• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
16 Şubat 2026 Pazartesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Yazarlar Özgür Amed

Balyoz siyaseti ve Münih Güvenlik Raporu

16 Şubat 2026 Pazartesi - 00:00
Kategori: Özgür Amed, Yazarlar

Uluslararası ilişkilerde artık her şey “kriz” olarak telaffuz edildiği için pek bir anlamı kalmadı. Kriz deyince kimse dönüp bakmıyor. Ancak birkaç gün önce yayımlanan Münih Güvenlik Raporu 2026 (MSR), kısmen de olsa kriz ekseninde bir heyecan yarattı. Fakat “heyecan” yine kriz değil, artık krizler toplamının yol açtığı “yıkım” ilanı oldu.
“Yıkım Altında” (Under Destruction) başlığıyla sunulan rapor, 1945 sonrası kurulan liberal düzenin, bizzat kurucusu Amerika Birleşik Devletleri tarafından bir “Balyoz Siyaseti” ile nasıl yerle bir edildiğini belgeliyor. Rapor, durum tespitleriyle kalmaktan kaçınarak, dünyanın reform evresini geçtiğini ve artık enkaz kaldırma çalışmalarına hazırlandığını kendince bağırarak ifade etmiş.

Raporun en çarpıcı ve belki de en sürreal detayından bahsetmek gerek. Nedir bu? Ekim 2025’te ABD Başkanı Trump’ın emriyle Beyaz Saray’ın tarihi Doğu Kanadı’nın iş makineleriyle yıkılması…
Bu yıkılan tarihi bina yerine, özel bağışçılar tarafından finanse edilecek devasa bir “balo salonu” yapılması kararı alınmış. Bu karar elbette tek başına bir inşaat projesi değil. Bu olay, kurumsal hafızanın, kamusal yararın ve yerleşik normların, “inşa(cı)atçı başkan” rolüne soyunan bir liderin keyfiliğine kurban edilişinin somut bir metaforu olarak raporda ifade edilmiş. Raporun önsözünde Wolfgang Ischinger’in de belirttiği gibi, diplomatik nezaket artık bir kenara bırakılmış ve “odadaki fil” ile yüzleşme vakti gelmiştir deniyor. O fil, kurduğu düzeni artık kendisine ayak bağı olarak gören ve onu balyozla parçalamaya karar veren Washington yönetiminden başkası değil. MSR 2026, bu olayı küresel siyasetteki “yıkım arzusunun” mikrokozmosu olarak okuyor. Rapora göre bu durumun anlamı şu: “Artık eskiyi onarmak yok, eskiyi yok etmek var…”

Dikkatimi çeken ve bence raporun en önemli sosyolojik tespiti ise küresel ruh halindeki derin yarılmaya dairdir. Batı toplumları, özellikle G7 ülkeleri, derin bir “öğrenilmiş çaresizlik” içinde kıvranırken ve çocuklarının geleceğinin daha kötü olacağına inanırken; Doğu ve Güney’de durum tam tersi. Bu ikili duruma dair birçok veri verilmiş, oranlar paylaşılmış. Çin ve Hindistan gibi ülkelerde halk, geleceğe dair şaşırtıcı bir iyimserlik taşıyor. Batı’nın karamsarlığına karşın Küresel Güney’in bu umudu, Washington’ın çekilmesiyle oluşan boşluğu “çok kutuplu bir fırsat” olarak görmelerinden kaynaklanıyor.

Raporun dehlizlerinde biraz daha dolaşınca kayda değer birçok durum görüyoruz.
Geçmiş yıllardaki raporlardan farklı olarak, 2026 raporu belirsizliği değil, ABD’nin sistemden bilinçli kopuşunu net bir dille ortaya koyuyor. Geçmiş yıllardaki belirsizlik sisini dağıtarak Washington’ın sistemden kopuşunu “Kurtuluş Günü” kararıyla belgeliyor. 2 Nisan 2025’te ilan edilen ve Dünya Ticaret Örgütü kurallarını çöpe atarak %15’e varan genel gümrük tarifelerini devreye sokan bu karar, küresel ticareti bir şantaj aracına dönüştürdü. Daha da vahimi, ABD’nin Venezuela’ya düzenlediği ve Maduro’nun kaçırılıp ABD’ye getirilmesiyle sonuçlanan operasyon, uluslararası hukukun yerini “güçlünün hukukuna” bıraktığını kanıtladı. Trump’ın Monroe Doktrini’ni “Donroe Doktrini” olarak yeniden yorumlayarak Batı Yarımküre’de mutlak hakimiyet kurma çabası, egemenlik kavramını fiilen rafa kaldırmış görünüyor.

Avrupa cephesinde ise durum, “terk edilme korkusu”ndan “haraç ödeme” zorunluluğuna evrilmiş görünüyor. Ukrayna’ya yardımların kesilmesi sonrası devreye giren “Öncelikli Ukrayna Gereksinimleri Listesi” (PURL) mekanizması, transatlantik ilişkilerin ne kadar ticarileştiğinin en acı kanıtı. Avrupalıların ABD savunma sanayisine nakit ödeme yapıp aldığı silahları Ukrayna’ya hibe etmesi, güvenliğin artık bir kamu malı değil, parası ödenen bir hizmete dönüştüğünü gösteriyor. Üstelik Trump’ın Grönland’ı satın alma teklifinin reddedilmesi üzerine müttefiklerine gümrük vergisi tehdidi savurması, Danimarka istihbaratının ABD’yi bir “ulusal güvenlik tehdidi” olarak değerlendirmesine bile yol açtı.

Raporun satır aralarında, bu yıkım siyasetinin nereye varacağına dair karanlık kehanetler de gizli. ABD’nin kendi kurduğu düzeni yıkarak aslında bir “süper gücün intiharını” gerçekleştirdiği ima ediliyor. Kısa vadeli ekonomik kazanımlar (gümrük vergileri) ve taktiksel zaferler (NATO harcamalarının artması), uzun vadede ABD’nin stratejik yalnızlığını ve doların rezerv para statüsünü kaybetmesini hızlandırabilir iması var.
Avrupa için ise “uyandırma servisi” dönemi bitti havası hâkim. Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in Münih’te dediği gibi, “Eski düzen artık yok”. Avrupa, ABD’siz bir dünyada kendi başının çaresine bakmak zorunda. Eğer Avrupa, “stratejik özerklik” kavramını teorik tartışmalardan çıkarıp askeri ve endüstriyel bir gerçeğe dönüştüremezse, ABD ve Rusya/Çin arasında sıkışan bir “gri bölge” olma riskiyle karşı karşıya kalacak. İşin doğrusu, bu tartışma 2025 güvenlik konferansından bu yana var.

Sonuç olarak, Münih Güvenlik Raporu 2026, dünyanın bir “inşaat sahasından” ziyade, kontrolsüz bir “yıkım alanına” dönüştüğünü ilan ediyor. Trump’ın “yaratıcı yıkım” vaadi, yaratıcılıktan yoksun, sadece enkaz üreten bir sürece evrilmiş durumda. Bu enkazın altında kalanlar ise uluslararası kurumlar, küçük devletler, demokasi ve savunmasız toplumlar. Eğer orta güç kategorisindeki ülkeler ve Avrupa, ABD’nin bıraktığı boşluğu dolduracak yeni ittifaklar ve kurallar geliştiremezse -tartışmalar bu yönde- 21. yüzyılın ortası; kuralların değil, balyozların konuştuğu bir orman kanunları çağına sahne olacak. Yıkmak kolaydır; asıl mesele, kaybedilen güveni bu moloz yığınları arasından yeniden inşa edip edemeyeceğimiz sorusunda. Rapor, şimdilik pek umutlu değil…

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

İnsan yarası

Sonraki Haber

Komployu boşa çıkaracak iki güç demokratik ulus ve demokratik birliktir

Sonraki Haber

Komployu boşa çıkaracak iki güç demokratik ulus ve demokratik birliktir

SON HABERLER

Münih güvenlik konferansı ve Kürtler

Yazar: Yeni Yaşam
16 Şubat 2026

Derya Arslan: Sınırlar değil toplum güçlenmeli

Yazar: Yeni Yaşam
16 Şubat 2026

Bazı ‘aydınlar’ neden Öcalan’a saldırıyor?

Yazar: Yeni Yaşam
16 Şubat 2026

Komployu boşa çıkaracak iki güç demokratik ulus ve demokratik birliktir

Yazar: Yeni Yaşam
16 Şubat 2026

Balyoz siyaseti ve Münih Güvenlik Raporu

Yazar: Yeni Yaşam
16 Şubat 2026

İnsan yarası

Yazar: Yeni Yaşam
16 Şubat 2026

Paradigmaya komplo: Komploların olmazsa olmazı

Yazar: Yeni Yaşam
16 Şubat 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır