Barış ve demokratikleşme için güçlü bir toplumsal irade açığa çıktı. Şimdi buna denk bir siyasi iradenin tecelli ve tecessüm etme zamanıdır. Ancak güçlü bir siyasi irade, demokratik meşruluk, toplumsal destek geleceğin istikrarlı inşasını sağlayabilir
Tuncer Bakırhan
Küresel ve bölgesel gelişmeler açısından Ortadoğu’nun en önemli ülkelerinden biri Türkiye, en örgütlü halklarından biri ise Kürt halkıdır. Küresel düzen ve bölgesel dinamikler büyük bir kasırga altında değişirken, Türkiye’de Kürt sorununun çözümü ve demokratik dönüşüm muazzam sonuçlar üretecektir. Bu sürecin doğru yönetilmesi, sadece Türkiye için değil tüm bölge için de köklü ve demokratik değişimlerinin önünü açabilir. Bu yeni dönemde daha güçlü bir pozisyon almak için barışa ve demokratik dönüşüme hizmet edecek kapsayıcı ve cesur bir perspektife ihtiyacımız var.
Yüzyıllık eşikte Türkiye ve Ortadoğu
Türkiye’nin yüz yıllık devlet politikasının özü inkar, isyan ve bastırma ekseninde şekillendi. Tüm ülkeye kaybettiren bu yanlış politika, toplumsal barış ve demokratik dönüşüm talebini ertelemekten öteye geçmemiş, aksine büyüterek bugüne taşımıştır. Bugün artık demokratikleşme olmadan kalıcı bir barışın inşa edilemeyeceği açıktır. Tarihsel fay hatlarını revizyonlarla ayakta tutmaya çalışmak, konjonktürel gerilimleri geçici hamlelerle gidermek mümkün değildir. Türkiye’nin toplumsal, kültürel, etnik ve inanç temelli fay hatları, mevcut gerilim siyasetiyle sürdürülemez hale gelmiştir. Bu politikalarda ısrar sadece bugünü değil, geleceği de ipotek altına alarak tehlikeye atmaktadır.
Türkiye kritik bir kavşaktadır. Önümüzde iki yol var: Biri, sorunları halının altına süpürüp geçici çözümlerle günü kurtarmak ama sorunları daha fazla derinleştirmektir. Diğeri ise sorunlarımızla cesaretle yüzleşip kalıcı bir çözüm üretmektir. İlk yol, yıllardır kanayan yarayı daha da derinleştirir, kaosu büyütür ve sonunda hepimize zarar verir. Bölgesel kaosun etrafa saçtığı tehlikeler, bu yüz yıllık yarayı daha da enfekte ederek tüm bünyeyi sarsabilir. İkinci yol ise, bu yarayı gerçekten sahici yöntemlerle iyileştirerek hep birlikte güçlenmemizi sağlar. Artık geçici bir pansuman değil, köklü bir tedavi gerekiyor. Çözüm de çok açık: Demokratik toplum ve barış.
Mezarlık etrafında ıslık çalarak korkuyu bastırmak yerine, o korkunun kaynağıyla yüzleşip çözüm üretecek bir akla ihtiyaç var. Sorunları görmezden gelerek değil, cesaretle üzerine giderek çözebiliriz. Artık topu taca atma zamanı değil, köklü ve sahici çözümler üretme zamanı.
Demokratik uzlaşma temel yöntemdir
Küresel ve bölgesel dinamikler, toplumsal ve siyasi destek göz önüne alındığında, barış ve demokratik dönüşüm maksimum potansiyele ulaşmıştır. Bu potansiyeli gerçeğe dönüştürmek maalesef sadece iyi dilek ve temennilerle olmuyor. Barış ve demokratik dönüşüm potansiyeline yönelik en büyük zararı diyalog sürecinin etrafında dolaşmak, seçime endeksli kısa vadeli dar çıkarları esas alan siyasi manevralar verecektir.
Gerçekler, zaman ve mekandan bağımsız olarak hep gerçek olarak kalır. Bugün artık on yılların neden elden kayıp gittiğini çok gerçekçi ve cesur şekilde tartışmalıyız. Toplumsal barışın güçlenmesi, ülkenin çok boyutlu meselelerini sahici bir diyalog zemininde ele almayı zorunlu kılar. 27 Şubat’ta Sayın Öcalan tarafından yapılan Asrın Çağrısı’nda belirtildiği üzere “Demokratik uzlaşma temel yöntemdir.” Demokratik uzlaşma temel alınarak demokratik reformların bir sureti barışa, diğer sureti ise demokratik dönüşüme bakmalıdır. Milyonların buluştuğu Newroz meydanları devlete demokratik uzlaşı yöntemini önermiştir. Demokratik toplum ve barış çağrısına imzasını Sayın Öcalan, mührünü ise Newroz meydanındaki milyonlar vurmuştur.
Barış ve demokratikleşme için güçlü bir toplumsal irade açığa çıktı. Şimdi buna denk bir siyasi iradenin tecelli ve tecessüm etme zamanıdır. Ancak güçlü bir siyasi irade, demokratik meşruluk, toplumsal destek geleceğin istikrarlı inşasını sağlayabilir. Bu inşanın temel ilkeleri demokratik uzlaşı, toplumsal ortaklaşma ve anayasal eşit yurttaşlıktır.
