Yaşamı savunmak, yalnızca çevrecilik değil, adalet meselesidir. Çünkü çevre tahribatı en çok yoksulları, kırılgan toplulukları ve gelecek kuşakları etkiler
Hüseyin Çıplak
İnsanlık tarihi boyunca medeniyetler su kenarlarında kuruldu, verimli topraklarda büyüdü, temiz havayla soluk aldı. Çünkü yaşam gökdelenlerin, yolların, sınırların değil, hava, su ve toprağın ortak dengesinin eseridir. Bu üçlü yalnızca doğal varlıklar değil, yeryüzündeki hayatın birbirine tutunmuş halkalarıdır. Birinin zedelenmesi, zincirin tamamını sarsar
Hava: Nefesin ötesi
Hava görünmezdir ama yokluğu anında hissedilir. Her nefes, doğayla kurduğumuz en saf bağdır. Akciğerlerimize dolan hava, ormanların, denizlerin, dağların bize gönderdiği görünmez bir armağandır.
Fakat bugün sanayi dumanı, fosil yakıtlar, kontrolsüz kentleşme ve maden faaliyetleri bu armağanı zehirliyor. Hava kirliliği yalnızca astım ya da solunum yolu hastalıkları demek değildir. Aynı zamanda iklim krizinin hızlanması, kuraklığın artması, göçlerin çoğalması demektir.
Kirlenen hava çocukların oyununu, yaşlıların sağlığını, çiftçinin mahsulünü etkiler. Gökyüzü griye döndüğünde sadece renk değil, umut da solar. Oysa temiz hava bir lüks değil, temel bir yaşam hakkıdır.
Su: Hayatın hafızası
Su, yaşamın başladığı yerdir. Bir damla suyun içinde milyarlarca yıllık bir tarih saklıdır. Nehirler yalnızca akmaz, kültür taşır, medeniyet büyütür, toprağı besler.
Ancak bugün dereler HES’lerle kesiliyor, göller kuruyor, yeraltı suları bilinçsiz kullanım ve kirlenme nedeniyle azalıyor. Kimyasal atıklar, tarımsal zehirler, maden atıkları su kaynaklarını tehdit ediyor.
Su krizi artık uzak bir gelecek değil, kapımızdaki gerçektir. Kuruyan her pınar, susuz kalan her toprak parçası, göç etmek zorunda kalan her aile bu gerçeğin tanığıdır. Unutulmamalıdır. Su ticarileştirilemez bir meta değil, kamusal bir haktır. Suyun adil, temiz ve sürdürülebilir yönetimi, toplum sağlığının ve gıda güvenliğinin temelidir.
Toprak: Sessiz ana
Toprak yalnızca bastığımız yer değildir. O, üretimin kaynağı, biyolojik çeşitliliğin yuvası, geçmiş ile gelecek arasındaki bağdır. Bir avuç sağlıklı toprakta milyonlarca canlı yaşar.
Fakat yanlış tarım politikaları, kimyasal gübre ve pestisit kullanımı, madencilik faaliyetleri, taş ocakları ve betonlaşma toprağı yorgun ve zehirli hale getiriyor.
Toprağın kaybı yalnızca tarımsal üretimin azalması değildir. Kültürel hafızanın, köy yaşamının, yerel ekonomilerin zayıflamasıdır. Toprağı kaybeden toplum, köklerini kaybeder.
Verimli tarım alanlarının korunması, meraların ve ormanların savunulması, ekolojik üretim yöntemlerinin desteklenmesi yaşamsal bir zorunluluktur.
Hava, su ve toprak birbirinden ayrı düşünülemez. Havadaki kirletici suya düşer, sudaki zehir toprağa karışır, topraktaki tahribat havayı etkiler. Bu döngü, doğanın bütüncül yapısını gösterir.
İnsan da bu döngünün dışındaki bir varlık değildir. Doğaya hükmeden değil, onun parçası olan bir canlıdır.
Yaşamı savunmak, yalnızca çevrecilik değil, adalet meselesidir. Çünkü çevre tahribatı en çok yoksulları, kırılgan toplulukları ve gelecek kuşakları etkiler.
Ekolojik mücadele; aynı zamanda sosyal bir mücadeledir. Temiz hava solumak, sağlıklı suya erişmek, zehirsiz gıdaya ulaşmak temel insan haklarıdır.
Gelecek için sorumluluk
Bugün alınan her karar yarının nefesini, suyunu ve toprağını belirliyor. Sürdürülebilir enerji politikaları, doğa dostu üretim modelleri, yerel yönetimlerin şeffaf çevre uygulamaları ve toplumun bilinçli katılımı olmadan bu denge korunamaz.
Birey olarak tüketim alışkanlıklarımızı gözden geçirmek, yerel üretimi desteklemek, suyu tasarruflu kullanmak, doğa talanına karşı ses yükseltmek küçük ama etkili adımlardır.
Toplumsal olarak ise bilimsel veriye dayalı, kamu yararını önceleyen politikalar talep etmek zorundayız.
Yaşamdan yana:
Hava bir nefes değil yalnızca, geleceğin güvencesidir.
Su bir akış değil yalnızca; hayatın sürekliliğidir.
Toprak bir zemin değil yalnızca; varoluşun köküdür.
Ve yaşam:
Hepsinin bir arada, dengede, adil biçimde var olmasıdır.
Eğer hava kirlenirse, su kirlenir.
Su kirlenirse, toprak ölür.
Toprak ölürse, yaşam susar.
Bu yüzden mesele sadece doğayı korumak değil, kendimizi, çocuklarımızı ve yarını korumaktır.
Hava için.
Su için.
Toprak için.
Yaşam için.
*Malatya Çevre Platformu Yürütme Kurulu Üyesi









