• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
25 Ocak 2026 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Forum

Barbarlığa karşı ortak yaşam: Rojava

24 Ocak 2026 Cumartesi - 23:00
Kategori: Forum, Manşet

Bu süreç, yalnızca bir direniş momenti değil; Kürtlerin tarihsel olarak parçalanmışlığını aşarak halklaşma temelinde ulusal bir bütünlüğü yeniden kurma iradesinin somutlaşmasıdır. Rojava etrafında örülen bu ortak duruş, Kürtlüğü etnik bir aidiyet sınırının ötesine taşıyarak, ortak hafıza, ortak kader ve ortak gelecek bilinciyle yeniden inşa etmektedir

Ercan Jan Aktaş

Suriye’de ‘Arap Baharı’ dalgası paralelinde, 15 Mart 2011 tarihinde Dera kentinde barışcıl protestolar başladı. Gösterilere yönelik sert müdahaleler kısa sürede ülke geneline yayıldı; çatışmalar silahlı hale gelerek çok aktörlü, uzun soluklu bir iç savaşa dönüştü. Bu savaşın en başından itibaren ilkeli değerler ve özgürlükçü politik hat üzerinden coğrafyadaki diğer halkları ve inançları gören, buna uygun siyaset üreten tek güç/halk Kürtler oldu.

İç savaşın ilk yılında Suriye rejimi, ülkenin kuzeyindeki Kürt yoğunluklu bölgelerden büyük ölçüde çekilmek zorunda kaldı. Burada oluşan pozisyonu Kürtler üçüncü bir yol siyaseti ile durdurmaya başladı. Ne rejimle ne de cihatçı muhalefet ile bir araya gelmedi. Bu duruşundan hareketle farklı kesimler tarafından ‘sistem’ ile işbirliği suçlamalarına da muhatap olmak zorunda kaldı. Bu suçlamaları haklı olarak dikkate almadan 2012 yazında, hakim olduğu bölgede Afrin, Kobanê ve Cizîrê’de fiilî öz-yönetim ilan etti. Klasik anlamda ulus – devlet kodları yerine, o coğrafyanın bir parçası olan farklı etnik ve inançsal yapılar ile öz-savunma perspektifi üzerinden, kadın eşbaşkanlık sistemi ile çoğul, demokratik bir sistem inşa etti.

Suriye’nin geri kalanında büyük çatışmalar, katliamlar yaşanırken, bunlara da duyarsız kalmadan, bu çatışma iklimini kendi yaşam alanlarından uzak tutmayı başardılar. Burada, Ortadoğu coğrafyasında bir ilk denenmeye/inşa edilmeye başlandı. Bu coğrafya asırlardır uluslararası ve yerel işbirlikçileri tarafından, etnik ve inançsal farklılıklar üzerinde çatışma alanları/savaşları dizayn ediliyor. Kadınların yaşamın, üretimin, siyasetin öznesi olması gerçekliği üzerinden bütün halkları/etnisiteleri, inançları eşitlikçi bir şekilde gören bir sistem inşa edildi. Bölgede erkek/militer aklın farklı inanç ve halklar üzerindeki nefretleri ile inşa ettikleri  ırkçı/tekçi ulus – devlet yapılanmaları dışında başka bir hayat ihtimali belirmeye başlandı.

Bu yeniden inşaya saldırılar hiç durmadı. Bunun en önemlisi de IŞİD saldırıları oldu. 2014 sonbaharında IŞİD’in ağır silahlarla Kobanê’yi kuşatması karşısında yaşanan direniş askeri olduğu kadar etik ve politik bir kırılma anıydı. Aylar süren kuşatma altında YPG ve YPJ öncülüğündeki savunma, yalnızca bir kenti değil, Rojava’da filizlenen eşitlikçi ve çoğulcu yaşam iddiasını savundu. Kadınların ön saflarda yer aldığı bu direniş, IŞİD’in “yenilmezlik” mitini yerle bir ederken, küresel kamuoyunun dikkatini de Ortadoğu’da alternatif bir siyasal ufka çevirdi. Kobanê, bu anlamıyla, yerel bir savunma hattı olmanın ötesinde, barbarlığa karşı kolektif iradenin ve onurlu direnişin evrensel simgesine dönüştü. Bu direniş ile birlikte PYD eksenindeki Kürt direnişi bölgesel bir güç olmaya başladı.

Bu zemin üzerinden Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Ekim 2015’te Suriye iç savaşının yarattığı etnik, mezhepsel ve askeri parçalanmışlığa karşı ortak bir savunma ve siyasal zemin oluşturmak amacıyla kuruldu. Omurgasını YPG ve YPJ’nin oluşturduğu SDG; Kürt, Arap, Süryani, Ermeni ve Türkmen güçleri kapsayan çok halklı bir ittifak olarak şekillendi. Kuruluşuyla birlikte SDG, mücadelesini yalnızca IŞİD’e karşı askeri bir hat olarak değil, yerel meclislere dayanan, farklı kimliklerin eşit temsiline vurgu yapan bir birlikte yaşam projesinin savunusu olarak tanımladı. Bu yönüyle SDG, Suriye savaşında nadir görülen biçimde, silahlı mücadele ile çoğulcu bir siyasal tahayyülü aynı anda kurmayı hedefleyen bir yapı olarak öne çıktı.

Kuzey Doğu Suriye’de bunlar olurken, uluslarası güçlerin açtığı alan üzerinden HTŞ/El – Şara Şam’a yerleştirildi. Merkezinde İngiltere ve ABD’nin olduğu uluslarası güçlerin yoğun piar çalışmaları ile Muhammed el-Culani’nin içinden Ahmed eş-Şara çıkarılarak ‘Suriye Arap Cumhuriyeti’nin başına yerleştirildi. Kısaltılan sakallar ve giydirilen takım elbise ve kravat ile Culani’den Ahmed eş – Şara’ya dönüşüm basit bir kıyafet ve ad değişikliğinden ibaret değildi elbette. Suriye çok daha karmaşık yerel ve uluslararası süreçlerin bileşkesi istikametinde yol almaya başladı. Kendi terör listelerinin en başından olması bu devletler için hiç sorun olmadı. Alevi, Kürt, Dürzi ve Nusayri halkını katliamdan geçirmek isteyen katillerden oluşan paramiliter cihadist örgütler/gruplar kısa bir süre içinde ‘Suriye Ordusu’ oldular.

Bütün bu gelişmeler, yalnızca Suriye iç savaşının seyrine ilişkin taktik hamleler olarak değil; Ortadoğu ölçeğinde barış ve demokratik toplum ihtimalini hedef alan stratejik müdahaleler olarak da okunmalıdır. Zira tekçi, ırkçı ve militer ulus-devlet aklının egemen olduğu bölgede, halkları ve inançları eşit yurttaşlık temelinde bir arada tutabilen yegâne somut model, SDG öncülüğünde Kuzey Doğu Suriye’de inşa edilmişti. Bu model, yalnızca IŞİD gibi cihatçı yapılara karşı değil; aynı zamanda emperyal dizaynlar, otoriter rejimler ve kimlikler üzerinden üretilen sürekli çatışma siyasetine karşı da alternatif bir yaşam ve siyaset hattı sunuyordu.

HTŞ ve benzeri yapıların “devletleştirilmesi” yönündeki hamleleri, tam da bu nedenle, bölgede filizlenen çoğulcu ve özgürlükçü toplumsal sözleşmenin tasfiyesine dönük girişimler olarak değerlendirilmelidir. Bugün Kuzey Doğu Suriye’ye yönelen baskı ve kuşatma, bir coğrafyadan ibaret değildir; halkların eşit, kadınların özne olduğu ve silahın gölgesinde dahi barışı mümkün kılan bir siyasal ihtimalin hedef alınmasıdır. Bu saldırılar Kürtlerde topyekün bir direnişin de kodlarını yeniden harekete geçirdi. Dört parça Kurdistan başta olmak üzere Kürtlerin yaşadıkarı her ülke ve şehirde bizler Kürtlerin bir halk olarak ortak tepki ve duruşlarını görüyoruz.

