Amed Kitap Fuarı’nın son gününde ‘İçeriden Yazmak’ adlı söyleşide konuşan Arkaş, ‘ürdistan’da ne başardıysak örgütlü olduğumuz için başardık. Ne başımıza geldiyse o örgütlülüğü yitirdiğimiz için, örgütsüz olduğumuz için geldi’ dedi
Amed 10’uncu Kitap Fuarı’nın son gününde Aram Yayınevi tarafından “İçeriden Yazmak” adlı söyleşi düzenlendi. Kürt siyasetçi Çetin Arkaş ve Avukat Muharrem Erbey’in katıldığı söyleşide Arkaş’ın 34 yıllık cezaevi sürecini anlattığı “Hapiste 31. Yıl” kitabı ele alındı. Mezopotamya Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen söyleşiye çok sayıda okuyucu katıldı.
Söyleşide Erbey, Arkaş’ın cezaevine girdiği dönemden İmralı sürecine kadar yaşadıklarını kitap üzerinden ele alırken, Arkaş da cezaevinin kendisinde yarattığı değişimi, tahliye sonrası karşılaştığı toplumu ve İmralı görüşmelerini anlattı.
‘Mücadele alanı’
1993’te tutuklandığını ve farklı cezaevlerinde kaldığını belirten Arkaş, cezaevini bir mücadele alanı olarak gördüğünü söyledi. Arkaş, “Eğer devrimciysen neresi olursa olsun, sürgün olabilir, cezaevi, işkencehane olur, neresi olursa olsun; orayı bir mücadele alanı olarak görürsen ona göre kendini konumlandırırsın” dedi. Cezaevinde okumaya ve öğrenmeye yoğunlaştığını belirten Arkaş, “Okudukça dünyan değişiyor, okudukça dört duvar biraz daha genişliyor. Tarihe yolculuk yapıyorsun, mekanlara yolculuk yapıyorsun. Ufkun biraz açılıyor” ifadelerini kullandı.
‘Kadınlara bocumuz var’
Arkaş, cezaevinde en belirgin değişiminin kadınlara bakışında yaşandığını söyledi. “Partiyi tanıdıkça annemle yeniden tanışmış gibi hissettim” diyen Arkaş, kadınlara yönelik yaklaşımını değiştirdikçe annesiyle yeniden karşılaşmayı istediğini kaydetti. Ancak annesinin kendisi cezaevindeyken yaşamını yitirdiğini belirten Arkaş, “Bu değişmiş halimle annemle karşılaşmayı çok isterdim. Bazı konularda özür dilemeyi, helalleşmeyi, yüzleşmeyi çok isterdim. Onun şahsında bütün kadınlara bir borcumuz var. O yüzden yaşamımı doğru kurmaya çalışıyorum” şeklinde konuştu.
Erbey’in “kendini çoğaltmak” kavramına ilişkin sorusunu yanıtlayan Arkaş, tecridin insanı yalnızlaştırmayı amaçladığını belirtti. Arkaş, “Seni hücreye koyanlar seni yalnızlaştırmak istiyorlar. ‘Sen yalnızsın burada, bir başınasın’ diyorlar. Eğer o psikolojiyi yaşarsan, ona hapsolursan insan çözülür gider. Onun için sen de kendini çoğaltmak zorundasın” dedi.
İmralı görüşmeleri
İmralı’daki görüşmelerde kendisine aktarılan bilgileri Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın dikkatle değerlendirdiğini ifade eden Arkaş, “Bazı aktarımları yaptığım zaman ‘Çok önemli değil, geç’ derdi. Bazı aktarımları yaptığım zaman da ‘Bu sizin yorumunuz mu yoksa okuduğunuz biçimden mi bana aktarıyorsunuz?’ diye sorardı. Önder Apo cezaevi koşullarına rağmen görüşmeleri büyük bir ciddiyetle yürütürdü. Sanki o gün konuşacağı şeyler anında dışarıya yansıyacakmış ciddiyetiyle ve yoğunluğuyla konuşurdu. Her an dolu dolu geçerdi” ifadelerini kullandı.
Arkaş, İmralı’da Abdullah Öcalan’ın kendisini en çok etkileyen sözlerinden birini de “Politik gücüm olmasaydı beni yine bu kadar çok sevecek miydiniz?” Cümlesi olduğunu aktararak, bu sorunun herkes tarafından kendisine yöneltilmesi gerektiğinin altını çizdi.
‘Örgütlü olduğumuz için başardık’
Söyleşinin soru-cevap bölümünde Türkiye’nin bugünü ve geleceğine ilişkin bir soruyu da yanıtlayan Arkaş, Abdullah Öcalan’ın mesajını “örgütlenme” kavramıyla özetledi. Arkaş, “Örgütlenen, bilinçlenen iradenizi kimseye teslim etmeyin. İradenize siz sahip çıkın. Özgür yaşamdan asla vazgeçmeyin. Bunun için örgütlü olmak şarttır. Kürdistan’da ne başardıysak örgütlü olduğumuz için başardık. Ne başımıza geldiyse o örgütlülüğü yitirdiğimiz için, örgütsüz olduğumuz için geldi” ifadelerini kullandı.
Arkaş, söyleşinin sonunda kendisini “yazar” olarak tanımlamadığını belirterek, “Ben bir yazar değilim. Devrimci olmaya gayret eden bir arkadaşınızım. Öyle yapmaya devam edeceğim” dedi.
Söyleşi alkışlarla sona erdi.
Kaynak: MA









