inancı fiilen anayasasının temel bir özelliği haline getirdi. (9) Yani merkezci ya da sosyal demokrat hükümetlerin eli-kolu anayasa ile bağlandı ve bu toplumun büyük kesimlerin çok önemli bir memnuniyetsizliğe yol açtı.

Schwarze Null (Siyah Sıfır) Politikası

Öte yandan, bu kemer sıkma kapitalist sistem açısından işe yaradı. Kuralın gerektirdiği üzere, Almanya’nın kamu borcu, 2008 küresel finansal krizinin ardından GSYH’nin yaklaşık yüzde 80’inden, Covid-19 pandemisinin öncesinde yaklaşık yüzde 60’a düştü. “Schwarze Null” ya da bilinen adıyla “Siyah Sıfır”, Almanya’nın mali disiplininin bir sembolü haline geldi.

Ancak bu sözde başarı ihmal edilemeyecek ölçüde büyük bir toplumsal tahribata yol açtı. Çünkü bu, kurumsallaşmış bir kemer sıkma politikasını temsil ettiğinden, bunun sonucunda kaçınılmaz olarak kronik bir yatırım yetersizliği yaşandı. Modern bir ekonominin dayandığı fiziki altyapının neredeyse tüm unsurlarının çürümesine göz yumuldu. Bu da istihdamın azalmasına, işsizliğin ve yoksulluğun artmasına yol açtı.

En Çok Doğu Almanya etkilendi

Bu etkinin izleri Almanya’nın her yerinde görüldü, ancak en çok da yeniden birleşmenin ardından olağanüstü bir ekonomik şok yaşayan, eskiden Doğu Almanya’yı oluşturan bölgelerde hissedildi. Buralarda sanayi kolları ortadan kalktı, işsizlik hızla arttı ve üretken varlıklar Batı Almanların ve yabancıların eline geçti. İnsanlar hem siyasi dönüşümden hem de ekonomik çalkantıdan mustarip oldular.

Yatırımların zamanla doğu ile batı arasındaki uçurumu kapatabileceği umudu, “Siyah Sıfır” politikası tarafından bozuldu ve ardından engellendi. Sonuç olarak, bu uçurum hiçbir zaman ortadan kalkmadı; buna karşılık, nüfus azalması, zayıflayan ekonomik imkânlar ve başka yerlerde fırsat arayışına giren çok sayıda gencin göçü, Saksonya-Anhalt gibi eski doğu eyaletlerindeki sorunları daha da ağırlaştırdı.

Kuşkusuz bu etken, Almanya’da aşırı sağcı AfD partisinin yükselişinin tek nedeni değil. Ancak bu partinin eski Doğu Almanya eyaletlerindeki popülaritesi, eskiden Batı Almanya’ya ait olan eyaletlere kıyasla çok daha yüksek. Göçmenlere karşı düşmanlık gibi diğer faktörler de rol oynadı. Ancak kemer sıkma politikalarını körükleyen borç freni, bu tür duyguların yeşerebileceği bir ekonomik güvensizlik ortamı yaratarak hükümete, kurumlara, yeniden birleşmeye ve siyasi elitlere karşı güvensizliğe yol açtı. Neo-liberal borç freni örneğinde olduğu gibi, ana akım burjuva politikaları insanları kaderlerine terk ettiğinde, insanların siyasi uzlaşmaya yatırım yapmak için hiçbir nedenlerinin kalmadığı gerçeği ortaya çıktı.

AfD: Faşizmin İstismarcı Yüzü

AfD tüm bu olumsuz gelişmeleri istismar ederek kolaylıkla kitle tabanını büyüttü. Burjuva demokrasisine olan güvensizlik, güçlü sosyalist bir alternatifin olmadığı bir dönemde, seçmenleri (özellikle de en kırılgan ve endişeli insanlardan oluşan ve kolayca kıyamet senaryoları kurmaya meyilli olan kesimleri), AfD gibi istismarcı faşist bir partinin kucağına itti.

Birleşik Krallık’ta Reform UK’in Yükselişi

Faşist hareketlerin yükselişi konusunda Almanya yalnız değil. Macaristan ve Polonya’nın yanı sıra son zamanlarda Birleşik Krallık’ta belirgin bir hareketlilik söz konusu. Hatta İsveç’te bile (bugün) yapılacak olan seçimlerin sonucunda; ülkenin sağ partileri çoğunluğu sağlayabilirse, aşırı sağ ilk kez hükümete girebilir.

“İsveç’in, sınırsız serbest piyasa kapitalizmi ile komuta ekonomisine dayalı otokratik komünizm arasında bir “üçüncü yol” olduğu iddiası zaten başından beri bir yanılsamaydı. 20. yüzyılın başlarında İsveç işçi hareketinin elde ettiği büyük kazanımlar, giderek tersine çevrildi. Diğer kapitalist ekonomilerde olduğu gibi, neo-liberalizm politikaları (serbest piyasaya dönüş, zenginler ve şirketler için düşük vergilendirme, refah devletinde ve reel ücretlerdeki kesintiler, artan eşitsizlik vs), 1990’ların ortalarından beri İsveç’te de uygulanıyor”. (10)

Alman faşistlerinin Saksonya-Anhalt eyaletindeki seçimlerden ezici bir çoğunlukla galip çıkmasının hemen öncesinde Birleşik Krallık’ta faşistler Dover ve Portsmouth limanlarını iki kez işgal ettiler ve bir süreliğine limanı ablukaya alarak “göçmen taşıyan tekneleri geri çevirin” sloganları attılar. Bu sloganlar aslında hem İngiliz politikacıların hem de ana akım medyanın söylemlerini yansıtıyordu.

Faşist hareketlerin yükselişe geçtiği diğer ülkelerde olduğu gibi, Birleşik Krallık’taki Reform UK, ekonomik güvensizliği, işsizliği, ücretlerin durgunluğunu ve aşırı düzeydeki eşitsizliği öne çıkarıyor ve bunun sorumlusu olarak gerçek sorumlular olan süper zenginleri ve kapitalist sistemi değil, göçmenleri ve siyahileri gösteriyor.

Reform UK politikacılarından bazıları, P. Thiel ve E. Musk gibi ırkçılar tarafından finanse ediliyor. Bu milyarderler, dikkatleri kendi servetlerinden ve suçlarından başka yöne çekmeye ve bunun yerine ekonomik başarısızlığın suçunu göçmenlere ve siyahi insanlara yükleyen pogromları teşvik etmeye kararlı. Bu milyarderler, ekonomik güvensizliğin asıl kaynağı olan düzenlemesiz finansal ve ticari küreselleşme sisteminden ve bunun faillerinden dikkati başka yöne çekmek için güç, sindirme, şiddet ve dezenformasyona başvurmaya hazır faşistlere aktif olarak finansman ve kaynak sağlıyorlar. Mevcut Başbakan (İşçi Partisi Başkanı) ise güçsüz ve çaresiz olduğu izlenimini veriyor. Kaynak yetersizliği gibi gerekçelerin ardına sığınarak, bu kitleleri büyük sermaye çevrelerinin etkisinden kurtarma çabası içine girmiyor. (11)

Birleşik Krallık’ta, ABD’de ve özellikle Avrupa’da, çoğunluğa istikrar ve güvenlik sunamayıp finans dünyasına boyun eğen diğer merkezci politikacılar gibi, İngiltere Maliye Bakanı da kendi ülkelerinin halkını aşırı sağcı faşistlerin kollarına itmekten suçlu olan politikacılardan biri haline gelme riskiyle karşı karşıya.

Ana akım (merkez sağ ya da sol) siyasal partilere olan güvenlerini yitirmiş olarak, aşırı sağcı-faşist liderlerin arkasında yürüyen, kemer sıkma politikaları yüzünden güvenlik, umut ve fırsatlarından mahrum bırakılmış; insana yakışır barınma ve iş imkânlarından yoksun bırakılmış İngiltere’nin kara giysili genç erkekleri, sistem yerine göçmenlere saldırıyor.

Sonuç Olarak

İkinci Dünya Savaşı yenilgisinden sonra Avrupa’daki faşist hareketler tamamen ortadan kalkmadılar, sadece yer altına geri çekildiler, gerçekte yok olmaksızın görünür olmaktan çıktılar.

1990’lardan itibaren tüm bu faşist hareketler bilinçli bir biçimde rehabilite edildiler ve hazırda bekletildiler. Özü itibariyle hemen hepsi faşist karakterlere sahip bulunsalar da onlar kendilerini “ulusalcı” olarak tanıttılar ve büyük medya da bu konuda onların ulusalcılar olarak (faşist değil) kamuoyuna tanıtımına hizmet etti. Örneğin Le Monde, Le Pen’i faşist değil bir ulusalcı olarak tanıtmayı uygun gördü. (12)

İşte bu bağlamda ve birçok vatandaşın, yerleşik düzenin partilerinin gelecek için hiçbir umut sunamadığının tam olarak farkına varmasıyla, Doğu Almanya AfD’nin kalesi haline geldi, Birleşik Krallık’ta neo-faşist Reform UK yükselişe geçti. Üstelik her ikisi de neo-liberalizmden beslenen bir yeni tür faşizmi savunuyor.

Türkiye’de Zafer Partisi gibi neo-faşist örgütlenmeleri bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Yani, mevcut iktidar blokunun ekonomik sorunlara çözüm üretemediğini, kemer sıkma önlemleriyle krizin bedelini halka ödettirdiğini; demokratik muhalefetinse somut bir alternatif sunamadığını göz önüne aldığımızda, ülkeyi orta vadede toplumda (özellikle de gençler arasında) ciddi bir faşist hareketlere kayma tehlikesi bekliyor.

Bir başka anlatımla, ulusalcı -milliyetçi ideoloji ile faşist ideoloji arasında çok ince bir çizgi var. Tarihsel olarak ülkede ulusalcılık çok güçlü ve 100 yıldır varlığını sürdüren Kürt Sorunu ulusalcılığı ve milliyetçiliği sürekli olarak canlı tutuyor. Tüm bunlar ekonomik yıkımla birlikte, ülkedeki ulusalcı hareketlerin tabanını oluşturanların neo-faşist hareketlere ya da partilere kaymasıyla sonuçlanabilir.

Dip Notlar:

  • https://adamtooze.substack.com/p/chartbook-474-the-state-is-the-problem (11 Eylül 2026).
  • https://adamtooze.substack.com/p/chartbook-473-germanys-democratic (7 Eylül 2026).
  • https://theconversation.com/germany-why-the-afd-won-in-saxony-anhalt-and-what-happens-next (7 Eylül 2026).
  • https://truthout.org/articles/germanys-fascist-party-just-won-control-of-a-state-government (9 Eylül 2026).
  • https://theconversation.com/immigration-in-sweden-how-the-country-went-from-one-of-europes-most-welcoming-to-one-of-its-most-restrictive (7 Eylül 2026).
  • https://www.taxresearch.org.uk/Blog/2026/09/07/the-price-of-germanys-black-zero-the-neoliberal-policy-that-has-driven-the-rise-of-its-far-right (7 Eylül 2026).
  • https://thenextrecession.wordpress.com/sweden-no-longer-a-social-democracy (13 Eylül 2026).
  • https://annpettifor.substack.com/p/the-guilty-men-driving-britons-into (7 Eylül 2026).
  • Samir Amin, “The Return of Fascism in Contemporary Capitalism”, https://monthlyreviewarchives.org/mr/article/view/MR-066-04-2014-08 (10 Eylül 2026).
PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

TJA: Kadın özgürlüğünü hakim kılacağız

Sonraki Haber

Dêrsim’de süresiz av yasağı

Sonraki Haber

Dêrsim'de süresiz av yasağı

SON HABERLER

‘Öcalan’ın mesajı kutsal bir mesajdır’

Yazar: Yeni Yaşam
13 Eylül 2026

Husiler: Bölgede ABD etkisi azalıyor, Suudi Arabistan’a yönelik abluka sürecek

Yazar: Yeni Yaşam
13 Eylül 2026

Özel halk otobüsleri kontak kapatıyor: Belediyeden karşı açıklama

Yazar: Yeni Yaşam
13 Eylül 2026

Yaşamını yitirenler ‘Şehîd namirin’ sloganlarıyla anılıyor

Yazar: Yeni Yaşam
13 Eylül 2026

Demokratik ulus sosyalizmi ve özgürleşen Kürt aklı

Yazar: Yeni Yaşam
13 Eylül 2026

Dêrsim’de süresiz av yasağı

Yazar: Yeni Yaşam
13 Eylül 2026

Almanya ve Birleşik Krallık’ta faşist yükseliş: Tarih tekerrür mü ediyor?

Yazar: Yeni Yaşam
13 Eylül 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır