Uçum adı üstünde bir devlet memuru. Her geçen gün daha fazla anlaşılıyor ki, o Önder Apo’nun değerlendirdiği üzere, norm devletin değil norm dışı devletin sözcülüğünü yapıyor. Resmiyette Cumhurbaşkanlığı danışmanı olarak görülüyor ama özünde Özel Harp Dairesi’nin özel üyesi olarak çalışıyor
Ali Sinemilli
Ne zaman AKP üzerindeki baskı artsa, AKP zora düşse ortaya sarayın danışmanı Mehmet Uçum çıkıyor. Bugünlerdeki çıkışının da böyle bir atmosfere denk düştüğü görülüyor. Kürt tarafının süreçte üzerine düşenleri yaptığı, herkesin gözünü iktidarın atacağı adımlara diktiği bir ortamda ‘meşhur’ danışman yine üst perdeden ahkam kesmeye başladı ve kendince tersi bir algı oluşturmak istedi. Ona göre, Önder Apo’nun hukuki statüsünde bir değişiklik yapılmayacak, atılacak adımlar sürecin pratik yürütülmesi ile sınırlı tutulacak, başka da beklenti içine girenler boşa düşecek.
Sarayın danışmanına göre zaten süreç bir ‘çözüm’ süreci değil ‘geçiş’ süreci, bundan ötesi yok. Halbuki daha birkaç gün önce danışmanlık yaptığı kişi ‘süreçte sona yaklaşıyoruz, bizi yolumuzdan kimse alıkoyamaz’ diyordu. Uçum ya bunları dinlemiyor ya da kendisine bu konuşmaları yap diyenlerin ciddi bir yönetememe, işlere hakim olmama durumları söz konusu. Öyle ya, Uçum söyledikleriyle ‘başkanını’ da boşa düşürüyor. Onun da sözlerini değersizleştiriyor.
Peki! Bu danışmanın dedikleri çok mu önemli, buna bu rolü kim verdi? Açık ki, ona bu rolü devletin derin odakları vermiş durumda. Ama Uçum’a bu meşruiyeti kazandıran asıl olgu o değil. Uçum esasında kamuoyunun beklentilerinden kaynaklı olarak bu rolü edinmiş durumda. Daha doğrusu kendisine böyle bir rol atfedilmiş. ‘Sarayın danışmanı, süreçle ilgili söyledikleri önemli’ denilerek, Uçum’a hiç de karşılamayacağı bir rol verildi ve bu durum devam ediyor.
Hep söylenir. Erdoğan’ın yüzlerce danışmanı var diye. Bu da onlardan biri. Diğerleri kimler, pek fazla bilinmiyor. Bazen birileri ekranlara çıkarılıyor danışman diye, ama bunun gibisi yok. Normalde rolü hukuk danışmanlığı, fakat görüldüğü üzere hemen her konuda yazıyor, konuşuyor.
Sanki, sürecin devlet aklı bunda somutlaşmış da, o da zahmet edip paylaşıyor gibi.
Öyle kaptırmış ki kendisini, konuşunca adeta tek söz sahibi edasında. Ne diyor, dediği nasıl anlaşılıyor, pek dert edinmiyor gibi.
Belli ki, arkasındakiler kendisini böyle motive etmiş, bu biçimde ‘işletiyorlar’. Fakat biraz tarih de bildiği anlaşılan danışmanın geçmişe dönüp bakmadığı, geçmiş örnekleri pek fazla umursamadığı da görülüyor.
Bu tür rolleri devlet genelde feda etmeyi göze aldıklarına veriyor. Esas kadrolarına hiçbir zaman böyle görevler vermiyor. Bakalım! Geçen dönemin birçok ‘dediğim dedik’ şahsiyeti bugün ortalarda görünmüyor. Mesela! Ne oldu Yalçın Akdoğan’a? Yani 2013-15 sürecinin en öndeki devlet görevlisine. O da bir dönem el üstünde tutuluyordu, hatta Dolmabahçe’de kurulan masada bile vardı. O da vaktinde Başbakanlık başdanışmanlığı görevi yürütüyordu. Her dediği adeta kanun hükmünde ele alınıyordu. Ne oldu şimdi ona, bilen var mı? Akıbeti ne, hangi karanlık dehlizlerde ya da emeklilik günlerini mi sayıyor malikanesinde, belli değil.
Başka örnekler de sayılabilir; tam benzemese de Süleyman Soylu’ya, İdris Naim’e, Alevilere fikir veren Çamuroğlu Reha’ya, ne oldu? Sözlerinin bir hükmü kaldı mı: Hayır!
Açık ki, Uçum’u bekleyen akıbette bunlardan farklı değil. Onun da sözünün sınırları var. Etkisi bir yere kadar. Bu nedenle ne kendisinin her dediğini ciddiye alıp yorumlamak ne de gereğinden fazla rol yükleyerek adeta devlet adına konuşuyormuş payesi kazandırmak gerekiyor.
Uçum adı üstünde bir devlet memuru. Fakat her geçen gün daha fazla anlaşılıyor ki, o Önder Apo’nun fazlasıyla değerlendirdiği üzere, norm devletin değil norm dışı devletin sözcülüğünü yapıyor. Kendisi objektif değil subjektif bir iş yapıyor. Resmiyette Cumhurbaşkanlığı danışmanı olarak görülüyor ama özünde Özel Harp Dairesi’nin özel üyesi olarak çalışıyor.
Bu dairenin görevi kafa karıştırmak, ortamı bulandırmak, ak olanı kara göstermek olduğuna göre, Uçum’un belli bir rol oynadığı söylenebilir. Birilerini önemli işler yaptığına, önemli sözler ettiğine inandırabilir. Fakat Uçum’un bu açıklamaları son elli yılını mücadele içinde geçirmiş, her gün ayakta olan Kürt halkında bir karşılık yaratmaz, inandırıcı olmaz.
Dolayısıyla Uçum’u konuşturup, onun üzerinden bu süreci bulandırmak isteyenlerin, iktidar-devletin atması gereken adımları gölgelemeye çalışanların da, bu gerçekliği bilmesi önemli. Uçum günübirlik konuşturulabilir de. Geçmişte ordu sözcülerinin konuştuğu gibi. Her gün Kürdistan’ı fetih teorileri yapabilir, direnen-mücadele eden güçleri manipüle etmeye çalışabilir. Ama bunların gelinen aşamada etkisi, dün olduğu gibi olmaz.
Hani derler ya, biz birbirimizi yeterince tanıdık diye. Bizimki, o mevzudur. Unutmayalım ki, bu halk mücadele içinde en fazla da düşmanını tanıdı, kendisini inkâr edeni, soykırıma uğratanı tanıdı. Kim ne diyor, niçin söylüyor, bununla ne amaçlıyor konusunda Kürt halkı kadar tecrübe kazanmış, deyim yerindeyse sınavdan geçmiş halk çok azdır. Bundandır ki,
Uçum gibilerin sözü yatsıya varmadan hükmünü yitirir. Bizden hatırlatması.








