• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
20 Mart 2026 Cuma
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Gündem Güncel

Bir gazetecinin gözünden 90’lı yılların Newrozları

20 Mart 2026 Cuma - 00:00
Kategori: Güncel, Manşet, Söyleşi

Deneyimli gazeteci Faruk Balıkçı ile 90’lı yılların Newrozlarını konuştuk:

  • İlk müdahale Nusaybin’de oldu ve onlarca insan hayatını kaybetti. Hatta o dönemde hatırlıyorum: Bir kısmı oradan geçen bir su vardı, çay vardı. O köprü var, sonradan adını da değiştirdiler. Köprünün üzerinden insanların vurularak o suya düştüğüne de tanık oldum
  • Tabii ki 90’lı yıllardaki mesaj, savaşın yoğun olduğu bir dönemdi. Çatışmaların yoğun olduğu bir dönemdi. O dönemdeki mesaj daha çok Kürt halkının varlığı ve direnişi mesajıydı. Daha çok direnişe yönelik mesajlar veriliyordu. Ya var olacağız, ya da yok olacağız, diyorlardı

Reyhan Hacıoğlu

Köy yakmalar, asit kuyuları, katliamlar, gözaltılar, işkenceler ve tutuklamalar… Kürdistan’da 90’lı yıllar demek Olağanüstü Hâl’in (OHAL) gölgesinde her an başınıza ne geleceğini bilememek demekti. Ancak o yıllar bütün bu inkâr ve imha politikalarına karşı Kürt halkının direniş tarihiydi de. Halk saldırılara rağmen alanlardan ayrılmıyor, devletin inkâr politikalarına karşı var olma mücadelesi veriyordu. Ve böylece 90’lı yıllar, tarihe imha-inkâr saldırıları ve serhildan yılları olarak yazıldı.

Kuşkusuz Newrozlar da bu serhildanlara sahne oldu. Cizîr ve Nisêbîn’deki Newroz kutlamalarına on binler katıldı ve kutlamalar katliamlara rağmen her yıl daha yoğun katılımla devam etti.

O tarihlerde Kürdistan’da Hürriyet gazetesi muhabiri olarak çalışan, 1992 yılının Cizre Newrozu’nu takip eden deneyimli gazeteci Faruk Balıkçı ile 90’lı yılların ruhunu ve tanıklığını konuştuk.

  • 90’lı yıllarda nasıl bir atmosfer vardı Kürdistan’da ve o günlerde Newroz alanlarında neler yaşanıyordu?

Özellikle 90’lı yıllarda Newoz’un çok daha yoğun olarak kutlandığı yerler Botan bölgesiydi. Cizre, Nusaybin, İdil… Bu bölgelerde çok daha yoğundu kutlamalar.  Tabii 90’lı yıllar aynı zamanda JİTEM’in örgütlendiği, kontrgerillanın örgütlendiği yıllardı. Faili meçhul cinayetlerin olduğu yıllardı.

İlk kitlesel olan Newrozlar ise 91 ve 92 yıllarında, Cizre ve Nusaybin’de oldu. İnsanlar o gün bir bayram havasındaydı. İnsanların kendi yöresel kıyafetlerini giyerek alanlara çıktığı yerlerdi, ama çıktıklarında devletin müdahalesi oldu.

Cizîr Newrozu

İlk müdahale Nusaybin’de oldu ve onlarca insan hayatını kaybetti. Hatta o dönemde hatırlıyorum: Bir kısmı oradan geçen bir su vardı, çay vardı. O köprü var, sonradan adını da değiştirdiler. Köprünün üzerinden insanların vurularak o suya düştüğüne de tanık oldum. Ben de ordaydım ve aklımda kalan en net görüntülerden biri 8-10 yaşlarındaki bir çocuğu polisin şakaklarından tutup havaya kaldırıp atması oldu.

O dönemde yüzlerce kişi hem hayatını kaybediyordu hem de gözaltına alınanlar oluyordu. Ama bu olmasına rağmen bir sonraki yıl yine Newroz’a geliyordu.

Cizre’de o dönemde Kontrol Genel Merkezi olan JİTEM’in merkezi vardı. JİTEM’in başındaki Cem Ersever, onun olduğu bir dönemdi. Tüm bunlara rağmen insanlar Newroz’da hayatlarını kaybetmesine rağmen yine de bayramlarını kutlamaktan vazgeçmiyorlardı. Belki de ölebileceğini bilmesine rağmen o alanlara geliyorlardı…

Aslında bir anlamda bugün Kürtleri belki de buraya getiren o 90’lı yıllardaki Newroz ruhuydu.  O günlerde belki insanlar daha pasif olmuş olsaydı, o ölümlere rağmen kendi bayramlarını kutlamaktan vazgeçmiş olsalardı belki bugünlere gelinemeyebilirdi.

Yani devlet Newroz’da teslim almak istiyordu, ama halk teslim olmuyordu.

  • Peki, neydi halkı ölüme rağmen o alanda o noktaya getiren?

Halkı o noktaya götüren elbette ki ülkede bir Kürt sorunu vardı. Ve yine “Bu benim bayramımdır, Kürtlerin bayramıdır. Ben bunu kutlayacağım,” demesiydi, çünkü kutlamaması, teslim olması demekti. O yüzden Kürtler teslimiyeti kabul etmedi. Teslimiyetin yerine direnişi seçtiler.

Belki bir direniş de değil, en doğal hakları olan bayramlarını kutlamaktı amaçları. Böyle bakıyorum.

  • Devletin bu ‘bayrama’ bu kadar saldırılmasının amacı neydi?

Devletin yönelmesinin sebebi Kürtlere yönelik bir durumdu. Yani “Ben buradaki, Botan alanındaki bu Newroz ruhunu yok edersem, ben bu Newroz ruhunu öldürürsem genele yayılmaz. Bunu halledersem genel de biter” anlayışı hâkimdi.

İşte o yüzden Botan alanındaki Newrozlar her yıl ölümlere rağmen Kürtleri bir direnişe götürdü, teslimiyete değil. O yüzden 1990’lı yılların tarihinde bence Newrozlar çok önemli…

  • Gelelim ‘Kanlı Newroz’ tanıklığınıza… O gün neler yaşandı, ne oldu Cizre’de?

Her yıl Newroz geldiği zaman özellikle Türkiye’nin çeşitli kentlerinden, özellikle İstanbul’dan, Ankara’dan hatta Avrupa’dan tüm gazeteciler Newroz’a gelirdi. O zaman tercih edilen yerlerin başında Cizre gelirdi. Düşünün o dönemde başka kent değil, bir İstanbul, bir Amed değil, akla Cizre gelirdi.

Çünkü Cizre’de o dönemde diğer kentlere göre daha coşkulu bir kutlama yapılıyordu. Ve her yıl devlet orada Newroz’a müdahale etmişti. Yani silahıyla, tankıyla müdahale etmişti.

O gün de insanlar en güzel elbiselerini giyerek bayram havasında Newroz alanına toplanmaya başladılar. Bir grup Kurtuluş Mahallesi denilen yerin arka tarafından, dağlardan akın akın geliyordu. Bu kalabalığı devlet görünce Kurtuluş Mahallesi’nden gelen yerin önüne zırhlı araçlar koydu. O grupla merkezdeki grubun birleşmesini istemedi.

Özel timler önce havaya ateş açtı ve o grubu orada durdurmaya çalıştı. Ondan sonra grup yürümeye çalışınca alabildiğince saldırmaya başladılar insanlara. Yakaladıklarını tutup panzerin içine atıyorlardı. Ki görüntüleri de var.

Hatta buna karşılık bir grup da tekrar bir yerden yürüyüp buna müdahale etmeye çalıştı ve bir anda ortalık cehenneme döndü. O anda birçok insan orada hayatını kaybetti. Ama buna rağmen yine de kutlamaktan vazgeçmedi oradaki halk. Yani direnç gösterdiler.

Her yerden silah sesleri geliyordu. Sonra karanlık çöktü. Biz oteldeydik. 40’a yakın gazeteci. Cizre’nin bir mahallesinden silah sesleri geliyordu. Bir silah, bir feryat sesi geldi. Herhalde bir çocuğun bağırış sesiydi.

Biz 9-10 gazeteci o sesin olduğu yere gitmek istedik. Gazeteci olarak o ses bizi çekti. Ama sokakta hiç kimseler yoktu. Köşe başlarında zırhlı araçlar vardı. Biz o sesin olduğu yöne, mahalleye giderken birdenbire üzerimize ateş açıldı. Yere yattık, sonra bir eve sığındık.

Hatta eve sığındıktan sonra gazeteci arkadaşlar, İstanbul’dan gelenler; “Beyaz bayrak yapıp çıkalım” dedi. Üç kişi beyaz bayrak yaptık. Biri benim elimdeydi,  biri Alman gazetecinin elinde, biri de o dönemin Sabah muhabiri İzzet’in (Kezer) elindeydi.

