• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
13 Şubat 2026 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar

Açlık ölümleri-Ahmet Güneş

Yeni Yaşam Yazar: Yeni Yaşam
31 Mart 2019
Kategori: Yazarlar
Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

En iyiler genellikle
intihar ederler
sadece kaçmak için
ve o geride kalanlar
asla tam olarak anlayamazlar
neden biri
onlardan kaçmak istesin ki…!

Charles Bukowski

Konuya farklı bir bakış getirsin diye Bukowski’nin intihara bakışından örnek vermek istedim. Elbette Bukowski’nin edebiyat tarihindeki yerini ve imajını biliyorum. Gündem açlık grevi ve açlık grevinin talebi yerine getirilsin diye cezaevlerinde, diasporada insanlar canlarına kıyıyor. Bukowski örneği ayıplanmasın. Edebiyat her yere söz yetiştirebiliyor çünkü gerçeklerin meskeni yoktur. Durkheim’den dinler arası intihar oranları ve buna bağlı olarak geleneklerin etkisinden örnekler, istatistikler de verebilir, örnek çoğaltabilirdim. Gerek yok, gerçekten gerek yok. İntihar sadece bir kitap ismi değildir.

Adı üstünde; cezaevleri… Cezalandırılmak istenen insanların yeri. Herkes biliyor ki bu açlık grevine giren insanlar cezayı da ölümü de deyim yerindeyse “tespih tanesi” etmişlerdir. Bilerek, yanından geçerek, ıskalayarak, isteyerek, tesadüflerle yolunu bularak ölümlerden geçmişler. Hala yaşadığı için cezaevlerine kapatılırlar. Siyasiler denilir ve siyasi idealleri vardır. Hayat bu, içeride de ölümleri gezdirir. Dışarıya hasret ve amaç biriktirir ama kaygıların dışarıya gitmesine aman verilmez.

Savaş alanlarından kirli bilgiler gırla gelir, gerçekle tırıs geçer mesela, sonra hakikat ortaya çıkar. Cezaevleri de öyle. İnsanın ailesine, dostuna, sevdiğine vs. selamının mektuplarda sansürlendiği yerler. Sarılmanın gardiyanlar tarafından bölündüğü, kaygının kol gezdiği yerler. Konuya gelecek olursak, hakikat bir gün her yeri gerçeğiyle sınar.

Bugünlerde insanlar cezaevlerinde bir protesto biçimi olarak yaşamlarına son veriyor. Az sayıda ulaşılabilen medya organlarına göre bazısı açlık grevi eylemcisi, bazısı ise refakatçi. Çözüm veya alternatif her iki kesim için de acilen beklenen bir durum. Mesela refakatçi için açlık grevindeki arkadaşının üç ay sonra yanaklarında belirginleşen keskin hatlar, diş etlerindeki kanamalar, lavaboya giderken ki yalpalamalar vs. çok acı bir şahitlik. Can dayanamazken cana refakat etmek… Aç kalarak direnenin gördüğü değişim ise ayrıca zor.

Bu arada, aylardır yüzlerce evin ocağında doğru dürüst bir tencere yemek pişmiyor. Şimdilerde ise binlerce evin. Zor iştir refakat ettiğini kollamak, korkmak… Korku her yere teşebbüs eden bir şeydir çünkü.

Ben bu yazıyı yazan eski bir mahpus olarak, aç kalmaktan çok aç kalana refakat etmenin daha zor olduğunu biliyorum.

2012’de gerçekleşen bir açlık grevi üzerine yaptığım bir çalışmada* Sinan Gencer isimli siyasi bir tutsak “Açlık grevindeyken yaşadığın bir anını anlatabilir misin” soruma şu cevabı vermişti: “Aslında hoş bir anımız var ama bunu anlatıp da Kani arkadaşın yanaklarının al al olmasına sebep olmak istemiyorum. Bu yüzden sadece beni ilgilendiren bir şeyi anlatayım. Kırklı günlerdeyiz. Bir yudum su yemek borusunun ortasında bir yerlerde takılı kalmış, ne aşağı iniyor ne geri geliyor. Yemek borusundan katı bir şey geçmediği için büzüşmüş sanırım ve içtiğim su bile takılı kalıyor. Ne yapacağımı bilemiyorum. Arkadaşlara da söylemedim. Biraz panikledim, aşağı bir şey inmiyorsa ölüme herkesten daha yakınsın ve bir yudum suda gitmek de varmış diyorsun. Paniklememin nedenini sorgulamaya başladım; sonuçta kendini adamışsın ve ölümden korkmaman gerekir, ancak onca badire atlatmışsın, burada ve böylesi bir eylemde zaferi görmeden ölmekti mesele. Sonunda kendimi şöyle ikna ettim: Zaferi görmesem de zafere giden yolda önemli bir eyleme katılmış oldun ve hayatını insanların özgürlüğü uğruna bir mücadeleye adadın. Neyse ki ölüm daha uzaktı ve yatsıya doğru yemek borum daha fazla inat etmeyi bırakıp, içtiğim şeylere yol vermeye tekrar başladı. Sonraki günlerde B1 vitamini alınca bu tür aksaklıklar yaşanmadı.”

