Giyadîn’nde ve Murat Nehri kollarının ortasında altın çıkarma faaliyeti yürüten Koza Holding, 4 yılda, 44 milyon metreküp suyu ve 1 milyon kg toprağı kirletecek bununla birlikte sadece 0.65 gram altın çıkaracak
Agirî’nin Gîyadîn (Diyadin) ilçesine bağlı Meleqer köyünde, Koza Holding tarafından Murat Nehri’nin kollarının ortasında 470 hektarlık alanda kurmak istediği 3 maden işletme ocağı için ayrı ayrı Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporu verilmesinin ardından, çalışma başlatıldı.
2 bin 211 sayfalık ÇED raporu incelenmesinde çıkan verilere göre 4 yılda, 44 milyon metreküp suyun kirletileceği ve 1 milyon kg toprak kirletilerek sadece 0.65 gram altının elde edileceği görüldü. Başlatılan çalışmaların ardından ekolojistler, sivil toplum örgütü ve siyasi parti temsilcileri tarafından sık sık tepkiyle karşılandı. Yapılan eylem ve etkinliklerde maden ocağının, aktif fay hatlarına yakın bulunan ve Tendûrek Dağı’nın eteklerini kapsayan arama çalışmalarında kullanılan siyanürün ise Murat Nehri’ne karışma ihtimaline dikkat çekildi.
Maden işletmesinin çevreye vereceği zarara ilişkin Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Agiri Milletvekili Nejla Demir ve Meşe Erozyonla Mücadele, Doğayı Koruma ve Ağaçlandırma Derneği (Meşe Derneği) Genel Başkanı İhsan Aytemiş, değerlendirmelerde bulundu.
‘Meraları, ovaları, dağları yok edilmek yerine hayvancılık teşvik edilmeli’

Altın aramalarında çeşitli kimyasalların kullanıldığını ve bu kimyasalların doğaya ciddi zararlar verdiğini söyleyen Nejla Demir, sadece siyanür değil çok sayıda kimyasalın kullanıldığını belirtti. Gîyadîn’de yerin altından çıkarılacak herhangi bir payın kimseye faydası olmayacağını vurgulayan Nejla Demir, sürdürülebilir, doğa dostu ekonomik faaliyetlerin mümkün olduğunu hatırlattı. Nejla Demir, “Doğayla birlikte insanları, yaşam alanını yok etmeyi tercih ediyorsunuz? Bunun üzerinde gerçekten düşünmek gerekiyor. Eğer sürdürülebilir bir ekonomi isteniyorsa, oradaki insanlar kalkındırılmak isteniyorsa oranının doğasının korunması gerekir. Yüzde doksan küçükbaş hayvancılık yapılıyor. Oranın meraları, ovaları, dağları yok edilmek yerine hayvancılık teşvik edilip insanların kendi doğduğu büyüdüğü topraklarda doymaları da sağlanabilir. Bizim mücadelemiz en çok da bu noktada. O altın madeni için ÇED raporuna gerek yoktur denilmişti. Maden sahası Murat Nehri’nin tam sıfır noktasında başlayan bir maden sahası. Halkın itiraz etmesi, bizim bazı konuları gündeme getirmemiz neticesinde, itirazların yükselmesi neticesinde bir ÇED raporuna ihtiyaç duyulduğu söylendi. Komik olan ÇED raporundan sonra maden sahası Murat Nehri’nin geçtiği alandan elli metre geriye çekildi. Yani bu tamamen insanların aklıyla oynamak. İnsanları düşünemiyor, algılayamıyor, itiraz edemez bir unsur olarak görüyorlar” dedi.
‘Bu hepimizin ortak bir sorunudur’
Madenden çıkacak olan zehirli atıkların Murat Nehri’ne karışacağını dile getiren Nejla Demir, Murat Nehri’nin ulaştığı her yerin zehirlenmesine sebep olacağını ifade etti. Madenin yarattığı ekolojik kırıma karşı itiraz etmeye devam edeceklerini belirten Nejla Demir, “Yeni altın madenleri ya da kıymetli madenler için arama çalışmaları var. Onun dışında bölgede yoğun bir şekilde devam eden GES projeleri var. Biz dönüştürülebilir doğal enerjilerin kurulmasına, kullanılmasına karşı değiliz. Ancak bu yapılırken yine doğayı görmezden gelip insanları, hayvanları, yaşam alanlarını görmezden gelip sadece bir avuç zengine tekrar sermaye yaratılmasına karşıyız. Biz bugün GES projeleri uygulanmasın demiyoruz. İnsanların, köylülerin hayvanlarını otlattıkları mera alanlarının üzerine kurulmasın diyoruz. Sadece Kürdistan coğrafyasında değil Türkiye’nin bütün illerinde yürütülmek istenen maden faaliyetleri var. Bu sadece bir bölgenin insanını ilgilendiren bir durum değil. Bugün Cîlo’da hangi tahribat yaratılıyorsa Akbelen’de de aynı tahribat yaratılıyor. Bugün Diyadin’de hangi tahribat yaratılmak isteniyorsa Karadeniz’in herhangi bir ilinde aynı tahribat yaratılmak isteniyor. Dolayısıyla bu hepimizin ortak bir sorunudur. Bir ormanın katledilmesi, derenin kirletilmesi, mera alanının yok edilmesi insanlığın aslında ortak bir problemidir. Dolayısıyla bu konuda daha fazla muhalefetle bir araya gelip tartışıp konuşup ve faaliyet yürütmek gerekiyor” şeklinde konuştu.
‘Uşak bizim ders alacağımız büyük bir felaket’

Maden sahasında incelemede bulunduklarından bahseden İhsan Aytemiş, baharda siyanürle altın çıkarılma faaliyetlerine başlayacaklarını sözlerine ekledi. Siyanürün sulara sızması sonucu yüz yıllar boyunca ölümcül tehlike saçacağına işaret eden İhsan Aytemiş, “Murat Nehri, Fırat Nehri’nin bir koludur. Fırat’la birleşince körfeze kadar uzayan bir nehir. Yaşam kaynağıdır. Yaşam alanlarının risk altında olduğunu, göçün söz konusu olabileceğini, canlı varlıkların ölebileceğini söyleyebiliriz. Bu uluslararası bir ekokırım diyebiliriz. Uşak’ta yılda 12 milyon metreküp suyun tüketilmesi sonucu, Uşak susuz kaldı. Dolayısıyla Uşak bizim ders alacağımız büyük bir felakettir. Erzincan İliç’te olan vaka, tonlarca atık topraktan dolayı göçük oluştu. 9 can vermiş olduk. Telafisi mümkün olmayacak bu felaketin tek çözümü durdurulmasıdır” diye kaydetti.
‘Her kesin önceliği doğayı koruma olmalıdır’
Mûş’un Türkiye’nin üçüncü büyük ovası olduğunu anımsatan ve tarımdaki önemine değinen İhsan Aytemiş, Mûş’ta birçok ilçe, köy ve beldenin Murat Nehri’nden içme suyunu karşıladığını ve Mûş için tehlikenin büyük olduğunun altını çizdi. “Tüm insanlığa, siyasi parti, sivil toplum örgütlerine çağrımdır” diyerek, toplumun ve doğanın geleceği için duyarlılık gösterilmesi gerektiğini dile getiren İhsan Aytemiş, “Doğa yoksa yaşam yoktur. Doğa yaşamın kendisidir. Doğaya sahip çıkılmadığı zaman yapılan siyasetler, geliştirilen argümanlar boşunadır. Her kesin önceliği doğayı koruma olmalıdır” dedi.
Haber: Can Kırbaş \ MA









