27 Şubat ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın üzerinden bir yıl geçti. Bu bir yıllık süreçte daha çok ‘barış’ başlığı konuşuldu. Ancak barış konusunda somut hukuki ve siyasi adımların atılmamış olması ve geçmiş deneyimler ve negatif hafıza ister istemez toplumun barışı istemekle birlikte sürece mesafeli durmasına yol açtı. TBMM bünyesinde kurulan komisyon raporunu tamamlayarak (birçok eksikliği barındırması ve partilerin eleştirilerine rağmen) sürecin ilerlemesi için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması konusundaki somut önerilerin yer almasıyla yeni bir aşamaya geçilmiş oldu. Şimdi kamuoyu bu sürecin hızla tamamlanmasını, demokratik siyasetin önünün açılması ve hukuki güvenceye alınmasını beklemeye başladı.
‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nda barışın sağlanması kadar önemli olan diğer bir başlık; erkek egemen kapitalist sisteme karşı demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü bir yaşamın nasıl inşa edileceğine dair tartışmalardır. Sayın Öcalan Barış ve Demokratik Toplum programında, hem Ortadoğu’da yaşanan savaş, kriz, hem de kapitalist modernitenin yapısal krizine karşı demokratik sosyalist bir sistemin kadınların, halkların ve inançların eşit ve özgür geleceğinin mümkün olacağının altını çizmekte, yeni bir yol önermektedir. Ortadoğu’nun kaotik ve sürekli çatışma zemininde tutulan siyasal toplumsal durumdan çıkışı içinde önemli fırsatlar açığa çıkardığı ortadadır. Kürt sorunu hem coğrafi hem kültürel hem de politik bakımından Ortadoğu’nun merkezi sorunu olmakla birlikte aynı zamanda uluslarası bir sorun olduğu son süreçte Suriye ve Rojava’da yaşanan gelişmelerle bir kez daha net olarak görülmüştür. Sorunun çözümü konusunda bir yandan Kürtlerin kendi arasındaki demokratik birliğinin sağlanması diğer yandan da Kürtlerin birlikte yaşadığı halklarla dayanışmaya, halkların demokratik birliğine ihtiyaç vardır. Bu bağlamda sayın Öcalan’ın Manifestosu’nda çözüm önerisi olarak sunduğu yeni bir enternasyonal ihtiyacı Ortadoğu’da kendisini daha yoğun hissettirmektedir. Ortadoğu’daki Kürt ve Filistin sorunlarının çözümü, enternasyonalin de en öncelikli gündemlerinden biri olmak durumundadır. Tabii ki kapitalizmin çıkış koşullarında yapılmış bir enternasyonel ile çöküş koşullarında yapılacak bir enternasyonel aynı olamaz. Büyük kazanımlar, doğrular kadar eksiklik ve yanlışlar da yaşanmıştır. Bunları doğru analiz etmek, günümüzün toplumsal ihtiyaçlarını doğru tespit etmek için gereklidir. Günümüzde kapitalizm kriz halindedir. Kapitalizmin kendisini halen sürdürüyor olması sosyalist mücadele ve toplumsal muhalefetin zayıflığından kaynaklanmaktadır. Dünyanın her yerinde insanlar kapitalizmin yarattığı toplumsal sorunlarla, bunalım içindedir ve bu krizden çıkış için bir çözüm aramaktadır. Önümüzdeki süreçte bu konuların daha yoğun tartışılıp, pratik politikanın konusu haline getirilmesini umuyorum.
Yeni paradigmanın en dikkat çeken başlığı tarihsel, toplumsal gelişmelere yeni bir perspektifle bakmak ve mevcut tarihsel okuma ve bu okumaların sonucu açığa çıkan sistem önerilerini radikal bir eleştirel perspektifle ele almasıdır. Bu bağlamda Marksizm’i de eleştiriye tabi tutmaktadır. Sayın Öcalan’ın Marksizm eleştirileri çok çeşitli çevrelerden itirazla karşılandı ve eleştirildi. Kendisi bu itirazlara ilişkin, “Marksizm’in kendisi bir eleştiri hareketidir. Marksist eleştirel okulu var. Batıda Çin ve pek çok eleştirel akım var, biz de eleştiriyoruz. Tarih ve toplum tezlerinden devrim stratejilerine kadar pek çok eleştirilerimiz var. Tarihin ortaya koyduğu yenilikler var, bunlar gözardı edilmemeli. Biz sosyalist devrimciler olduğumuz için Marksizm eleştiriyoruz. Bir sosyalist olarak hissettiğimiz şey öz eleştiridir. Marx bizden biri yani, Lenin de öyle. Farklı görüşlerin yorum ve eleştirilerinin olması Marksizm’e aykırı değildir. Bilakis farklılık sosyalizmin temel dinamiğidir, onu geliştirir, güçlendirir” diyerek demokratik sosyalist bir sistem için tarihsel toplumsal mirasın analizinin yapılmasının zorunluluğunun altını çiziyor. Kürt özgürlük hareketinin sadece kapitalist sömürgeciliğe karşı değil, insanlık tarihi boyunca her türlü sömürüye karşı, komünal değerler için mücadele etmiş devasa bir toplumsal tarihsel mirasa sahip çıkmayı tarihi sorumluluk olarak görmektedir. “Bu sorumluluk aynı zamanda mirasının eksikliklerinden arındırılıp doğruların güçlendirilmesini gerektirir. Bu nedenle tarihsel mirasımızı iyileştiren analizden geçirip güçlü sonuçlar çıkararak doğru bir sosyalist gerçekleşmenin yollarını bulmamız gerekiyor. Sosyalist mücadele tarihi eksiklikleri bizim özeleştirimizdir ve biz eksikliklerimizle, yanlışlıklarımızla yüzleşmekten kaçınmayacağız, kaçma lüksümüz yok” diye de ekliyor.
Tarihin ilk çelişki ve çatışmasının sınıf savaşımı olmadığını, devlet ve komün arasındaki savaşım olduğu tespiti en çok tartışılan tespitlerden birisi oldu. Olmaya da devam edecek gibi görünüyor. İnsanlığın ilk ve en büyük sorunu, kadının köleleştirilmesiyle başlayan ve kadının emeğini, bedenini sömüren, sürekli bir şiddet, eşitsizlik, hiyerarşi ve tahakkümü süreklileştiren bu sistem, günümüzde insanlığın özgürlüğü önündeki en temel engel olarak durmaktadır. Sayın Öcalan’ın “Anacıl toplumun kastik katil yarılması uygarlığın temelidir. Son aşaması kapitalizmdir. Sürdürülen kavganın çok önceden başladığı, olgunlaştığı ve sanayi proleterin belki bu sürecin son muğlak ifadesi olduğunu belirtmek tarihsel materyalizme daha uygun bir anlatım olsa gerek. Özellikle Tunç Çağı’nı ifade eden aristoratik sınıflaşmayla kökeni uygarlığa kadar giden burjuvalaşmayı sınıf kategorisi saymak kısmen doğru olsa bile toplumsal kültürün tümünü hem tarihen hem bütünlük olarak ifade etmediği açıktır” belirlemesi tarihin ilk çelişkisinin kadın erkek arasındaki çelişki olduğu ve diğer tüm çelişki ve çatışmaların kaynağını bu ilk çelişkiden aldığı gerçeğini çok iyi ifade etmektedir. Bu tespit doğal olarak çözümün de kadın özgürlüğünden geçtiğinin altını çizmektedir. Sayın Öcalan’ın deyimiyle, “Kadın özgürlüğünü merkeze almayan hiçbir toplumsal özgürlük hamlesi gerçek bir devrim olamaz.”
Bitirirken; kadınlar olarak Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın yaşamsallaşması ve kadın özgürlüğü için mücadeleyi her alanda yükseltiyoruz. Her yıl olduğu gibi bu yıl da 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle alanlarda olacak, barışın ve özgürlüğün sesini yükselteceğiz.