Heval Kani dediği refakatçileri. Refakatçisini üzmemek için ölümden dönüşünü çaktırmıyor. Ölüme bu kadar narin ve mahcup yakınken…

Heval Kani ne düşünüyordur? Heval Kani aylardır ne yediğini bilmeden yanı başındaki ve daha uzak cezaevlerindeki arkadaşlarını düşünerek neler geçiriyordur içinden? Ölümden dönmek kolay değildir. Ölümden korkmamak da kolay bir şey değildir.

Ayrıca aylardır devam eden açlık grevi için kolunu kıpırdatmayanların, taleplerini anlatamayan tutukluların farklı yollardan çözüm aramasını sömürgeci kibriyle ve zalimin terbiyesiyle söylem üreterek küçümsemesi de unutulmayacaktır. Açlık nedir, açlığa şefkat değil de refakat etmek nedir bilmezler. Açlık en fazla Knut Hamsun’un bir kitabının ismi ya da geç kalınmış bir dürtünün tepkisidir. Başkası adına, ölen adına konuşmanın, tahliller ve kınamalar üretmenin o büyük aymazlığı çare değildir.

Keşke açlık grevindekilere söz hakkı tanımayan medyaya öfke olsaydı.

Keşke grev yapılırken seçimler hakkında bu kadar lafazanlık edilmeseydi.

Keşke grev talebinin yerine getirilmesi için insanların ölmesine seyirci kalınmasaydı.

Keşke grevleri ucuzlaştırmadan politik refleksler gösterilseydi.

Keşke ölen kişinin ideolojik kararlılığını tipik ‘beyin yıkama’ refleksine dönüştürmeseydiniz solcu adabınızla.

Keşke daha neler neler de…

Bazı insanlar ifade etme biçimi arar. Bazı insanlar ifadeye biçim verir hayatlarıyla. Önceki açlık grevlerinde bu tür durumların yaşanmamasının en büyük etkeni dışarıdaki dinamik desteklerdi. Yani ifade etme araçlarıydı. İfade etmek artık ölümle bela. Ama devran değişti ve ölenlere neden öldün diye sorar olunmuş….

Bir zahmet değişiklik olsun artık. Talep ortadadır: Tecrit hukuksuz bir uygulamadır. Uygulanan bu ‘özel yasa’ ortadan kalksın. Açlık da ölüm de talep de bu.

*Devrimci Selam ve Saygılarımla – Bir açlık grevinin tarihi, Aram Yayıncılık (2016), Ahmet Güneş

Yeni Yaşam

Yeni Yaşam

İlgiliYazılar

Türkiye’nin strateji yoksunluğu

Yazar: Yeni Yaşam
13 Şubat 2026

 Suriye'nin kuzey doğusunda yaşananlara bakıp zafer naraları atanları, dehşetle takip ediyorum. Halklar dışında kimlere hizmet ettiği çok açık olan bu...

Diken üstündeyiz

Yazar: Yeni Yaşam
13 Şubat 2026

Hem ülke içinde hem de ülke dışında yaşananlardan sonra normal bir hayat sürdürebilecek miyiz acaba? Her sabah kalktığımızda acaba duygusuyla...

Rêya Heq Kürt Alevi inancında Xızır kavramı ve toplumsal hafıza

Yazar: Yeni Yaşam
12 Şubat 2026

Rêya Heq Kürt Alevi inancının toplumsal hafızasını oluşturan kavramların kökenine doğru yapılan her yolculuk, bizi aynı zamanda dilin arkaik katmanlarına...

Sürgündeki bilgenin sessiz vedası

Yazar: Yeni Yaşam
12 Şubat 2026

Kürt entelektüel dünyası büyük bir değerini kaybetti. Kürt edebiyatı, dili ve tarih bilinci üzerine ömür vakfetmiş bir çınar olan Mehmet...

Bulanıklıktan açıklığa doğru

Yazar: Yeni Yaşam
12 Şubat 2026

Sanal medyada malum tirol ordusunun Apo düşmanı kampanyası, Rojava’ya “sahip çıkma” oyununu oynuyor ve sanki Rojava yok olmuş gibi, “Apo...

2026 ve sonrası: finansal kriz, emperyalist savaş ve otokrasi (II)

Yazar: Yeni Yaşam
11 Şubat 2026

Uluslararası Para Fonu (IMF) yayımladığı son ‘Küresel Finansal İstikrar Raporu’nda hükümetlere yönelik uyarılarını sürdürüyor. Rapora göre, “finansal varlık fiyatları bir...

Sonraki Haber

Geleceğe umutla bakabilmek-Aziz Ferman

SON HABERLER

Gülistan’ın failleri belli, tutuklama yok!

Yazar: Yeni Yaşam
13 Şubat 2026

Türkiye’nin strateji yoksunluğu

Yazar: Yeni Yaşam
13 Şubat 2026

Sahne ışıkları altında emperyalizm

Yazar: Yeni Yaşam
13 Şubat 2026

Kürtler: Yeni Ortadoğu ve kirli hesaplar

Yazar: Yeni Yaşam
13 Şubat 2026

Diken üstündeyiz

Yazar: Yeni Yaşam
13 Şubat 2026

Serhildanlar ve Kürt diplomasisi

Yazar: Yeni Yaşam
13 Şubat 2026

Halklar Karavanı aktivisti: Türkiye’de cinsel şiddete maruz kaldık

Yazar: Yeni Yaşam
12 Şubat 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır