• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
21 Ekim 2026 Çarşamba
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Forum

İnsan nasıl değişir?

21 Ekim 2026 Çarşamba - 00:00
Kategori: Forum

Değişim burada bireyin iç dünyasında değil, ilişkiler ağında gerçekleşir; komün, bireysel dönüşümün toplumsal olarak sabitlendiği yerdir. Yeni bir insan olmak, yeni bir ‘biz’ içinde mümkün olur. Komün, tam da bu kırılganlığın çözümüdür; insanın yeni benliğini tek başına taşımak zorunda kalmadığı yer

Nimet Sevim

İnsan değişmek ister; bu, belki de en az sorgulanan cümledir, çünkü herkes onu doğru sanır. Oysa hayat bize tam tersini gösterir: Sigaranın zararını bilen içmeye devam eder, eşitliği savunan erkek evinde ataerkil davranabilir, komünü savunan insan bile hiyerarşi kurar. Demek ki insan istemekle değişmez; bilmekle de değişmez. Öyleyse mesele, “insan neden değişmiyor” değildir. Bu soru fazla kolay bir teselliye çıkar, sanki değişim insanın doğasında hazır dururken bir şey onu engelliyormuş gibi. Asıl zor soru şudur: İnsan gerçekten değiştiğinde, orada ne olmuştur? Hangi eşik aşılmış, hangi direnç kırılmış, hangi yalnızlık paylaşılmıştır?

Bu soruyu havada bırakmamak gerekir, çünkü tam bugün, bambaşka bir bağlamda, aynı ısrarla karşımıza çıkıyor. Öcalan, bir örgütün feshini tartışırken bile aynı ayrımı kurmaktan vazgeçmiyor; örgütsel bir kararla kişisel/zihinsel bir dönüşüm aynı şey değildir. Mesele yalnızca bir yapının dağılması değil, “köklü bir kişilik ve zihniyet dönüşümü”dür ve böyle bir dönüşüm zaman ister. Bir imza atılabilir bir günde; ama bir zihniyetin çözülüp yeniden kurulması, aylara, belki yıllara yayılan sessiz bir emektir.

Bilgiyle başlayalım, çünkü en çok orada yanılırız. İnsan doğru bilgiye ulaştığında değişeceğini sanır; oysa bilgi, davranışın önünde durmaz, çoğu zaman davranışın arkasından koşar, onu meşrulaştırmak için gerekçe üretir. Düşündüğümüzü sandığımız an bile, çoğunlukla zaten verilmiş bir kararı, alışkanlığın ya da sezginin çoktan aldığı bir kararı, akıl yürüterek onaylamaktan ibarettir. Bu yüzden bilginin kendisi hiçbir zaman yeterli bir eşik değildir; yalnızca bir kapı aralar. Kapıyı aralamakla kapıdan geçmek arasındaki mesafe, insanın kendine karşı oynadığı en sinsi oyundur: doğruyu görmüş olmak, doğruyu yaşamış olmakla karıştırılır ve nice insan bu karışıklığın içinde yıllarca, bildiği ile yaşadığı arasında bir uçurum taşıyarak var olur. Davranışı değiştirmeyen bilgi, o yüzden henüz bilgi değildir; yalnızca bir olasılıktır, gerçekleşmemiş bir vaattir.

Ama kapıdan geçmiş olmak da yetmez. Çünkü beden, zihnin aldığı kararı hemen tanımaz. Alışkanlıklarımız bize ait değildir aslında; toplumun, tarihin, ilişkilerin bedenimizde bıraktığı bir hafızadır onlar. Nasıl oturduğumuz, nasıl konuştuğumuz, kimden çekinip kimden söz istediğimiz gibi davranış kalıpları, bilinçli bir tercihten çok önce bedene yerleşmiş bir düzenin izidir.

Devlet, en çok bedene yerleşir ve bir zihniyet değiştiğinde bile, beden eski düzenini bir süre daha, bastırılmış biçimde taşımaya devam eder. Tasavvufun “nefis” dediği direnç ile nörobilimin sinaptik alışkanlık dediği direnç, aynı gerçeğin iki ayrı dilidir. İnsan eski kendisini kolayca bırakmaz, çünkü eski kendisi de bir çeşit güvenliktir. Bu yüzden değişim, tek bir cesur kararla değil, aynı kopuşun günbegün, bıkmadan yeniden yaşanmasıyla mümkün olur. Kimse bir kez cesur davranarak cesur olmaz, cesareti tekrar tekrar seçerek cesur olur. Umut da tam burada saklıdır. Beyin alışkanlığı sever, ama aynı beyin yeniden kurulabilir de; bedeli yalnızca zamandır, sabırdır, tekrardır.

Ve en çok gözden kaçan da şudur: Bu sadakat, yalnız sürdürüldüğünde bile geri kayabilir. İnsan eski çevresine döndüğünde eski sesleri yeniden duymaya, eski rolleri yeniden oynamaya başlar. Çünkü benlik yalnızca içeride taşınan bir şey değildir; başkalarının bakışında, ortak bir dilde, paylaşılan bir pratikte de inşa edilir. Bilinç toplumsaldır; insan konuşarak, birlikte yaşayarak öğrenir

Bir toplumun çözülmesi yalnızca dayanışmanın değil, ortak anlamın kaybıdır. Ortak anlam kaybolduğunda, bireysel değişim çabaları da havada asılı kalır, karşılığını bulamaz. Öcalan bu toplumsallığı, tarihin bir sınıf savaşımı değil “devlet ve komün çatışması” olduğu tezine bağlar ve bu, teorik bir tercih olmanın ötesinde, bölgemizin somut tarihine bir okuma önerir. Devletleşme ile komünal yaşam arasındaki gerilim, Ortadoğu’da ve Kürt toplumunda hâlâ süren, tamamlanmamış bir çatışmadır. Değişim burada bireyin iç dünyasında değil, ilişkiler ağında gerçekleşir; komün, bireysel dönüşümün toplumsal olarak sabitlendiği yerdir. Yeni bir insan olmak, yeni bir “biz” içinde mümkün olur. Komün, tam da bu kırılganlığın çözümüdür; insanın yeni benliğini tek başına taşımak zorunda kalmadığı yer.

Öcalan’ın kendi düşünsel biyografisi, bu üç katmanın nasıl birlikte işlediğine dair elimizin altında duran bir örnektir. Reel-sosyalizmin çözülüşü karşısında geliştirdiği eleştirel yaklaşım, yalnızca teorik bir konum değişikliği değildi; kendisi için de bir zihniyet devrimi olarak okunmuştur: teoriyle sınırlı kalmayan, bizzat yaşanmış bir dönüşüm. Görmenin, o görüşe sadık kalmanın ve bunu bir hareketin ortak diline dönüştürmenin iç içe geçtiği bir dönüşüm. Zihniyet, bu yüzden ne bir konferansla ne bir propagandayla değişir; yaşanarak değişir ve yaşanan şey paylaşılmadıkça kalıcılaşmaz. Komün de bu yüzden yalnızca bir örgütlenme modeli değildir; zihniyetin sınandığı, alışkanlığın yeniden kurulduğu, ortak anlamın yeniden üretildiği bir laboratuvardır.

İnsan yeni bilgiler edinerek değişmez, yeni bir hayat yaşayarak değişir; ama bu cümle tek başına bırakıldığında bir teselliden öteye geçmez. Asıl mesele, “yaşamak” dediğimiz şeyin neyi gerektirdiğidir. Çünkü insan önce bir şeyin çöktüğünü görmelidir; eski cevabın artık taşımadığını, eski zihniyetin kendi ağırlığı altında ezildiğini fark etmelidir.

Ama bu görme anı, kendi başına hiçbir şeyi değiştirmez; tam da Öcalan’ın ısrarla ayırdığı yerde durur: Bir örgüt bu değişimi bir kararla, bir gecede ilan edebilir, ama aynı değişimi bedeninde, ilişkilerinde, gündelik reflekslerinde taşıyanlar için süreç daha yeni başlamıştır.

Asıl sorulması gereken şudur: Görmek, tekrar etmek ve paylaşmak neden birbirinden ayrılamaz? Bunun cevabı, üçünün ayrı ayrı aşamalar olmamasında yatar. İnsan önce görür, sonra tekrar eder, sonra paylaşır diye düşünmek, değişimi bir çizgiye, bir sıraya hapsetmektir; oysa yaşanan şey çoğu zaman aynı anda kırılır ve kurulur. Üç katman, tek bir hareketin içinde iç içe geçer. Zihniyet devrimlerinin çoğu zaman yarım kalması da tek bir eksiklikten değil, bu üçünü aynı anda taşıyamamaktan kaynaklanır:

Bir toplum yeni bir görüşe sahip olabilir ama onu bedenine yerleştiremeyebilir, bir insan yeni bir alışkanlık kazanabilir ama onu paylaşacak bir çevre bulamayabilir ve bir hareket yeni bir söylem edinebilir ama onu besleyecek ortak bir pratiği henüz kuramamış olabilir. Zihniyet dönüşümünün kararla değil yaşanarak gerçekleşmesi de tam bunu anlatır: görme anı bir eşiktir, ama eşiğin ötesinde asıl imtihan, o çöküşün sonucunu günbegün, ilmik ilmik, ilişki ilişki, bedende yeniden kurmaktır. Özgür toplum ile özgür insan bu yüzden birbirini beklemez, birbirini doğurur: Toplum dönüşmeden insan yalnız kalır ve eski haline geri döner; insan dönüşmeden toplum da biçim değiştirir ama özünde aynı kalır.

Bugün Ortadoğu’nun ve Kürt siyasetinin sınandığı yer de tam burasıdır. Bir zihniyetin yeniden kuruluşu, görmenin, sadakatin ve paylaşılan yaşamın sessizce ve sabırla üst üste binmesini ister. İnsan nasıl değişir sorusu, belki de yanıtını hiçbir zaman tek bir cümlede vermez; yalnızca yaşanmış bir hayatın izinde okunabilir.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Adrese teslim edilen bir kedi operasyonu

Sonraki Haber

Toplu mezar ve Bournemouth Protokolü

Sonraki Haber

Toplu mezar ve Bournemouth Protokolü

SON HABERLER

Uçum’a tavsiye: Akdoğan’ın akıbetine bak

Yazar: Yeni Yaşam
21 Ekim 2026

Toplu mezar ve Bournemouth Protokolü

Yazar: Yeni Yaşam
21 Ekim 2026

İnsan nasıl değişir?

Yazar: Yeni Yaşam
21 Ekim 2026

Adrese teslim edilen bir kedi operasyonu

Yazar: Yeni Yaşam
21 Ekim 2026

İzmir’de YİBO filminin gösterimi yapıldı

Yazar: Yeni Yaşam
20 Ekim 2026

Fransa’da sokağa çıkma yasağı uzatıldı

Yazar: Yeni Yaşam
20 Ekim 2026

Ankara’da belediye otobüsü yaya geçidine çarptı: 24 yaralı

Yazar: Yeni Yaşam
20 Ekim 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır