İsrail-ABD ve İran arasında uzayan savaş, diplomatik çözümden iç savaşa kadar geniş bir olasılık yelpazesini gündeme taşıyor. Uzmanlar, İran’ın köklü askeri ve dini kurumları nedeniyle rejim değişikliğinin kolay olmayacağını vurguluyor
ABD ve İsrail güçleri, katı bir ideolojik sistemin yapısıyla doğrudan karşı karşıya gelirken, sürecin belirsizliği hem küresel piyasaları hem de siyasi karar mekanizmalarını endişelendiriyor. Özellikle savaşın günlerdir sürmesi ve beklendiği gibi hızlı bir operasyonla rejimi devirmemesi bu kaygıyı artırıyor.
Ayrıca, ABD’nin resmi söylemindeki açık çelişki- Donald Trump’ın zaferin yakın olduğunu vurgulaması ile Pentagon’un saldırıların yoğunlaştırıldığını belirten açıklamaları- stratejik çıkmazın boyutunu yansıtıyor. Aniden başlayan bu savaş, yine ani bir şekilde sona erebilir; ancak asıl zorluk, bu sonun niteliği ve çıkışın maliyetinde yatıyor.
Müzakere senaryosu
Bu sürecin ilk olası sonlanma yolu “müzakere senaryosu” olarak öne çıkıyor. Umman’ın arabuluculuğu, ateş altında nükleer anlaşmayı yeniden canlandırmak için arka kapı niteliğinde bir fırsat sunabilir. Her ne kadar Mücteba Hamaney’in babasının yerine geçmesi Washington’un daha esnek bir lider beklentilerini boşa çıkarmış olsa da, ekonomik baskılar ve petrol altyapısındaki yıkım Tahran’ı, ateşkes karşılığında zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmek gibi ağır şartları kabul etmeye zorlayabilir.
Buna rağmen, rejimin varlığını etkileyebilecek temel tavizler verip vermeyeceği konusunda ciddi şüpheler sürüyor. Arap Araştırmalar ve Çalışmalar Merkezi Direktörü Muhammed Fethi el-Şerif, ANF’ye yaptığı değerlendirmede, Tahran’ın herhangi bir taviz vermeyeceğini, aksi halde bunu savaş başlamadan önce yapmış olacağını belirtiyor. Ona göre İran yönetimi, ABD-İsrail saldırısını iki aydır süren güçlü protestoların baskısından kurtulmak için bir fırsat olarak kullanıyor ve yenilgi görüntüsü vermek istemiyor.
Venezuela modeli hala geçerli mi?
Savaşın uzamasıyla birlikte, “Venezuela modeli” yeniden gündeme gelen seçeneklerden biri olarak değerlendiriliyor. Bu model, devlet yapısını koruyarak yönetimi değiştirmeyi öngörüyor. Ancak bu yaklaşım, İran’ın kendine özgü gerçekliğiyle çelişiyor. İran yalnızca bir lider tarafından yönetilen bir ülke değil; onlarca yıl süren izolasyona rağmen ayakta kalmış köklü askeri ve dini kurumlardan oluşan bir sistem.
Irak Siyasi Araştırmalar Merkezi Müdürü Dr. Gazi Faysal ise, Venezuela benzeri bir modelin söz konusu olmadığını belirtiyor. Ona göre 28 Şubat’tan bu yana süren yoğun ABD-İsrail askeri yığınağı ve saldırılar, Washington’un İran’da stratejik bir değişim hedeflediğini ve bunun “stratejik bir İran teslimiyeti” olmadan geri adım atılmayacağını gösteriyor.
Dr. Gazi Faysal, söz konusu “stratejik teslimiyet”in İran’ın balistik füze kapasitesinin, nükleer programının ve bölgesel müttefik ağının tamamen ortadan kaldırılması; ayrıca ABD ve müttefiklerinin çıkarlarını etkileyen siyasi ve askeri rolünden vazgeçmesi anlamına geldiğini kaydetti.
Dr. Gazi Faysal konuşmasının sonunda, “Öte yandan, “sistemin içinden” bir liderliğe bel bağlamak- Venezuela örneğinde olduğu gibi- halk öfkesinin ivmesini boşa çıkarabilir; zira halk, ABD destekli herhangi bir lideri kendi beklentilerine ihanet olarak görür. Bu durum da askeri bir zaferin, İran halkının desteğini kazanma konusunda siyasi bir başarısızlığa dönüşmesine yol açabilir” dedi.
İç savaş senaryosu
En endişe verici senaryo ise “tam çöküş ve iç savaş” ihtimali. ABD raporlarına göre, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hava saldırılarını İran halkının kaderini yeniden kazanması için bir fırsat olarak görse de analistler ülke içinde birleşik ve örgütlü bir muhalefet liderliğinin olmamasının iç çatışmaları tetikleyebileceğini belirtiyor. Özellikle etnik ve toplumsal çeşitliliğin yüksek olduğu bir ülkede bu risk daha da büyüktür.
Askeri açıdan ise ABD-İsrail ittifakı, nükleer stokları yok etmek ya da güvence altına almak için özel kuvvetlerle “cerrahi operasyon” gerçekleştirebilir. Ancak bu teknik çözüm, balistik füze tehdidini ya da bölgesel vekil güçlerin etkisini ortadan kaldırmaz. Aksine, İran’ı Hürmüz Boğazı’nda gerilimi tırmandırmaya itebilir; bu da enerji arzı açısından ciddi küresel riskler doğurur. Özellikle yaklaşan ara seçimler ve artan yakıt fiyatları nedeniyle Trump için bu durum kritik bir hassasiyet taşıyor.
Ani zafer ilanı
Tüm bu zorluklar karşısında bir diğer senaryo da “zafer ilanı ve ani çekilme” olarak öne çıkıyor. Bu yaklaşım, İran’ı zayıf bir durumda bırakarak siyasi geleceğini önemsememek anlamına gelir.
Bu “ileri atılma” stratejisi, ucuz enerji fiyatları isteyen ABD seçmenini memnun edebilir. Ancak İsrail’i, birkaç yıl içinde yeniden yapılanma potansiyeline sahip, yaralı bir rejim karşısında tek başına bırakır; bu da bir sonraki savaşı kaçınılmaz kılar. Bu nedenle söz konusu senaryo, mevcut küresel istikrarsızlık ortamında ABD yönetimi için bir “itibar kurtarma hamlesi” olarak değerlendiriliyor.
Haber: Mihemed Yusif / ANF









