Yazıya, devrimci duruşuyla iz bırakan Hüseyin Aykol’a saygıyla başlamak istiyorum. Aynı zamanda cezaevlerindeki hukuksuzlukları her vesileyle dile getiren o duygulu yürek atmıyor şimdi. Ancak Aykol’un fikri ve tutumuyla bıraktığı önemli bir birikim ve yürünecek geniş bir yol var. O yolu daha da büyütme zamanı…
* * *
11. Yargı Paketi ile Türkiye’de ceza infaz sistemi, bir kez daha derin bir eşitsizliğe imza attı. Kamuoyunda “Covid-19 düzenlemesi” olarak bilinen infaz indirimi genişletilerek, yaklaşık 55 bin hükümlünün ilk etapta tahliyesi sağlandı. Birkaç ay içinde toplam tahliye sayısının 120 bine ulaşması bekleniyor.
Tahliyeler ve siyasi ayrımcılık
Ancak bu paket, infaz rejimindeki ayrımcılığı daha da pekiştirdi. Siyasi tutuklu ve hükümlüler kapsam dışı bırakılırken, hırsızlık, gasp, dolandırıcılık, uyuşturucu ticareti ve organize suç örgütü mensupları gibi toplumda ciddi güvenlik kaygılarına yol açan suçlardan hüküm giyen on binlerce kişi, indirimden yararlanarak salıverildi.
Bu durum, 2020’de Covid-19 salgını gerekçesiyle çıkarılan infaz yasasının yarattığı eşitsizliği tekrarlıyor. O zaman da “adli” suçlardan hüküm giyenler topluca tahliye edilirken, düşünce suçluları ve siyasi muhalifler cezaevlerinde kalmaya mahkum edilmişti.
Siyasi nitelikli davalarda tutuklu bulunanlar, özellikle Kürt siyasetçiler ve muhalif isimler, bu düzenlemenin dışında tutuldu. Yaşlı ve hasta siyasi tutuklular, hatta tutuksuz yargılanmaları mümkün olan muhalif isimler, aylarca hatta yıllarca hücrelerde tutulurken, ağır ve yüz kızartıcı suçlardan mahkûm olanlar sorgusuz sualsiz serbest bırakılıyor.
Kimler dışarıda, kimler içeride?
Düzenlemenin en çarpıcı örneklerinden biri, eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı gibi isimlerde kendini gösteriyor. Bu açık bir çifte standart. Siyasi tutuklularda “iyi hal” ve “pişmanlık” gibi hukukla bağdaşmayan kriterler keyfi ve katı bir şekilde uygulanırken, cinayet, tecavüz, uyuşturucu veya organize suçlardan mahkûm olanlarda hiçbir titizlik gösterilmiyor.
Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ 2016’dan beri cezaevi’nde bulunuyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) birden fazla kararına rağmen tahliye edilmiyorlar. AYM kararları yok sayılıyor. Osman Kavala, Can Atalay, Kozağaçlı, Tayfun Kahraman gibi yüzlerce isim, gazeteciler, yazarlar, aydınlar, muhalifler daha tehlikeli bulunurken, hırsızlar, katiller sorgusuz sualsiz salıveriliyor.
Suç ve suçlu yaratan sistem
Elbette, tüm tahliye edilenler için aynı genelleme yapılamaz. Ancak bu süreçler, planlı bir rehabilitasyon ve eğitim programı olmadan yürütülüyor. Kapasitesinin çok üzerinde tutuklu ve mahkûmu barındıran cezaevleri yoğunluğunu azaltmak adına toplu tahliyeler, uzun vadede toplum güvenliğini de riske atıyor.
İktidardan, nedeni olduğu bu bataklığı kurutmak beklenemez. Onun yerine bu tür eşitsiz uygulamalara başvuruyor. Ancak sistem suç üretmeye devam ediyor. Açlık sınırının altında asgari ücretle milyonları yoksulluğa mahkûm ediyorlar. Gençler geleceksizlikle boğuşurken, MESEM gibi uygulamalar sömürüyü kurumsallaştırmakla kalmıyor, kısa yoldan para kazanma şebekelerini görünür kılıyor. Tahliye olanlar arasında, serbest kalır kalmaz sosyal medyada “suç ilanı” verenler bunu gösteriyor.
Telegram gruplarında fiyat listeleriyle müşteri arayan organize suç unsurları, toplumda yeni güvenlik tehditleri yaratıyor. Bırakılır bırakılmaz ilk işi eski eşini öldürmek olan caniler var. Her gün kadın cinayetleri, gasp olayları ve uyuşturucu vakalarıyla sarsılan bir ülkede, bu tahliyeler “adlı” olaylarda “cezasızlık algısını” daha da güçlendiriyor.
Bu tür iktidarların döngüsü bu
İktidar, bir yandan taraftar konsolidasyonu için “adli” mahkûmları tahliye ederek seçim hesabı yaparken, öte yandan muhalefeti cezaevleriyle sindirmeye, korkutmaya çalışıyor.
Muhalefeti baskı altına almayı amaçlayan operasyonlar ise hız kesmiyor. CHP’ye yönelik tutuklamalar devam ederken, Kürt siyasetçilere uygulanan hukuksuz tutukluluklar infaz indirimleriyle pekiştiriliyor. Parasız eğitim talebiyle sokaklara çıkan, sosyal politikaları eleştiren gençler hapse atılırken, suç makinesine dönüşmüş organize çeteler binlerce kişi olarak serbest bırakılıyor.
Hak, hukuk, adalet
Gerçek çözüm hak, hukuk ve adalet çağrılarına kulak vermektir. Siyasi tutukluların derhal serbest bırakılması, hasta ve yaşlı mahkûmların tahliyesi, infaz rejiminde şeffaflık sağlanması gerekiyor. Umut hakkı ayrımsız uygulanmalıdır.
Ayrıca “suç” oranlarını düşürmek için başta sosyal politikalar gerek. Yoksullukla mücadele, nitelikli, eşit ve parasız eğitim, işsizliğe karşı toplumcu politikalar şart. İktidar bu yönde adım atmak yerine, seçici tahliyelerle kutuplaşmayı derinleştirmekle kalmıyor, yeni suç makineleri üretmeye devam ederken, adalet sistemine duyulan güveni daha da derinleştiriyor.
AKP ve MHP eliyle hazırlanan 11. Yargı Paketi, aslında siyasi ayrımcılığı kurumsallaştırmış oldu. Toplum olarak bu adaletsizliğe sessiz kalmak, yarın yeni mağduriyetler üretmek demek.









