Aleviliğe yönelik asimilasyon artık yalnızca inkâr ve yasaklama politikalarıyla yürütülmüyor; Aleviliğin kendi iç dinamiklerine müdahale ederek, toplumsal hafızasını parçalayarak ve Ocak sistemini denetim altına alarak yeni bir biçim kazanıyor. Devletin mülki idare mekanizmaları üzerinden bazı dedelerle geliştirdiği ilişkiler, bu yeni yönelimin önemli bir parçasıdır. Amaç, Aleviliğin hakikat ve özgürlük arayışını besleyen ana kadın geleneğini, rızalık ilkesini ve komünal yaşam kültürünü zayıflatarak denetimli bir Alevilik inşa etmektir. Bugün mesele Aleviliğin kimin iradesiyle şekillendirileceğidir.
Son dönemlerde birçok mülki amirin bu dedelerle birlikte mesai yapması, Alevi yol yürütücüleri ve pirleri arasında derin bir toplumsal yarılmanın, sınıflaşmanın ve parçalanmanın ortaya çıkarılmak istendiğinin işaretidir. Bu aygıtlar aracılığıyla Aleviliğin hakikati yitiriliyor; Aleviliğin en güçlü komünal formu olan Ocak sisteminde yarılmalar meydana getirilmeye çalışılıyor. Daha da önemlisi, dedelerle ana kadınlar arasındaki parçalanma derinleşiyor. Temelinde ana kadın inancı bulunan Alevilik, bu kişiler üzerinden erkek egemen bir zihniyet aracılığıyla topluma egemen kılınmaya çalışılıyor. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bünyesinde çalışanların tamamının erkek olması düşündürücü değil midir? Alevilerin sorunlarına çözüm arayışını ve Aleviliği inkâr eden mevcut sistem, bütün gücünü kullanarak “denetimli Alevilik” yaratmaya çalışıyor.
Mürşid-i Kâmilullah olan ana kadının kemaletinden pirliğe, oradan da erkek egemen “dedelik” kültürüne geçiş söz konusudur. “Dedeler”, “Artık hâkim olan biziz, ana kadın değil” diyerek Alevi inancında kadın kırımını başlatmışlardır. Bir bakıma, İnanna-Enki destanında olduğu gibi, “ana kadının kemaletine el koyma” durumu söz konusudur. Bu kurumun çalışmaları belki de yüz yıllık bir projenin parçasıdır; masa başı mühendisliği son derece güçlü bir biçimde yapılmıştır. Esasında hakikatin yeniden dirileceği, hakikat ve özgürlük arayışının yeniden nasıl, nerede, kiminle ve hangi coğrafyada başlayacağını bilerek bunu engellemeye çalışıyorlar. Alevi inancında ana kadın kemaleti delil gibi yolu aydınlattıkça Alevi toplumu özgürleşecek, iktidarcı anlayış aşılacak ve Alevi Rönesansı yaşanacaktır. Bütün bu çırpınışlar, bunu engellemeye yöneliktir.
Alevi toplumu, binlerce yıldır ana kadının kemaleti, hakikat ve özgürlük arayışı, Ocak sistemi ve cem erkânı aracılığıyla iktidarın dışında kalmıştır. İktidarın dışında kaldığı için de doğal toplumun bütün demokratik özelliklerini sürekli devriye ederek devlet dışı bir inanç olarak yaşamıştır. Bundan dolayıdır ki Alevilikte hakikat ve özgürlük arayışından söz edilir. Pirler, bu arayışın öncüleri ve toplumsal hafızalarıdır. Günümüzün “dedeleri” ise daha çok güçlü bir iktidar potansiyeli yaratmaya çalışıyor; bu da Alevi toplumunun özgürlük arayışına ket vuruyor. Pirler, hakikat ve özgürlük arayışına sürekli ikrar vermiş, özgür yaşamı bu inancın bir gereği saymış ve her dönemin nahak anlayışıyla mücadele etmiştir.
Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile birlikte çalıştığı bakanlıklar, özellikle güneybatı hattında ve ağırlıklı olarak Dêrsim merkezli toplumsal mühendislik projelerinin içindedir. Güneybatı hattına yönelik bu çalışma, yüz yıllık Şark Islahat Planı’nın yeni sürümüdür.
Devlet, “Alevilik yoktur” demiyor; Alevilerin cem bağlamasını da engellemiyor. İster yerel yönetimler üzerinden isterse başka yöntemlerle olsun, cemevlerinin çok yönlü ihtiyaçları bir şekilde karşılanıyor. Asıl proje, Alevi inancındaki hakikati yok etmektir. Güneybatı hattı, güçlü bir Kürt Alevi hattıdır.
Kendi taliplerinden rızalık almadan kendilerini “dede” olarak tanımlayan, toplumsal meşruiyetini yitirmiş ve toplumsal rızalık alamamış dedelerle ilişki kurularak ne yapılmaya çalışılıyor? Tıpkı iktidarın ilk ortaya çıktığı dönemlerde yaşlı rahipler üzerinden toplum kontrol ve denetim altına alınmaya çalışıldığı gibi, bugün de bu dedeler üzerinden Alevi toplumu kontrol altına alınmaya çalışılıyor. Mülki amirlerin Alevilerle ilişkilerini daha çok dedeler üzerinden kurması, bir iktidar mantığıdır. Ana kadının olmadığı bir Alevilik, ayrışan ve parçalanan bir Aleviliktir.
Özellikle Dêrsim’in esas alınması bir tesadüf müdür? Mevcut yasalara göre Alevilik, resmî olarak kabul edilen bir inanç değildir. Cemevleri de yasal olarak kabul edilmemiştir. Tekke ve Zaviye Kanunu’yla birlikte Alevilerin ve Bektaşilerin yol yürütücülerine ait unvan ve sıfatlar yasaklanmıştır. Bütün bunlara rağmen bu ilişki neden kuruluyor? Başka bir ifadeyle, burada birden fazla hukuki sorun ortaya çıkmaktadır. Alevilikle erkekler üzerinden yasa dışı bir biçimde ilişki kurulmaktadır.
Alevi inancında toplumu yönetmekten ziyade birlikte yaşama kültürü vardır. Gönüllülük esasına dayanan doğal birliktelik, bu anlayışa ikrar vermektir; Bu anlayış, iktidar karşıtlığına, ortaklaşmaya ve paylaşmaya dayanır. Birlikte yaşamanın ölçüsü edep erkândır. Toplumun sorunları bu anlayışla çözülür; sorumluluklar da yine bu anlayış çerçevesinde yerine getirilir. O hâlde şunu söylemek gerekiyor: Alevi hakikatini ve toplumsal hafızasını inkâr eden, Aleviliği zihinsel, kültürel ve tarihsel boyutlarıyla çok yönlü bir asimilasyona uğratan bu siyaseti esas alarak taliplerinden rızalık almayan dedelerle ilişki geliştirmek, aslında yeni bir kültürel soykırımın ayaklarını oluşturmaktadır. Kentleşmeyle birlikte devlet-komün çelişkisi, Aleviler açısından devletin Alevi siyasetinde çok daha güçlü bir biçimde görülmektedir. Aleviliği inkâr etmeyen, ancak kendi Aleviliğini inşa etmeye çalışan bu akıl, partiler üstü bir akıldır.