Türkiye halklarının barışa ve demokratik dönüşüme dayanan gerçek potansiyelini açığa çıkarmak için demokratik katılım ve eşit yurttaşlık ilkelerine dayanan bir toplumsal mutabakata ihtiyaç vardır. Yeni, demokratik bir anayasanın önemi burada ortaya çıkmaktadır. Bu mutabakat sadece hukuki normları belirlemekle kalmayacak; aynı zamanda Türkiye toplumunun çoğulcu, özgürlükçü ve adalet temelli ortak yaşam ilkelerini de güvence altına alacaktır.
Barış herkesin hayrınadır!
Küresel düzen ve bölgesel dinamiklerde çatırdamalar yaşanırken Türkiye’de yükselen barış umudu, sadece bir etnik kimlik veya teritoryanın meselesi değildir. Barış ve demokrasinin ayrılamaz birlikteliğiyle, demokratikleşmenin derinleşmesi ülkenin her köşesine ve siyasi, toplumsal, iktisadi alanlara olumlu yansıyacak gelişmelerin temel anahtarıdır. Bu anahtarla barışın kapısı açıldığında demokratik bir yeniden inşa süreci kaçınılmaz olacaktır. Bu yönüyle demokrasinin ve barışın inşası eşzamanlı ilerleme yöntemini esas alarak yürütülmelidir. Bu kapsamda TBMM sürecin asli rollerinden birini oynayarak “Güven ve Demokrasi Paketi”yle Nisan ayına girebilir.
Eşyanın tabiatının gereği olarak güven arttırıcı adımlar atılmalı ve iktidarın meşruiyetini sorgulatacak, demokratik gerilemeyi arttıracak politika ve uygulamalardan uzak durulmalıdır. Bir yandan yerel yönetimlere ve seçilmişlere müdahale ederek demokratik gerilemeye ivme kazandırmak diğer yandan ise barışla ilgili iyi dileklerde bulunmak uzlaşmaz bir ikilem oluşturmaktadır.
Kuşkusuz ki, yerel demokrasi, demokrasinin kök hücresidir. Halkın iradesine en doğrudan şekilde sahip olmasıdır. Bu kapsamda, ifade özgürlüğünün, seçimle gelen iradeye saygının ve çoğulcu katılımın tıkanması, kutuplaşmayı derinleştirdiği gibi barışçıl çözüm önerilerini de zayıflatır. Demokratik, barışçıl ve adil bir geleceğin inşasında kararlı olanlar için önemli olan, kendi politik çıkarlarını öncelemek değil, ortak aklın yaratacağı enerjiyi açığa çıkarmaktır.
Barış ve demokratik çözüm iradesi gösteremeyenler, tarihe de topluma da verecek bir tarihi hesapla karşı karşıya kalacaklardır. Siyasal aktörlerin, geçmişin acı tecrübelerinden ders çıkararak somut ve kalıcı bir çözüm yolunu açmaları zaruridir.
Demokratik dönüşüm ancak kapsayıcı bir politika, kişilerin değil 85 milyonun faydasını esas alan bir etik çerçeve ve herkesin kendini içinde bulabileceği ortak bir gelecek tasavvuru ile mümkün olabilir. Demokratik dönüşümü zemin haline getiren bir barış, herkesin hayrına olacaktır!
Barışa hazırız, demokrasiden korkmayın!
Barışa ve Demokratik Dönüşüme Çağrımız, onurlu barışa hazır olduğumuzun kanıtı, iktidara yönelik ‘demokrasiden korkmayın’ çağrısıdır.
DEM Parti olarak, halkların ortak yaşamı ve demokratik çözüm perspektifimizi en yalın haliyle ifade etmek isteriz. Bizim için barış, tüm vatandaşların eşit haklara sahip olduğu, özgürce yaşayabildiği, farklılıkların zenginlik olarak kabul edildiği Demokratik Türkiye Cumhuriyeti demektir. Demokratik Türkiye Cumhuriyeti, ortak kader ve tarihe sahip olduğumuz Ortadoğu halklarına güçlü bir nefes vermek anlamına gelecektir.
Türkiye’de bireylerin hak ve özgürlükleri, kati güçler ayrımını, inanç özgürlüğü ve eşit yurttaşlığı temel alan özgürlükçü laikliği, farklılıkları tanıyarak üniterliği tesis etmek demokratik siyasi düzenin formülüdür.
Bu düzenin filizlenmesi için herkesin ön yargılarını aşması, sorumluluk alması, demokratik siyasi bir kararlılık göstermesi kritik önemdedir. Hem ülkemizin hem de gelecek nesillerimizin hak ettiği barış, demokrasi ve refah düzeyine ulaşmak mümkündür. Barış, demokrasi ve refahı gerçekleştirmek ise tarihsel sorumluluğumuzdur!
Biz barışa hazırız. Kimse demokrasiden, eşitlikten ve özgürlükten korkmamalıdır!
DEM Parti Eş Genel Başkanı