Hayatın acı gerçekleri dönüp dolaşıp iktidarı vuruyor.
İktidardakiler nasıl düşünür? Herkes kendini kurtarır diye düşünür. Neoliberalizmin bireyci felsefesinden az öteye giden bir iç dünyaları yoktur; iş paraya, mala, mülke gelince. Belki çerçeveletip arkalarına asmak istedikleri söz “Can cümleden azizdir” olabilir.
İktidarın yandaş elitleri köşeyi dönebilme fırsatı bulduğunda dönüp arkasına mı bakacak? Kaç çocuğun aç ve yoksul kaldığını mı sayacak? Memleketteki ücret düşüklüğünü, enflasyonu, işsizliği mi kafaya takacak? Asla. Bilakis, kendi yavan mutluluklarından başka hiçbir hedefleri yok.
Bu taife kötü bir kapitalistler kuşağı bile değil. Hiçbir üretim amaçları yok, üretip de kâr etmek dahi bunlar için çok uzak. Usulü dairesince üretip kâr dahi edemezler. Bütün dünyada durum böyle ama bizim ülkemizde ve bu iktidar koşullarında vaziyet çok daha vahim.
İktidarın güç sahipleri gidip üretim yapan bir alana el koymaktan başka “zenginleşme” bilmiyor. Bu her şeyi kendime topluyorum anlayışından Köfteci Yusuf bile kurtulamadı. “Bu işin sonu nereye varacak?” kaygısını hiç göremiyoruz onlarda. Gelgelelim her şeyin bir sonu var. Birileri kulaklarına “günü yaşa” diye fısıldamış sanki. Tamam, günü yaşayın AKP’liler ama hikâyenin sonunu da bir düşünüverin.
Kendisi kaynayıp gelen kuyudaki suyun bile bir sonu var. O su binlerce yıl birikmiş yer altı suyu. Tarımda yaygın ve vahşice kullanırsanız biter. Örneğin, Kaliforniya’da tarım için aşırı yer altı suyu çekilmesi, rezervlerin düşmesine ve zeminin çökmesine neden oldu. Aynısı Konya’da da gerçekleşti. Tarımsal sulama için yenilenebilir olandan daha fazla su çekildikçe, seviyeler düştü. Toprağın bu ölçüde kuruması nedeniyle peynir kalıbı gibi içinde boşluklar oluştu. Bu dev boşluklara obruk deniyor.
Allah’ın suyu bile sonsuz değil. Kıymetini bilmek lazım. Bitmez deme, biter. Kirlenmez deme, kirlenir.
Ne hazindir ki AKP elitlerinde bu irfan yok. Onlara göre su akarken doldur da doldur. Vur ha vur. Altta kalanın canı çıksın.
Kapitalizmin kaderi olarak kâr oranları eğilimsel olarak on yıllar içinde düşüyor. Sermaye sahipleri dünyanın hiçbir yerinde umdukları kârı elde edemiyorlar. Buldukları kâra da kanat etmiyorlar. Yürekleri sıkışıyor ama çare yok. Bunun çaresini iktisadi işleyişe kısa devre yaptırmakta buluyorlar güya. Paralar güldür güldür finans alanına akıyor. Ne derdini çekecekler işçinin, üretimin, uzun vadeli planın? Başka bağlamda, Turgut Özal’a atfedilen “Bir koyup üç alacağız.” sözü var. Özal’ın bu sözüyle AKP elitleri arasına düz bir çizgi çekilebilir. “Bir ütopyaları var mı?” diye sorulacak olursa, bence bu.
Üretim alanında bir koyup üç alamadıkça, mala çökme alanında üçer beşer toplamaya çalışıyorlar. O da kuruyunca finans alanına geçmiş durumdalar. Tuttukları dalı kurutuyorlar. O derece uğursuz kademsizler diyebiliriz. Işıkları açınca hepsini paraları sayarken yakalıyoruz. Herkesi bir koyup üç alınıyor diye davet etmişler, insanlar zar zor biriktirdiklerini getirip teslim ettikleri zaman da battık diyerek insanları dolandırmışlar. İnsanları kandıracağız, onlar da paralarını getirince alıp kaçacağız. Ne güzel sistem ne güzel fon ne güzel borsa. Eee, sonra?
O imal ettikleri aforizmatik dizilerden edindikleri bir “yüksek” kültür var. Oradaki zibidiler “Sonrasını düşünen kahraman olamaz” diye babalanıyor. Sonrasını düşünmeyenler işte böyle dolandırıcı olur. Deniz bitmiştir. Bir koyup üç alma şeklinde iktisat, finans ve borsa yoktur. Yolsuzluk ayrıdır ama bu artık yolsuzluk değil, doğrudan ve taammüden dolandırıcılık. Gelen gideni aratırmış. Yeni kuşak eskileri hakikaten arattı ve rahmet okuttu. Eskiler iyiydi; sadece yolsuzluk yaparlardı ve rüşvet alırlardı. Allah başımızdan eksik etmesin hiçbirini.
Bu son kuşak şöyle düşünüyordur şimdi: Her şeyi berbat ettik, böyle bırakıp gitsek olmaz mı?
Olur tabii aslanlar. Böyle çok güzel ama o gördüğünüz riyakâr borsada bile bir güven ilişkisi olması gerekiyor. Örneğin, siz kısmen devletin denetleyici kurumlarına güven olduğu için bu dolandırıcılığı yapabildiniz. O asgari mekanizmalar olmazsa hiçbir şey işlemez.
Yine de benden sonrası tufan mı diyorsunuz? Tamam, bakalım kime tufan. El mi yaman, bey mi yaman, göreceksiniz bu sefer. Boyunuzun ölçüsünü alacaksınız.