Türkiye’nin koordinasyonunda, uluslararası güçlerin de açık destek ve lojistiği ile cihatçı paramiliter silahlı grupların saldırılarına karşı dört parça Kurdistan başta olmak üzere dünyanın dört bir tarafından; Almanya’dan Fransa’ya, İskoçya’dan İngiltere’ye, Norveç’ten İsviçre’ye, İspanya’dan Hindistan’a, Amerika, Avustralya’ya birçok ülkede alanlara çıkan Kürt halkı ve dostları, Rojava’ya yönelik soykırım saldırılarını gece gündüz protesto etmeye devam ediyorlar.

Saldırıların derhal durdurulmasını isteyen Kürtler ve dostları eylemlerde, “Yediden yetmişe Rojava özgürleşene kadar her gün alanlardayız” mesajını vermeye devam ediyor. Uluslararası güçlerin sessizliği ve çetelere desteği protesto edilirken, demokratik kamuoyuna Rojava direnişine sahip çıkma ve sivillerin korunması için harekete geçme çağrıları da devam ediyor. Zor ve çatışmalı bu süreçte Kürtler daha güçlü çıkacaktır. Zira artık farklı inanç, politik aidiyetlerini bir kenara koyarak bütün Kürtlerin en güçlü ve tek sloganı: Rojava Kürdistan’dır!

Bu süreç, yalnızca bir direniş momenti değil; Kürtlerin tarihsel olarak parçalanmışlığını aşarak halklaşma temelinde ulusal bir bütünlüğü yeniden kurma iradesinin somutlaşmasıdır. Rojava etrafında örülen bu ortak duruş, Kürtlüğü etnik bir aidiyet sınırının ötesine taşıyarak, ortak hafıza, ortak kader ve ortak gelecek bilinciyle yeniden inşa etmektedir. Bugün Rojava’da savunulan yalnızca bir toprak parçası değil; Kürtlerin halk olarak kendilerini yeniden kurdukları, birlikte yaşamı, eşitliği ve özgürlüğü esas alan yeni bir toplumsal sözleşmedir. Bu nedenle Rojava, artık yalnızca bir direniş alanı değil; Kürtlerin halklaşarak ulusal bir varoluşa dönüştüğü, Ortadoğu’ya yeni bir yaşam ihtimali sunan tarihsel bir kurucu mekân haline gelmiştir.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Dêrik’te Halk Taburu kuruldu: Başaracağız

Sonraki Haber

ETS ile soygunda pilot uygulama başlıyor

Sonraki Haber

ETS ile soygunda pilot uygulama başlıyor

SON HABERLER

Rojava için AB ve Almanya’ya açık mektup: Yüz binlerce sivilin hayatı tehlikede

Yazar: Yeni Yaşam
25 Ocak 2026

Norşîn’de Rojava protestosunda gözaltına alınan 8 kişiden 3’ü tutuklandı

Yazar: Yeni Yaşam
25 Ocak 2026

Jin Dergi’nin yeni sayısı yayında

Yazar: Yeni Yaşam
25 Ocak 2026

Kobanê’de abluka sürüyor: Milyonlar Rojava için alanlarda | Canlı Blog

Yazar: Heval Elçi
24 Ocak 2026

DSG ateşkes hakkında açıklama yaptı

Yazar: Bedri Adanır
24 Ocak 2026

Şişli’de çöp konteynerinde bir kadının cenazesi bulundu

Yazar: Yeni Yaşam
24 Ocak 2026

Gaziler Federasyonu’ndan çağrı: Dünya kamuoyunu harekete geçmeye çağırıyoruz

Yazar: Bedri Adanır
24 Ocak 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır