Sabır taşı çatlarsa kıyamet kopar.
Sabır taşı ne zaman çatlar?
“Öcalan’a özgürlük yok, statü yok, hatta umut hakkı bile yok, onu gerillayı silahsızlandırmakla görevlendirdik, hepsi bu kadar” demeye biraz daha devam ederseniz, sabır taşı çatlar ve kıyamet kopar.
Hareket’in sözcüleri sizi edeplice uyarıyor: Öcalan özgür olmadıkça müzakere süreci sonuç vermez diyor. Anlamıyorsunuz. Hareket bunun üzerine uyarıyı biraz somutlaştırıyor: Böyle yaparsanız tek bir gerilla silahını bırakıp dağdan inmez diyor.
Şimdilik bu kadarını söylüyor ve siz hâlâ duymazdan geliyorsunuz.
O halde ben kendi görüşümü size anlatayım:
Bu gidişin sonu savaştır.
Gerillanın Türkiye’den, sınır boylarından, Zap’dan medya savunma hatlarına çekilmesinden dolayı sakın heveslenmeyin. Birkaç tünel boşaltıldığı durumda gerilla tüm savaş potansiyelini kaybeder sanmayın.
Çünkü artık ne savaş eski savaştır, ne gerilla eski gerilladır. Sadece yeni savaşa hazırlanmakta biraz zaman kaybetmiş, ama Karayılan’ı dinlediğimde kaybedilen zamanı telafi etmiştir.
Tünel nedir?
Yeni teknolojiyle savaşın niteliğini değiştiren Türk devletine karşı “savunma” mevzisidir. Eski savaşta “siper kazarak” yapılan savunmanın “tünel açarak” yapılmasıdır. İşte bu savunma mevzisinde harıl harıl yeni savaşa uyum sağlanmıştır. Kalaşnikoflu fedai gerillanın yerini hızla “tekno-gerilla” almıştır. Bu tekno-gerilla “adrese teslim füze ve drone” teknolojisine sahiptir.
Hatırlarsınız, yazmıştım: Bir tüneli Türk askeri değil, fareler basmıştı. Gerillanın ekmeğini peynirini talan ediyordu. Tüneldekiler kilometrelerce ötedeki yoldaşlarına haber uçurmuşlar, bize silah, gıda değil, bir kedi gönderin demişlerdi. Nasıl göndereceklerdi? Gökyüzü Türk İHA’ları, SİHA’ları ile doluyken bir gerillanın kilometrelerce yolda göğsünde sakladığı kediyi hedefe ulaştırması imkansızdı. Kedi dediğin güvercin olsa, onu eğitir hedefe uçurabilirlerdi. Ama kedi uçmaz. Tekno-gerilla öyle bir gerilladır ki kediyi bile uçurur. Nitekim uçurdu da. Hemen bir drone imal etti, içine kediyi yerleştirdi, droneyi Türk radarlarına da görünmeden, kilometrelerce ötedeki tünelin tam ağzına göre kilitledi, kedi belki bir, belki iki saat sonra tünelin kamufle edilmiş kapısından içeriye girdi ve fare sürülerine karşı zafer kazandı.
Bu “kedi operasyonunun” ne anlama geldiğini Türk Genelkurmayı, askerlik bile yapmamış benim gibi bir sivilden çok daha iyi bilir. “Adrese teslim kedi” operasyonunun anlamı derindir.
Bu “adrese teslim” terimi, yanılmıyorsam bir Sovyet Dışişleri Bakanına ait bir terimdir. Amerikalılar konvansiyonel cephe savaşlarını eskiten bir teknolojik silah icat etmişlerdi: Atom bombası. Bununla “dropshot planı” gereği, “soğuk savaşla” dünya kamuoyunu hazırladıktan sonra Moskova’yı, Leningrad’ı atom silahıyla yıkıp, “komünizm tehlikesini” sona erdireceklerdi. O sırada Sovyetlerin elinde atom silahı henüz üretim aşamasındaydı. Üretilse bile Sibirya’dan kalkan bombardıman uçaklarıyla Amerika’yı atom bombasıyla tehdit edip, “Dropshot palınını” püskürtemezlerdi. Ellerinde kıtalararası uçak henüz yoktu. Derken hatırladığıma göre Birleşmiş Milletler’in bir toplantısında Sovyet sözcüsü “atom bombasını adrese teslim edebiliriz” deyiverdi: Sovyetler atom bombası başlıklı kıtalararası füzeyi de icat etmişlerdi. O günden sonra “dehşet dengesi” denilen yaklaşık askeri denge gerçekleşti.
Sanırım bu anlatımdan sonra “kedinin adrese teslim edilmesinin” askeri manası da anlaşılmış oldu.
Şu anda yeni nitelikli savaşta nicel anlamda değil, ama nitel anlamda ternolojik nisbi denge sağlanmış bulunuyor. Devletin teknolojik tekeli sona ermiştir.
Nisbi dengeden söz edince elbette savaş durumunda karşı karşıya iki devlet arasındaki nisbi dengeden söz etmiyorum. Düzenli orduyla gerilla arasındaki nisbi teknolojik dengeden söz ediyorum. Ama eğer bu dengeyi “sırça köşkte oturan aleme taş atmasın” darb-ı meseliyle izah etmezsem, “yazar iyi palavra atmış” dersiniz. O halde kısaca izah edeyim: Devletin adresiyle gerillanın adresi birbirine benzemez. Devletin şehirleri, silah fabrikaları, köprüleri, barajları, gökdelenleri vardır. Bunların adresini bütün postacılar bilir. Gerillanın ise adresi dağlardır, mağaralardır, granit kayalıkların içindeki kilometrelerce uzanan tünellerdir. Bunların adresleri bilinse de, içindeki gerillayı o adreste bulmak kolay değildir. Çünkü seyyardır. Ordular, tank-topçu tümenleri on binler halinde kışlalarda yaşar. Yarı sabittirler. Gerilla dediğin kuş misalidir, şu dakika buradaysa sonraki dakikada şuraya mekaplarıyla koşturur. Durum asimetriktir. Ama artık teknolojik bakımdan nitelikçe aralarındaki nicel değil nitel fark her geçen gün azalmaktadır. Herkes herkesin “adresini” hedef alır.
Yani diyeceğim şudur: Modern asimetrik teknolojik savaşta gerilla adresine giden, kendi adresinden olabilir. Nisbi dengenin sonucu budur.
O halde ağzınızdaki “diplomatik baklayı” zırt pırt çıkarıp, Küddun alnını kaşımayın, nasırına basmayın, sabır taşını çatlatmayın.
Hele ve hele size 60 milyonluk muazzam bir potansiyel halk yardımını sunan gerillayı, yeniden “taktik ittifaklara” zorlamayın.
Zorlarsanız ne olur?
Sabır taşı çatlar ve kıyamet kopar.
Evet, yine şimdi olduğu gibi kazanan olmaz, ama bu defa hepimiz hep birlikte kaybederiz. Masada oturacak sandalye bile kalmaz.
O halde?
Akıllar başa eller birbirine uzatılmalı.
Öcalan’ın kadir kıymeti bilinmeli.
Eh, biraz da “bu fakirin kişisel uyarısı” dikkate alınmalı. Çünkü benim kişisel uyarıma benzer bir uyarıyı Hareket’in “sabırlı” ve sağduyulu hiçbir sözcüsü yapmaz.
Neden?
Çünkü bu Hareket sözcüleri ekolojiktir, “yağmadan gürlemezler.”









