Koçköprü Barajı’nda su kaybı giderek artıyor; doluluk oranı 2025’te yüzde 50’nin altına gerilerken, daha önce su altında kalan alanlar ve atıklar ortaya çıktı. Vadideki endemik balıklar, kuşlar ve memeliler tehdit altında; Erdîş Ovası’nda tarımsal sulama riski büyüyor
Wan’ın Erdîş (Erciş) ilçesinde bulunan Zîlan Çayı ve Vadisi üzerinde 1978 ile 1992 yılları arasında Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından inşa edilen Koçköprü Barajı, su kaybı nedeniyle alarm veriyor. Sulama, enerji üretimi ve taşkın kontrolü amacıyla inşa edilen baraj, yaklaşık 85 milyon metreküp su depolama kapasitesine ve 9 megavat kurulu güce sahip. Gövde yüksekliği temelden tabana 74 metre olan barajın rezervuarındaki maksimum su tutma kapasitesi, dolusavak kapasitesine göre 86.400 hm³ (hektometreküp) olarak kaydedildi. 13 bin 470 hektarlık alana su verdiği belirtilen baraj, bölgedeki tarım arazilerine can suyu sağlarken yaşadığı su kaybıyla birlikte hem vadiyi hem de ovanın tarımsal geleceğini tehdit ediyor.
Barajla yapılan müdahale vadideki yaşamı sarsıyor
Barajın su kaynağı olan Zîlan Çayı ve vadi boyunca devam eden su sistemi, çok sayıda canlı için yaşam alanı oluşturuyor. Bu nedenle su seviyesindeki azalma yalnızca baraj gölünü değil, vadinin genel ekolojik dengesini de etkiliyor. Suyun azalmasıyla birlikte bu sistemin devamlılığı ve vadideki doğal yaşamın sürdürülebilirliği de tehdit altında.
Söz konusu alanda endemik balık türlerinin yanı sıra çok sayıda kuş ve memeli hayvan ile çeşitli bitki türleri bulunuyor. Ancak barajdaki su seviyesinin düşmesi ve bazı alanların kurumasıyla birlikte biyo-çeşitliliğin bütününde bozulma yaşanıyor. Suyun çekilmesiyle beraber daha önce su altında kalan plastik ambalaj gibi çok çeşitli çöp de ortaya çıktı. Zîlan Çayı üzerinde yapılan HES ve baraj projeleri, vadinin kaynak suyunu kuruturken tarımsal üretimi ve bölgedeki yaşamın sürekliliğini de etkiliyor.
2000’li yıllardan bu yana git gide artan küresel jeolojik kuraklık, Kürdistan ve Türkiye’nin, Doğu Akdeniz ve Mezopotamya’nın tüm su havzalarını, buna bağlı olarak da bu bölgelerdeki tüm yaşamı derinden etkiliyor. Kapitalizmin küresel krizinin tetiklediği sermaye talanı ve neden olduğu küresel ekolojik krizin su havzalarındaki yıkımı önümüzdeki yıllarda çok daha büyük kuraklık, gıda güvenliği ve göç krizlerine neden olacağı öngörülüyor. Göz göre göre gelen bu yıkıma karşı önlem alınması için toplumsal hareketi yükseltmek ise, bu krizlerin devletler ve şirketler tarafından fırsata çevirilmesinin önüne geçmek için elzem.
HABER MERKEZİ









