• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
18 Ekim 2026 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar

Vahşetin pervasızlığı-Musa Piroğlu

Yeni Yaşam Yazar: Yeni Yaşam
16 Temmuz 2019
Kategori: Yazarlar
Facebook'ta PaylaşTwitter'da Paylaş

Adolf Eichmann, Hitler’in emri altındaki üst düzey bir komutandı. Görevi, Yahudilerin toplama ve imha kamplarına nakil işlemlerini organize edip yönetmekti. Savaş sona erince Eichmann kaçarak ortadan kayboldu. Ancak 1960 yılında İsrail Gizli Servisi MOSSAD tarafından Arjantin’de yakalandı. Milyonlarca insanın ölümünden ve tarifi zor acılarından sorumlu olan Eichmann’ın yargılanması İsrail’de yapıldı. Herkes mahkeme heyetinin karşısında bir canavar, gözü dönmüş bir cani görmeyi beklerken sakin ve yumuşak başlı bir adam hatta sıkıcı bir bürokrat görünce şaşkınlığa düşer. Eichmann’ın tanıdıkları da onun cana yakın, güler yüzlü ve sevilen bir insan olduğunu söylüyordu. Oysa vahşi bir katliamın sorumlularından birisiydi. Ve vahşet tam da burada ortaya çıkıyordu. Sanık işlediği suçun normalliğini savunuyordu, çünkü içerisinde yaşadığı toplum ve görevlisi olduğu devlet açısından yaptığı iş yapılması gerek bir işti, suç değildi.

Hannah Arendt bu durumu kötülüğün sıradanlaşması olarak tarif eder. Eichmann’ın, mahkemede yaptığı savunmada söylediği “sadece, yasalara uygun olarak görevimi yerine getirdim” cümlesinin ardında yatan “devlet memuru” mantığını da farklı bir biçimde eleştirir, “görevini yerine getiren yurttaş” söyleminin sıradanlığını ve bu sıradanlığın ardında yatan milliyetçi ulus-devlet idealizminin kötülüğünün derinliğini açığa çıkarır.

“Bürokratik, sığ ve basmakalıp bir cümle kurmaktan öteye geçemeyen aciz bir insan” olarak tanımladığı Eichmann’ın duruşmalar sırasında yasalara dayandırdığı soğukkanlı açıklamalarını, “kör bir itaat, asla aptallıkla aynı olmayan saf bir düşüncesizlik” olarak niteler. “Kötülüğün Sıradanlığının” bir göstergesi olan bu ne yaptığını düşünmeden ve bilmeden yapma halinin dayanağı olan kamu ahlâkı ve politik yargının gerisindeki insan yaşamını kuşatan sistemi de açığa çıkarır.

Benzer durumların nerdeyse her gün tekrar edildiği bir sürecin içerisinden geçildiği kabul edilmelidir. Mahkemelerde tecavüze uğrayan kadınlara “o saate orada ne işin vardı” diye soran hâkimlerden, genç kadının babasına “kızına sahip çıksaydın” diye bağıran sanık yakınlarına, hukuksuzluğu “ben devletim” diyerek savunan polise pek çok örnekten söz edilebilir. Belki de kötülüğün sıradanlaşmasından değil pervasızlaşmasından söz edilebilir. Zira insana karşı suç işleyenler bunu sıradan bir iş olmaktan çıkarıp kendilerinin hakkı gibi sunmaya başlamışlardır. Bu durumu en iyi özetleyecek durumlardan birisi son hafta içerisinde meydana geldi. Ali İsmail Korkmaz’ın Gezi Ayaklanması sırasında vahşice katledilmesi toplumsal muhalefetin vicdanında derin etkide bulunmuştu. Ali İsmail’in ölüm yıldönümünde kamuoyu yeniden bu vahşeti lanetlerken ona ilk müdahaleyi yapmakla görevli doktorun sosyal medyadan yayınladığı mesaj kötülüğün pervasızlaşmasını açıklar mahiyettedir. Söz konusu doktor mesajında Hipokrat’ın dinsiz olduğunu söyleyip, yemini tutmak zorunda olmadığını, Ali İsmail’in ölümünü izlediğini yazmıştır. Açıkça suç işlediğini, cinayete ortak olduğunu kendi adını vererek açıklamıştır. Bu korkusuzluk değildir, bu pervasızlıktır. Bu pervasızlığın altında yatan birincil neden yargılanmayacağına dair kati inancıdır. İktidardan yana olanların yargılanmayacağı inancı oluşmuştur. Ama ikinci neden yasal yargılanmanın ötesinde toplumsal olarak da yargılanmayacağı inancıdır. Zira kendilerine göre hâkim olan inancı temsil etmektedirler. Yaptıkları verili toplumsal yapının normal gördüğü işleridir. Suç işlediklerine inanmamaktadırlar. İktidara hâkim olan düşman hukuku uygulamasının toplumsal hayatta karşılık bulan hali budur. Kendilerinden olmayan herkes düşmandır ve düşman olanın hiçbir hakkı yoktur. Her çeşit vahşet, saldırıya uğrayanın düşmanlaştırılması ile meşru hale getirilebilir. Kötülük meşrulaştırılmaktadır.

