Bunları önlemeye dönük ciddi bir çaba göstermelerini beklemek saflık olacaktır. Bu nedenle Kürt güçlerinin, toplumsal örgütlülüğü hızla geliştirerek, geçmiş yönetim tecrübelerini de doğru kullanarak önleyici tedbirler alması ve hızlı müdahalelerle provokasyonları önleyici öncülük misyonunu yerine getirmesi zorunludur
Dilan Dîlok
Şam yönetimi ile Rojava Kürt güçleri arasında bir entegrasyon süreci yaşanıyor. Kuşkusuz yaşanan süreç, kendi içinde bir dizi yetersizlikleri barındırıyor. Hâl böyle olunca da endişeler, kaygılar, gerilimler günü birlik yaşanıyor. Çünkü taraflar arasında yürütülen bu süreç, her iki tarafın da özümsediği ve kendince ideal gördüğü bir yaklaşımdan ziyade, uluslararası konjonktür ve sahadaki açmazların dayatmasıyla gelişiyor. Dolayısıyla ne Kürtler tam ikna olmuş durumda ne de Şam bu duruma ikna olmuş durumda. Hal böyle olunca da provokatif girişimler hem ülke içinden hem de dışardan müdahalelerle zaman zaman gelişebiliyor ve her provokatif yaklaşım da sahada karşılığını rahatlıkla bulabiliyor. Geçtiğimiz dönemde savaş çadırı kurmalar, evlerine dönen göçmenlere dönük saldırılar ya da Arap ve Kürtler arasında çıkan en basit sıradan bir olayın dahi hemen Kürt-Arap çatışması durumuna dönüştürülme çabaları hızla gerilimi tırmandırabiliyor. Belli ki bu durum uzunca bir süre bu tarzda devam edecek.
Hesekê’de bir savaşçının kaçırılarak canice katledilmesi, sonrasında yaşanan olaylar ve en son Kobanê’deki cezaevinde yaşanan facia, bu durumun ne kadar tehlikeli olduğunu bir kez daha göstermiştir.
14 yılı aşkın bir zamandır Özerk Yönetim alanlarında bir özgürlük iklimi oluşturulmuş, Kürt dili, kültürü bu iklim içinde serpilerek gelişme imkanı bulmuş, bu imkan kendi içerisinde sosyolojisini ve jenerasyonunu yaratmıştır. Bu sürecin başta Kürtler olmak üzere tüm toplum adına yaratılan özgürlük atmosferinin korunması, kurulacak olan yeni Suriye’nin tamamına sirayet etmesi için güçlü bir beklenti, mücadele ve dolayısıyla tereddüt ve gerilim atmosferini gözlemlemek mümkündür. Hakeza Şam merkezli politikalar -ki oldukça kendi içinde parçalı, dışardan farklı çevrelerin telkinlerine açık-, Arap milliyetçiliği, Kürt kazanımlarını kabul etmekte zorlanan ilkel, aşiret kabile yapıları üzerinden planlı provokasyonlarla, Kürt toplumunun sinir uçlarına dokunacak söylemler ve eylemler sergileyebilmektedir. Nitekim Hesekê Tugayı’na bağlı bir savaşçının kaçırılıp vahşice katledilmesi ve bu vahşetin videosunun teşhir edilmesi sıradan bir durum değil, planlanmış, hesaplanmış bir girişimdir.
Hakeza Kürt toplumu içerisinde de içerden ve dışardan, önünü ve arkasını hesaplamadan bu provokasyona balıklama dalan hazır bir çevre olduğu gibi bizzat bilinçlice bunu yapan bir aklın olduğunu da hesaba katmak en doğrusu olacaktır. Çünkü bölgedeki mevcut asayiş güçleri daha çok Kürt güçlerinden oluştuğu için güvenlik zafiyeti yaratıldığında Şam “Siz güvenliği sağlayamıyorsunuz, biz güvenlik gönderelim” argümanını uzunca zamandır kullanıyor. Bu tür denemeleri Hesekê üzerinden de birkaç defa olduysa da çok başarılı olamadı. Fakat Kobanê, Halep Valiliği’ne bağlı bir alan olduğu için ön görülen provokasyonu gerçekleştirme zemini buldular. Kürtlerin geçmiş savaş hassasiyeti de dikkate alındığında ‘Allahu Ekber’ sloganları ile Kobanê’ye veya herhangi bir Kürt yerleşim alanına giren bir güç haklı olarak iyi niyetli görünmeyecektir.
Uluslararası hegemon güçlerin ve bölge devletlerinin desteğini arkasına almış Şam yönetiminin, Arap nüfusunun yoğun olduğu alanlar başta olmak üzere Hesekê kent merkezi özelinde Kürtleri geriletmeye dönük çabalarının olduğu biliniyor. Dolayısıyla bu tür provokasyonlarla kendi argümanlarını güçlendirme çabasındadır. Bunları önlemeye dönük ciddi bir çaba göstermelerini beklemek saflık olacaktır. Bu nedenle Kürt güçlerinin, toplumsal örgütlülüğü hızla geliştirerek, geçmiş yönetim tecrübelerini de doğru kullanarak önleyici tedbirler alması ve hızlı müdahalelerle provokasyonları önleyici öncülük misyonunu yerine getirmesi zorunludur.









