Ülke olarak Ekim ayından bu yana sıcak gündemler ile uyanıyoruz. Kürt sorunun yıllar sonra yeniden gündeme gelmesi, kuruyan kardeşlik damarlarını yeniden canlandırmaya başladı. Kürt-Türk kardeşliğinin tarihsel bağlarını oluşturan dışa karşı birlik olma durumu, bu kez içteki yabancılaşmaya karşı Birlik olma savaşına dönüşecek gibi. Son iki yüzyıldır içte başlatılan ayrım ve ötekileştirme planlarını, halk eliyle bozuntuya uğratmanın arifesindeyiz. Bu bağlamda; sayın bahçelinin 1 Ekim pratiği ile start alan yeniden kardeşlik adımları, 27 Şubat tarihinde sayın Öcalan’ın büyük manifestosu, starta hız ve netlik verdi. Hız ve netlik, tüm Ortadoğu’da yepyeni bir heyecan yarattı. Ancak sayın Bahçelinin üst üste yapılan ve heyecanın dozunu artırmaya dönük olan açıklamaları, verdiği sözler yerine gelmeden başka büyük sözler vermesi, muhalefet açısından (PKK dahil) gayri ciddi olarak ele alındı diyebiliriz. Özellikle “Malazgirt’te kongre” açıklamasına ilişkin diğer siyasi güçler tarafından konuya ilişkin geniş bir açıklama yapılmaması, sayın Bahçelinin siyasi ağırlığını da hafiften sarstı gibi. Bahçelinin ilk sözü olan umut hakkının tanınması adımı atılmayana kadar, diğer siyasi güçlerin Bahçelinin sözlerini büyük bir ciddiyetle ele alacakları hususunda şüpheliyim. “Malazgirt de kongre yapılsın” çağrısı çok büyük ve derin bir anlamı olan bir çağrı olmasına rağmen, ciddiyetle ele alınmadıysa, sayın Bahçelinin, kendi “sözlerinin” gereği yerine geliyor mu diye devleti ve ilgili bürokrasiyi daha iyi takip etmesi, üstlendiği misyon gereğidir.
Bir ekimden bu yana yapılan çağrıların ve yerine getirme yükümlülüklerinin oluşmasına rağmen, gözler hala son açıklamaların gereklerini beklerken, sayın Bahçelinin yaptığı son açıklama yeniden gündeme oturmuş gibi. Açıkçası açıklamanın muhatabının kim olduğunu anlamam biraz zaman aldı. Halada tam anlamış değilim.
Açıklamanın metninde geçen “kültüralist yaklaşımlar” ve “devletin kuruluş ilkesini” bir Kürt olarak, şahsen üzerinde yıllarca eğitim aldığım, bireysel okuduğum, sayın Öcalan’ın savunmalarında geçen kavramlardır. Örneğin kültüralizmin aynı zamanda diğer uç kimlikler yaratacağını ve yeni bir etnosantrik eğilimler doğuracağı tespiti, bu yaklaşımın demokratik ulus paradigmasına aykırılık teşkil edeceğini savunmalardan biliyoruz. Demokratik ulusun ana ekseni olan simbiyotik etkileşim ve ucu açık kimlik ve kültürleşme çerçevesi, aslında sadece kültüralist yaklaşımlara değil kendini dayatan ve baskı unsuru olan tüm kimliklere karşı durur. Toplum dinamik bir yapıdır ve birbirlerinden etkilenmesi tarihsel oluşumu gereğidir.
Bir diğer husus olan “devletin kuruluş ilkesi” ne dikkat çekilmesi de yine Kürt tarafına söylenmiş gibi durmuyor. En özet ve yakın tarih haliyle dile getirirsek; devletin kuruluş ilkelerinin atıldığı Erzurum kongresinden 1921 anayasasına kadar olan süreç ve bu sürecin form hali olan 1921 anayasası sayın Öcalan tarafından “demokrasi için iyi bir geçiş olabilirdi” tespitiyle değerlendirildi. Kuruluş ilkesinin geniş çerçevesinin, Malazgirt meydan muharebesine kadar gittiği gerçeği, hakikat olsa da şimdilik en yakın tarihi anlamak bile devletin kuruluş ilkesini anlamaya yeter gibi duruyor. Kısacası sayın Bahçeli’nin röportajında dile getirdiği birçok başlık biz Kürtlerin yıllarca eğitimini aldığı ve hazırlandığı başlıklardır.
Yazının ana konusu olan sayın Bahçeli’nin, verdiği röportaj da kime hitap ettiğine olan merakım, siyasi çevrelerin vereceği cevaplar ışığında netleşecektir. Yazının geniş kapsamına inmeyeceğim. Fakat İlke olarak altını çizdiği ‘kültüralizm ve devletin kurucu ilkelerinin’ içeriği hakkında, bir yıllık dem parti üyesi genç bir arkadaş, tüm Türkiye’ye saatler süren seminerler verebilir. Bu anlamda sayın Bahçeli bence ilk verdiği söz olan umut hakkının tanınması gereğinin bir an önce yerine gelmesi talimatını ya da ricasını vermeli. Çünkü o adım olmadan Kürtlere “sözle” padişahlık verilse anlamsız kalır. Her şey o ilk adımla başlayacaktır.