• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
9 Mart 2026 Pazartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Manşet

Azime Işık: Ben devrimci olmayı tercih ettim     

Direnişçi kadınların hikâyeleri (4)

8 Mart 2026 Pazar - 23:00
Kategori: Manşet, Söyleşi

26 yıllık tutsaklıktan sonra ilk kez 8 Mart’ı alanlarda kutlayacak olan Azime Işık ile konuştuk:

Mesela Önderliğe karşı en büyük minnetim bana bu duyguyu vermiş olmasıdır. Bence Kürt kadınlarının Önderlik ile bağı da buradadır. Yani hiç kimsenin veremeyeceği bir duyguyu verdi. Kadının kendisini tanıması, kendisi olması, özgürlük yani, bunun üzerinden oluşmuş bir özgürlük anlayışı

Reyhan Hacıoğlu

İşkence, sürgün ve direnişle, hapishanelerde geçen 26 yıl… Bir halkın özgürlüğü için çıktığı yolda kendini bulan ve buldukça da özgürleşen bir kadın; Azime Işık.

“Aşiret çıkarları temelinde bir evlilik” ile “devrimci olmak” arasında tercihini devrimci olmadan yana yapan Azime Işık, 26 yıllık mücadele hayatındaki direncini “özgürlük tutkusu” ile anlatıyor: Özgürlük tutkusu insanın vazgeçemeyeceği bir duygu.

Yoğun çalışma temposu arasında biraz yorgun ama çokça umutlu ve güler yüzüyle, sabahın erken saatlerinde başladık sohbetimize.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla başlattığımız kadın hikâyeleri söyleşilerinin bugünkü bölümünde Azime Işık ile konuştuk. İki bölüm halinde yayınlanacak bu söyleşide Işık, hem mücadeleyi hem de kadın olmayı anlattı. 

  • Size verilen hapis cezası ve tahliye sonrası hedef haline getirilmenizle hatırlıyoruz sizi. Azime Işık kimdir? Sizden dinleyelim.

Gever’de (Yüksekova) doğup büyüdüm. Liseyi orda bitirdim. 3 kız 2 erkek, 5 kardeşiz. 92’de mücadeleyle tanıştım. Bizim oralar aşiret kültürünün yoğun olduğu bir yer, o yüzden biraz o kültürle büyüdüm. Ancak aşiret kültürünün dışında, sanırım okumayı çok sevmemin de etkisiyle arayışlarım oldu. Kadın çelişkileri başladı o kültürün içerisinde.

Yine ailenin yurtsever olması, devlet içerisinde muhalif bir duruşunun olmasından kaynaklı Kürtlük bilinci erkenden gelişti. Hem Kürtlük hem de bu kadınla kendimi nasıl var edebilirim arayışı, beni özgürlük hareketini tanımaya sevk etti.

  • Genç yaşta mücadeleye aktif katıldınız? Sizi bu noktada kararlaştıran ne oldu? Nasıl bir toplumsal yapıda bu kararı aldınız?

93’te köyde tesadüfen Şehit Dilovan’la tanışmam çok etkili oldu. Gördüğüm ilk kadın gerillaydı. Aşiret kültürü ile yetişen biri için ailedeki erkeklerin saygı duyması ve aynı zamanda devletin ondan korkması beni çok etkiledi. Gördüğümde hayran kaldım ve “Bu kadınların arasında olmak istiyorum,” dedim.

Dilovan

90’lı yıllar hareketin gelişmeye başladığı süreçlerdi ve öğrenci hareketi içerisinde de etkisini göstermişti. Ortaokulun son yıllarından itibaren orda herkes duruşunu netleştirirdi: “Ya devrimci olacaksın ya da evlenip sistem içi bir yaşam tercih edeceksin.” Benim şöyle bir geleceğim olabilirdi: Aşiret çıkarları temelinde bir evlilik… Ama ben devrimci olmayı tercih ettim.

  • Neredeyse ömrünüz özgürlük mücadelesi içerisinde geçti. Bu yolculuğu nasıl tanımlıyorsunuz?

Zorluydu. Her dönemeci, her adımında kendini yeniden oluşturmak, sürekli mücadele etmek, sürekli kavga etmek zorunda kaldığım ama çok güzel yolculuk… Yani ideallerimle birlikte kendimi taşımak zorunda kaldığım bir mücadeleydi.

  • Mücadelenizde cins bilinci nasıl gelişti?

Cins bilinci, birincisi annemin yaşam mücadelesi beni çok etkiledi. Benim annemle babam iki aşiretin birleşmesi için, seçim ittifakı olarak evlendirilmişler ve sürekli kavga ediyorlardı. Her ikisi de çocuklarıyla ilgilenen, en azından daha özgür yaşayamadıklarını onlara yaşatmaya çalışıyorlardı, ama birbirleriyle ilişkileri sıkıntılıydı. Annemin sürekli isyan eden bir hali vardı. Ama bu isyanı bir sonuca ulaşmıyordu, yani değiştirip dönüştürmeye, bir kopuşa ya da yeni bir başlangıca dönüşen bir şey değildi.

İkincisi, aşiret kültürü içinde doğup büyüdüm. Okulda şunu fark ettim: Diyelim ki o dönem 800’e yakın bir nüfusu olsun okulun. Bunun 400’ü aşiretimden olan öğrencilerdi. Onların içerisinde üç dört kadındık.

Azime Işık baştan ilk sıradaki kısa saçlı olan

Okula gittiğimde 400 erkeğin koruması altındaydım. Onlara aittin ve dolayısıyla da kendi sınırları içerisinde, onlara, aidiyetine helal getirmemen için sürekli seni gözetip koruyorlar. Bunu ilk fark ettiğimde dehşete düşmüştüm. Babama gidip  “Bu erkekler benden ne istiyor?” diye sormuştum. Yani bu kadar erkek niye beni benimle ilgileniyor? Yani bir kadın olarak ben var olamayacak mıyım diye sordum.

O zaman korkmuştum. Bu kadar erkekte ben nasıl baş edeyim? İlk cins bilinci bu farkındalıkla gelişti. Sonrasında hayır bu erkeklerin hiçbiri bana müdahale edemeyecek, karışamayacak, bir şekilde özgür olmak zorundayım, dedim.

  • Peki Kürt özgürlük mücadelesinin bu bilincin gelişmesindeki rolü nedir?

Çocukluğumdan itibaren Kürdistan tarihi bize masal gibi anlatıldı. Eleştirirken, uyarırken de “Bak, işte bunları yaşadık, bunlara dikkat edin” diye tarihsel yaşanmışlıklar anlatılırdı.

O yüzden Kürtlükle erkenden tanışma vardı. Fakat ne kadar doğruydu, ne kadar sağlamdı o ayrı bir şeydi. Şöyle bir çelişki oldu devrimci olmaya karar verdiğimde: Herhangi bir sol harekette yer alamam, dedim. Çünkü bir Kürtlük var ve ben Kürt özgürlüğünü savunuyorum. Ki zaten o dönemde doğup büyüdüğüm yerde sol hareketlerin bir etkisi de yoktu, çok zayıftı.

Peki o zaman Kürtlük ve kadın mücadelesini nasıl birleştireceksin, diye sorduğumda da karşımda bir tek KDP örneği vardı. Ben KDP’li olmak istemiyordum. KDP’nin benim doğup büyüdüğüm ve kendimi var etme mücadelesi içerisine girdiğim aşiret gerçekliğinden çok farkı yoktu. Benim amcam Melle Mustafa’ya peşmergelik yapmıştı.

O açıdan heval Dilovan’ın varlığı benim için önemli oldu, Kürtlük, özgürlük ve kadın mücadelesini birleştirmem açısından. Daha sonra da Önderliğin “Kadın Aile” kitabını okumuştum. O dönem çok anladığımı söyleyemem. Ama Önderliğin yaptığı bütün çözümlemeleri okurken “Evet, benim de yaşadığım da budur,” dediğimi hatırlıyorum.

  • Kadın özgürlükçü bir paradigma ile mücadele ediyorsunuz. Bunu nasıl tarif ediyorsunuz? Kadın özgürlüğü derken neyi kast ediyorsunuz?

Kadın özgürlüğü, aslında her dönem biraz tanımlar değişiyor. Bir dönem eşit olmaktır. Bir dönem evden çıkmaktır. Bir dönem irade olabilmektir… Bence tek bir tanımı olamaz. Çünkü yürüdükçe, kendini keşfettikçe o tanımlar değişiyor. Şu an hepsi de diyebilirim… Yani irade olabilmek, kabul olabilmek, var olabilmek, kadın bilinci elde edebilmek. Bunların hepsidir; özgür olabilmek.

Yani erkekten bağımsız, erkeğe göre değil de bir kadın öz bilincine dayanarak kendini iradeleştirip oluşturma gerçekliği. Ama bu tanımın içini yaşadıklarınızla da dolduruyorsunuz. Bir erkekle yaşadığınız tartışmada ya da sorunda, düşmanla karşı karşıya geldiğinizde, işkencede, zindanda, çatışma esnasında anlıyorsunuz…

Şiddet karşısındaki duruşunuzu da tanımlıyorsunuz gibi, siyasal alanda kendinizi ifade ederken, sosyal alanlarda kendinizi anlatırken ya da ne bileyim yüksek sesle şarkı söylemeye başladığınızda ya da hakikaten dolu dolu güldüğünüzde bu tanımın anlamı değişiyor diye düşünüyorum.

  • Ulusal kimlik ve cinsi bilinci ayrı mı ele alınıyor? Biri diğerinden öncelikli mi? Mücadele içinde sizin öncelediğiniz ya da zamanla değişen ne oldu? Birçok kadın siyaset, mücadele alanında “erkekleştiğini” biliyoruz, belki bir tercih ya da bir zorunluluk olarak. Siz nasıl görüyorsunuz? Zaman içinde sizde gelişen, kırılan şeyler oldu mu?

Kimlik ve cins mücadelesi bence iç içe geçiyor. Yani Kürtlük de kadın kimliği de ya da başka kimliklerimiz de hepsi bizim kendimizi var etmek zorunda kaldığımız alanlar. Herhangi bir tanesi öne çıktığında da ya da diğerini ötelediğinde eksik ya da tam tanıma kavuşmamış oluyorsunuz. Belki bizim mücadele gerçekliğimiz böyledir. Yani başka sahalarda, başka alanlarda cins mücadelesi başka yürür. Diyelim ki bir Amerika’da ya da Fransa’da daha farklı çelişkiler çıkar ortaya. Yani Bir Fransız kimliği, Amerikan kimliğinin dışında, ulus kimliğinin dışında cinsi kimliği daha önceliklidir. Ya da cinsel tercihler kimliği daha öncelikli hale geliyor. Ortadoğu gerçekliğinde biraz daha farklıdır.

O yüzden kimlik politikaları ve kimlik üzerinden kendini var etme sorunsalı bulunduğunuz coğrafyanın size dayattığı çelişkilere göre farklılık arz ediyor diye düşünüyorum.

  • Peki mücadelenin içerisine girdiğiniz ilk zamanlarda buna dair bir kırılma, değişim oldu mu sizde? O mevcut “erkekleşme” hali nasıl bir atmosferin getirdiği bir dayatma oluyordu ya da buna karşı kadınlar nasıl var olma mücadelesi veriyordu?

Evet, ilk başta bu iki çelişki hep vardı, ama şunu fark ettim: Ben zindana girdiğim ana kadarki süreci değerlendirdiğimde Kürtlük kimliğim çok daha ön plandaydı. Yani kadın çelişkilerim, kadın olarak da kendimi var etme arayışım vardı. Ama öncelikli kimliğim Kürt olmaktı. Bu yüzden de biraz savaş gerçekliği içerisinde ki ben gençlik hareketinden gelmiş biriyim. Gençlikte biraz daha biçimseldir. Biraz daha “erkekleşmeye” müsaittir zemin. Ancak sorguda, işkencede ve ondan sonra cezaevinde o yaşadığımız işkencelerle baş etmek, kendimizi oluşturmak zorunda kaldığımızda kadınlık kimliğimizle karşı karşıya geldik.

O kadınlık kimliği açığa çıkarılmadığı sürece, tanımlamadığında, anlamadığında, onunla barışmadığında, onunla bütünleşmediğinde olmuyor…

  • Uzun bir süre hapishanede kaldınız. Birçok kadın gözaltında cinsel işkenceye de uğruyor ve feodal toplumda aileler en çok bundan korkuyor. Yerleşik bir “namus” algısı hep bir tehdit kadınlar için. Siz buna karşı mücadele eden biri olarak neler söylersiniz? Sizin benzer süreçlere dair tanıklıklarınız ya da yaşanmışlıklarınız var mı?

Bu biraz zorlu bir alan. Yeterince tartışmadığımız, farkında olduğumuz, zaman zaman çözümlediğimiz ama bu çözümlemeleri ya da tartışmaları çok genelleştirmediğimiz bir alan. Kadınlar olarak da bence yürüyüşümüzde yaşadığımız zorlanmaların temelinde de buraya yeterince eğilmememiz gerçekliğinin etkisi var.

Mesela ben işkenceyle ilk karşılaştığımda 20’li yaşlarındaydım. Ve cezaevine girdiğimde herkes işkenceden geçmişti. Kimisi tecavüze uğramış, kimisi uğramamış. Ki tecavüz gerçekliğini de daha farklı sorgulamak gerektiğini düşünüyorum. Tecavüz nedir? Biz işi sadece cinsel boyutuyla, temasla değerlendiriyoruz ama bir insanın başka bir insanın bedenine yaptığı her türlü şiddet tecavüzdür. Bedenine sonuçta yönelim var. Hakaret var, saldırı var. Bunun hepsi tecavüzdür. Ama cinsel tabular, toplumsal yargılar, dar namus anlayışı olayı biraz daha farklı ele alıyor. Mesela bu ortama her birimiz bu süreci yaşayarak gelmiştik ve o dönem çok tartışma imkanımız yoktu. Bununla yüzleşecek düzeyimiz de yoktu aslında.

Mesela ilk karşılaştığım şey şuydu: Tutukevindeyken gündüz herkes gayet iyi, işini yapıyor, okuyor, sohbet ediyor, ama gece çığlıklarla uyanıyorduk. Çünkü bastırdığımız şeyler bilinçaltımızda, gece rüyalarda hortluyordu ve yanı başında sürekli rüyasında ağlayan, çığlık atıp uyanan bir gerçeklik vardı. Çığlık atanı uyandırırdık, sonra gider yatardık. Ağlayanı uyandırırdık, sakinleştirirdik, su içerirdik, ilgilenirdik, yatardık. Ama kimse bunu konuşmazdı…

Çünkü konuşabilecek zemin yoktu o süreçte ve biz oturup bir gün dedik ki “Birbirimizi çözümlemememiz, tartışmamız lazım.” Psikoloji kitapları okuduk, tasavvuf kitapları okuduk. Çözümlemeleri okuduk.

Bu neye yol açtı? Anlatmak da iyi geldi. Şu vardı: Deneyimsizlikten dolayı anlattığın şey bazen açık ameliyat gibi oluyor. Yani bırakıyorsun, açıkta bırakıyorsun, tedavi etmediğin için o öyle kalıyor. Kanamaya devam ediyor. Öyle bıraktıklarımız da oldu. Ama konuşarak iyi geldiklerimiz de oldu…

Mesela ben işkencede tecavüze, cinsel saldırıya uğramadım. Ama onun ötesinde bir saldırı var, işkence var. Hiçbir şey olmasa bile bir toplumsal gerçeklikten gelmişsiniz.

Bir hafta boyunca vücudunuzdaki tek bez parçası, gözlerinizi kapatan bez ve her türlü saldırıya maruz kalıyorsunuz. Mesela yıllarca bedenime hiç temas etmeden banyo yaptığımın farkına vardım… O yaşadığın duygu farkında olmadan bedenine yabancılaşmayı getiriyor. Kimi arkadaşlar vardı, temastan kaçınırdı. Dokunduğunuz anda tepki verirdi. Bazılarında bir söz tepkiye yol açardı.

Bunu nasıl sağaltabilirsiniz? Kadınlık bilinciniz geliştikçe… Ben mesela kendim de bunu bu şekilde yaptım. Kadın nedir? Kimdir? Nasıl olması gerekiyor? Benim bedenimle ilişkim nasıl olması lazım? Bedenimin toplumsal gerçeklikteki yeri nedir? Ne arıyorum, ne istiyorum, ne seviyorum?

Bu sorgulamalar üzerinden bunu kendimde bir şekilde bilinçsel olarak inşa ettikçe bedenime karşı yabancılaşmayı da yendim ve artık bedenime daha rahat, yani en azından daha doğru düzgün banyo yapmayı öğrendim. Onun dışında neyi sevmediğim öğrendim.

Mesela eskiden sadece siyah ve gri tonlarını severken, rengarenk kıyafetler giymeye başladım. Kırmızıyı çok sevdiğimi fark ettim. İnsan kadın olarak kendisiyle buluştukça, keşfettikçe kendini inşa ediyor aslında.

Bu bir özgüven de kazandırıyor. Yani yara aldığın yer, seni daha hassas ve kırılgan yaparken kendini tanıdıkça kendini oluşturman sana muazzam bir özgüven veriyor. Artık hiçbir erkeğin ya da hiçbir sistemin senden alamayacağı bir duyguyu keşfediyorsun.

Mesela Önderliğe karşı en büyük minnetim bana bu duyguyu vermiş olmasıdır. Bence Kürt kadınlarının Önderlikle bağı da buradadır. Yani hiç kimsenin veremeyeceği bir duyguyu verdi. Kadının kendisini tanıması, kendisi olması, özgürlük yani, bunun üzerinden oluşmuş bir özgürlük anlayışı. Bu çok farklı bir duygudur… Hiçbir aşk, hiçbir erkek, hiçbir sistem bu duygunun önüne geçemez. Belki dönemsel olarak etkisinde kalırsın ama senden alamayacağı bir duygu kazandırmış oluyor.

DEVAMI YARIN

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

İsrail Genelkurmay Başkanı: Lübnan saldırıları çok uzun süre devam edecek

Sonraki Haber

Roni Nasır Kaya: Heybemdeki öyküleri yazdım

Sonraki Haber

Roni Nasır Kaya: Heybemdeki öyküleri yazdım

SON HABERLER

İran Büyükelçisi, Dışişleri Bakanlığı’na çağırıldı

Yazar: Yeni Yaşam
9 Mart 2026

CENTCOM: İran savaşında ölen ABD askerlerinin sayısı 7’ye çıktı

Yazar: Yeni Yaşam
9 Mart 2026

İsrail’in Lübnan’a saldırıları: 486 kişi yaşamını yitirdi

Yazar: Yeni Yaşam
9 Mart 2026

Erdoğan’dan füze açıklaması: Yanlışta ısrar edilmemesi gerektiğini hatırlatıyorum

Yazar: Yeni Yaşam
9 Mart 2026

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı'na katılarak konuşma yaptı. ( Binnur Ege Gürün Koçak - Anadolu Ajansı )

İBB davası sonrası konuşmuştu: Özgür Özel hakkında soruşturma başlatıldı

Yazar: Yeni Yaşam
9 Mart 2026

Amed’de toplu taşımada yeni dönem: Protokol imzalandı

Yazar: Yeni Yaşam
9 Mart 2026

Demokrasi çağrısı yapmıştı: Gözaltına alınan sosyolog Abbasi’den haber alınamıyor

Yazar: Yeni Yaşam
9 Mart 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır