Belki de ruhun değişmesi yetmiyor. Bedenlerin, yemeklerin, davranışların, rüyaların ve hatta kabusların bile değişmesi gerekiyor barışmak ve anlamak için bir başka halkla. Yoksa böyle giderse Kürtler uzayda bile huzur bulmasın diye elinden gelen her şeyi yapan ‘komşular’ı olacak
Osman Damla
“Ruhları barbar olan insanlar için gözler ve kulaklar kötü tanıktır.” Herakleitos
27 Şubat 2025’te dünyaya ilan edilen “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” Türkiye’de Kürtlerin varlığının inkâr aşamasından anayasal ve kamusal olarak tanıma aşamasına geçişin de ilanıydı. Bu geçişin ilk somut görünümlerinden biri PKK’nin ‘fesh’iydi.
‘Kürt düşünceden düşürülmüştü’ diyen Öcalan, Özgürlük Hareketi ve halkın uzun soluklu mücadelesiyle Kürtlerin üzerindeki ‘Aletheia’nın örtüsünün kalktığını ve hakikatin ortaya çıktığını da vurgulamış oluyordu. Düşünceden düşürülen Kürtler cümlelerin içine sızdı. Dili ortadan ikiye böldü. Dağlardan, köylerden, soğuk gri bodrumlardan devasa kolonların, büyük mobilyaların olduğu salonlara meclislere girdi. Devletin içinde olan büyük küçük bütün devletlülerin kulağına sızdı. Kaçınılmaz oldu.
Aletheia Yunanca bir kelime. Hakikat, ifşa, doğruluk, gerçek vb. birçok anlama geliyor. Takke düşüp kel görününce Kürtlük bir kriz olarak cumhuriyet tarihine düştü. Ne olacaktı şimdi? Bütün bahaneler birer birer tükeniyor, bir Kürdü ortadan kaldırmanın gerekçeleri azalıyor. Geriye doğrudan ‘’Yahu biz sizi herhangi bir şey olmasa da istemiyoruz, bir nedeni de yok, nedensiz kötü ve ırkçıyız.’’ söylemi mi kaldı geriye! Bunu Barış Ünlü Türklük Sözleşmesi kitabından bir örnek vererek ifade etmek istiyorum. Kitabın girişinde şöyle diyor: ‘Türklük, Türklerin büyük çoğunluğunda gözlemlenebilen, farklı toplumsal sınıflara ve ideolojik aidiyetlere göre farklılaşsa da sınıflar-üstü ve ideolojiler-üstü ortaklıklar ve benzerlikler gösteren, belli görme, duyma, algılama, bilgilenme, ilgilenme, duygulanma, tavır alma hâlleri ve biçimleridir.’
Demek ki duyguların, performansların kültürel ve politik bir gücü var. Bir insanın kimliği sadece cebinde ve telefonunda ya da internet sitesinde olmuyor. Kimliği sözlerinde, kıyafetlerinde, yürüdüğü yollarda, öfkesinde, bedeninde her yerinde ve tarihinde saklı. Kimlik, biyopolitik bir şey. Öfkeyle ağzıdan çıkan sözlerin arasındaki hava damlacıklarının içinde de gizli. Damarlarının şişmesinde ve gözlerinin yuvalarından fırlayacakmış gibi öne gelmesinde de gizli. O zaman şimdi Türk-İslam tipi için tıpkı ona benzeyen -tür olarak- bir başka insanda da aynı şeylerin olabileceğini gördükçe Kürtlük krizi aynı zamanda Türklük krizini de tetikledi. Yani Kürtlerle gerçek anlamda karşılaşma o zaman Türkler kim sorusunu da baştan getirmiş oldu. Bahçeli Türklüğü, ZP Türklüğü, İYİP Türklüğü, İslamcı Türklüğü, Devlet Türklüğü, CHP veya Kemalist Türklüğü gibi birçok Türklük ortaya çıkmaya başladı. Bu Türklüklerin çoğu siyasal endişeyle kurulmuş, halkın kötü yönetim tarafından başka türlü ikna edilemediği zamanlarda devreye alınıyor hangisi uygunsa. Eğer yeterince güçlü değilse o Türklük İslamcılık veya başka şeylerle dozu en yükseğe çıkarılıyor. Cumhuriyetin kurulma hazırlığında ‘’Hayali Cemaatin’’ duygusunun kültürel-politikası Ziya Gökalp’in 1918 yılında yazdığı Türkleşmek, İslâmlaşmak, Muasırlaşmak kitabında çoktan belirlenmişti. Türklük, İslâm ve medeniliği (batılılığı) içine alarak büyüyecek böylece hiç bitmeyen yüzlerce Türklükle cumhuriyet ilelebet yaşayacak. Böylece Türklük için her yol mübah olacak.
Yüzlerce yıldır bir bölüm sonu canavarı gibi büyüyen bu “Türklükler” şimdi kendine radikal İslamcı komşular edinmekte bir beis görmüyor haliyle. Elhamdülillah laikiz diyen yeşil Kemalistler, ılımlı İslam’la Avrupa’nın başını döndüren, sırf sosyalist ve komünal herhangi bir oluşum nefes almasın diye bu ülkenin sırtında bir kambur gibi gezen sağ partiler, ülkesinden bihaber zannedilen Anadolular vb. milyonlar susup izliyor, başını sallayıp çayını kahvesini yudumluyor. O yüzden biyopolitik reddediş ve savaş sanıldığı aylarla çözülecek gibi görünmüyor. Belki de ruhun değişmesi yetmiyor. Bedenlerin, yemeklerin, davranışların, rüyaların ve hatta kabusların bile değişmesi gerekiyor barışmak ve anlamak için bir başka halkla. Yoksa böyle giderse Kürtler uzayda bile huzur bulmasın diye elinden gelen her şeyi yapan “komşular”ı olacak.