Toplumun yarısının diğer yarısına karşı şiddetinin pervasızlaşması meselesi diğer yarının buna nasıl izin verdiği sorusu cevabı verilmeden izah edilemez. Bu izah yapılmadan bu pervasızlık da ortadan kaldırılamaz. Elbette bu duruma dair ciddi bilimsel sosyolojik analizler yapılabilir. Ancak toplumsal izahın ötesinde şiddetin bu kadar normalleşmesinin siyasal izahının yapılması bir gereklilik olarak durmaktadır. Zira bu normalleşmede saldırganların devlet kaynaklı cesareti ve içerisinde yetiştikleri toplumsal doku kaynaklı pervasızlıkları kadar saldırı altındakilerin sessiz kabulü de etkilidir. Bu durum kendisini saldırı altındakilerin durumlarını izah ediş şekillerinde ele vermektedir. Saldırganlar pervasız ve kaygısız bir dille saldırırken saldırıya uğrayanlar sadece teşhirle ve “unutmamak” kavramsallaştırmasına sıkışan bir naiflikle yetinmektedirler. Aslında bu naiflik tersten bir çaresizliğin ifadesi, saldırıya cevap verilemeyeceğinin kabulü olarak da okunabilir. Saldırgana yaptığının karşılıksız bırakılmayacağı gösterilmedikçe onun gibilerin önünün kesilmesi imkânsızdır. Sıradanlaşan ve pervasızlaşan kötülük edilgen tutum alışlar, teşhirle yetinen kampanyalarla engellenmez. Naiflik değil öfke dile yansımalı, politikada vücut bulmalıdır. Unutmayarak acıları biriktirme işi toplumsal vicdanın görevidir. Devrimci hareketlere düşen; acıların yanına yeni acıların yazılmasını engelleyecek mücadeleyi yükseltmek, yapılandan hesap soracak hale gelmek, mazlumların sığınabileceği adresi örgütlemek olmalıdır.

Yeni Yaşam

Yeni Yaşam

İlgiliYazılar

Halkı soyanlar

Yazar: Yeni Yaşam
18 Ekim 2026

Türkiye’de parasını kaybedenler için bir söz vardır ‘’donumuza kadar soyulduk’’ denir. Şu anki ülke durumu budur. Yalnız ekonomik olarak donumuza...

AP Kürt Konferansı: Barışın, eşitliğin ve ortak mücadelenin çağrısı

Yazar: Yeni Yaşam
18 Ekim 2026

Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen Kürt Konferansı’nın sonuç bildirgesi, yalnızca bir talepler listesi değil. O, uzun süredir ertelenmiş bir yüzleşmenin, birikmiş adaletsizliklerin...

Ereğli’de tahliyelere engel

Yazar: Yeni Yaşam
18 Ekim 2026

Cezam Ekim’in 29’unda bir yılın altına düşüyor. Yasanın ekimde devreye gireceği belirtiliyor. Kasımda denetimli serbestlik için başvuracağım. Burası bırakmıyor, aksine...

Rüzgârı okuyan devlet

Yazar: Yeni Yaşam
18 Ekim 2026

Yükün ağırı Kürtlere düşüyor. Bölge krizsiz gün yaşamıyor ve her kriz yeni bir bekleme gerekçesi oluyor. Kasım geçer, sıra Irak'a...

Devlet korkuyor

Yazar: Yeni Yaşam
18 Ekim 2026

Bazı gelişmeler hayatın akışı içinde unutulur gibi oluyor. Bu durumlarda konunun esası gözden kaçıyor ve başka tartışmalar gündemi meşgul ediyor....

İç ve bölgesel hesaplar iç içe

Yazar: Yeni Yaşam
17 Ekim 2026

Türkiye, öncesi bir yana çeyrek asırlık bir iktidarın ekonomik, toplumsal ve siyasal alanlarda biriktirdiği krizlerin içinden geçiyor. Tercih edilen ekonomi...

Sonraki Haber

Altın madeni için 195 bin ağaç kesildi

SON HABERLER

Macron: Cumhuriyeti yıkmaya çalışanlar hesap verecek

Yazar: Yeni Yaşam
18 Ekim 2026

Halkı soyanlar

Yazar: Yeni Yaşam
18 Ekim 2026

Dilzar Dîlok

Komün olmak sorun çözmektir

Yazar: Yeni Yaşam
18 Ekim 2026

Nezahat Doğan

Öcalan’ın özgürlüğü süreci ilerletir

Yazar: Yeni Yaşam
18 Ekim 2026

AP Kürt Konferansı: Barışın, eşitliğin ve ortak mücadelenin çağrısı

Yazar: Yeni Yaşam
18 Ekim 2026

YENİ Parti’de İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik oldu

Yazar: Yeni Yaşam
18 Ekim 2026

Kadın Zamanı Derneği’nden ‘barış ve özgürlük’ konseri

Yazar: Yeni Yaşam
18 Ekim 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır