Komplonun hala devam ettiğini ve hedefinin Rojava yönetimi olduğunu vurgulayan PYD Eşbaşkanlık Konseyi Üyesi Aldar Xelîl, ‘1999’daki komploda yer alan güçler, bu kez farklı bir yöntemle saldırıyor. 2014’te DAİŞ eliyle yapmak istediklerini, bugün başka çetelerin eliyle Rojava’da gerçekleştirmek istiyorlar’ dedi
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik 15 Şubat 1999’da hayata geçirilen uluslararası komplonun üzerinden 27 yıl geçti. ABD öncülüğünde yürütülen ve birçok ülkenin dahil olduğu bu süreç, yalnızca bir ismin hedef alınması değil, Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilmesine dönük kapsamlı bir müdahale olarak değerlendirildi. Komplonun asıl hedefinin Abdullah Öcalan’ın demokratik, eşit ve özgür birlikte yaşam paradigması olduğu belirtildi.
Demokratik Birlik Partisi (PYD) Eşbaşkanlık Konseyi Üyesi Aldar Xelîl, konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Komplonun 27 yıl önce neden devreye sokulduğuna dair konuşan Aldar Xelîl, bu girişimin Abdullah Öcalan’ın Ortadoğu’da uygulamak istediği “halkların birlikteliği” düşüncesine karşı bir engel olduğunu söyledi. Aldar Xelîl, şunları belirtti:
“Esasında bu, yeni bir sürecin başlangıcıydı. Hegemonik güçler, Ortadoğu’ya müdahale etme kararı aldıklarında Önder Apo’nun yolunu kesmek istediler. Hedefleri, Suriye’de başlattıkları bu süreci tüm Ortadoğu’ya yaymaktı. Konu sadece Kürt sorunu ya da bir parti lideri değildi, öyle olsaydı diğer Kürdistan parçalarına yaklaşımları farklı olurdu. 3’üncü Dünya Savaşı’nın startını verdiler ve Kürtlerin bölgedeki en aktif, öz gücüne sahip çıkan irade olduğunu gördüler. Kendi projelerinin önündeki en büyük engel olan Önder Apo’yu saf dışı bırakmak istediler.”
‘Ortadoğu’da sorunun devam etmesini istediler’
Aldar Xelîl, komplonun Ortadoğu’daki kaosu derinleştirmeyi amaçladığını vurgulayarak, “Kürtler, 1916’daki Sykes-Picot Anlaşması’ndan beri statüsüz bırakılarak bölgedeki sorunların daimi kaynağı haline getirilmek istendi. Ortadoğu’da sorunun devam etmesini istediler, bu yüzden Kürt sorununun çözümünü istemiyorlardı. Kürdistan Özgürlük Hareketi ise buna karşı yeni bir model sunuyordu. 1993’ten itibaren PKK, Kürt davasını barışçıl yollarla çözmeyi hedefledi. Ancak bu süreçte Turgut Özal öldürüldü ve harekete yönelik büyük operasyonlar başlatıldı. 1998’de Önder Apo, barışçıl bir çözüm için yeniden ateşkes ilan ettiğinde, bu iradeyi kırmak amacıyla komplonun startı verildi” diye konuştu.
‘Paradigmasıyla komploya karşılık verdi’
Abdullah Öcalan’ın esir alınmasıyla halklar arasında bir savaşın hedeflendiğini ve Kürt halkının bir “intikam stratejisine” sürükleneceğinin hesaplandığını belirten Aldar Xelîl, “Eğer Kürtler stratejilerini intikama çevirseydi; Kürt-Arap, Kürt-Fars ve Kürt-Türk düşmanlığı geri dönülemez bir noktaya ulaşırdı. Ancak Önder Apo İmralı’da, ‘Bu komplonun amacına ulaşmasına izin vermeyeceğim, duygusal kararlar almayacağım’ diyerek yeni paradigmasıyla komploya karşılık verdi. Sovyetlerin yıkılışı sonrası kapitalist modernitenin hegemonyasına karşı bir değişim ve dönüşüm ihtiyacını dile getirdiğinde, komplonun ağırlığı daha da arttı, çünkü onlar Kürt halkının öncülüğü eskisi gibi kalmasını istiyordu” ifadelerini kullandı.
‘27 yıl sonra Ortadoğu’da hala direnen paradigma var’
Aldar Xelîl, bugün Rojava özelinde benzer bir planın devrede olduğunu belirterek, “27 yıl sonra, paradigmanın Rojava’da hayat bulduğunu ve halkları birbirine düşürmek isteyenlerin önünün kesildiğini gördüler. Afganistan, Irak, Gazze ve Lübnan’daki müdahaleler, ticaret yollarını dizayn etmek ve İsrail’i bölgenin merkezi yapmak içindi. Suriye’de farklı nedenlerle Şêxmeqsûd, Eşrefiyê ve tüm Kuzey ve Ortadoğu Suriye’yi yok etme amacıyla saldırdılar. Hedefleri sadece yönetim değildi. 27 yıl sonra Ortadoğu’da hala direnen paradigma var, onun önünü kesmek istediler. 1999’daki komploda yer alan güçler, bu kez farklı bir yöntemle saldırıyor. 2014’te DAİŞ eliyle yapmak istediklerini, bugün başka çetelerin eliyle Rojava’da gerçekleştirmek istiyorlar” şeklinde konuştu.
‘Kürtleri ve Arapları birbirine düşürmek istediler’
Rojava modelinin halkların kardeşliği ve demokratik toplum anlayışına dayandığını hatırlatan Aldar Xelîl, “Saldırılar başladığında ilk olarak bu projeyi hedef aldılar. Kürtler ve Arapları birbirine düşürmek istediler. Eğer halkımız bu oyuna gelseydi, 100 yıl sürecek bir çatışma başlardı. Biz ‘demokratik ulus’ projesine sahip çıkarak bu komployu boşa çıkarmak istedik. Kürt-Arap kavgasına alet olmayacağız. Halklar arasındaki düşmanlık komploya düşme anlamına geliyor” dedi.
Komplonun hala devam ettiğini ve hedefinin Rojava yönetimi olduğunu vurgulayan Aldar Xelîl, sözlerini şöyle tamamladı:
“Biz bu ülkenin vatandaşlarıyız, kimliğimiz ve kültürümüzle var olmalıyız. Nasıl ki başka yerlerden Şam’a gidip yönetime giriyorlar, biz de bu kararda olmalıyız. Nasıl ki Suriye anayasasını bir grup yazıyor, biz niye içinde olmayalım? Onlar bizim adımıza karar verecek, neden? 100 yıl önceki ‘Kürt yoktur’ anlayışını dayatmak yanlıştır. Projemiz demokratik ve özgür bir toplumu hedefliyor. Toplumu özgürleştirmeden adaletten bahsedemezsiniz. Bu değerleri tasfiye etmek istemeleri komplonun kendisidir. Kürtlüğümüze sahip çıktığımız kadar halkların kardeşliğine de sahip çıkmalıyız.”
Haber: Melik Varol \ MA