Cizîr Merkez, Dörtyol Kavşağı

Tam biz oradan çıktığımız anda birden üzerimize yağmur gibi kurşun yağmaya başladı. Hepimiz kendimizi yere attık. Şöyle bir tarafta bir metrelik duvar vardı. Kendimizi duvarın dibinde yere attık. Kurşunlar tugayın olduğu yerden atılıyordu. Kafamızın bir karış üzerine mermiler geçiyordu. Şöyle bir demir kapının altına yattık.

O sırada geri döndüğümüzde baktık, bir arkadaşımız vurulmuş. Sırt üstü uzanıyor. Elinde beyaz bayrak, göğsünde makinesi, kafası kanıyor orda. Ev sahibine bağırıyorduk. Biz kapı altından bakınca, hatta bazı gazeteci arkadaşlar kapının altında küçük bir aralık vardı, can havliyle, fizik kurallarına aykırı ama kafasını oradan sokup geçmeye çalışıyordu. Kapının altından baktığımızda bir genç kız geldi, önce tereddüt etti.

Bağırdık “gazeteciyiz” diye, sonra kapı açıldı. Kapıyı açtı, hepimiz yuvarlanarak içeri geçtik. İçeri geçtik ama bir arkadaşımız sokakta yatıyordu. Yani ne olduğunu bilmiyoruz.

O sırada ben ve 3 gazeteci arkadaş yerde yatan arkadaşın yanına gitmek için kapıyı açıp adımımızı attığımız anda tekrar üzerimize kurşun yağdı. Kapıyı kapatıp içeri geçmekten başka çare kalmadı.

Tabii o hayatını kaybetmişti orada… Hatta yine aynı Newroz’da bir gazeteci arkadaşımız çatıdan, yüksek yerden fotoğraf çekmek isterken onu da parmağından vurdular. Herhangi bir gazeteci fark etmiyordu, halka, hepimize saldırıyorlardı.

İzzet’in ölümünden sonra savcı gelip ifademizi aldı. Hatta ben savcıya kurşunların nereden geldiğini, tugay tarafından geldiğini önceden de bir arkadaşımıza askeri birlik tarafından ateş açıldığını anlattım, ama şunu da dedim, ben bundan bir sonuç çıkacağına da inanmıyorum. Çünkü o günkü koşullar belliydi. Ve sonuçta dosya rafa kaldırıldı. Gerekçesi de mermi çekirdeğinin bulunamaması…

  • Elinizde beyaz bayrak vardı, kameralarınız keza ama hedef alındınız. Gazeteciler hala hedef alınıyor ama o döneme baktığınızda, niye saldırıyorlardı gazetecilere?

Onun gerçekliği şu: Fotoğraf bir tarihtir, bir belgedir, geleceğe bir mirastır. Devletin orada bu baskısını, oradaki o Newroz ortamını, yaşananları miras bırakmak bir tarihti ve işte bunu engellemeye çalıştılar.

Solda katledilen İzzet Kezer, en sağda Faruk Balıkçı

Herhangi bir gazetecinin orada yaşanan devletin baskısını bir görüntü ile bir fotoğraf ile tarihe not düşmesini engellemeye çalıştılar aslında. Geçmişten geleceğe bir tarih bırakmak istemediler…

  • Newroz alanları hep mesajların verildiği alanlar olmuştur. Siz burada gazetecilik yapan biri olarak o yıllardaki Newrozların mesajı neydi?

Tabii ki 90’lı yıllardaki mesaj, savaşın yoğun olduğu bir dönemdi. Çatışmaların yoğun olduğu bir dönemdi. O dönemdeki mesaj daha çok Kürt halkının varlığı ve direnişi mesajıydı. Daha çok direnişe yönelik mesajlar veriliyordu. Ya var olacağız, ya da yok olacağız, diyorlardı.

Ama tabii 2000’li yıllardan sonra daha çok barış ve diyaloğun başladığı süreçlerde daha farklı mesajlar verilmeye başlandı. 2000’li yıllardan sonra Newroz daha çok Amed’de yoğun olarak kutlanmaya başladı. Artık dünyanın gözü, Batı’nın gözü buralarda olmaya başladı. Sayısal olarak katılım arttı.

Yasaklar kalktıkça sayı da arttı yıllara göre. Ben Amed Newroz’unda, örneğin Sezen Aksu’yu hatırlıyorum. Acayip bir sağanak yağışı vardı. Her yer çamur olmuştu ama o yağmura rağmen tek bir insan o alanı terk etmedi. Hatta Sezen Aksu mikrofonu eline aldı. Kekelemeye başladı, konuşamadı. Bir daha denedi, bir daha konuşamadı. Üçüncü kez zorla konuşmaya başladı. Korkunç etkilenmişti. O halkın o kalabalığından, o yağmura rağmen insanların o alanları terk etmemesi onu çok etkilemişti. Böyle yıllardı işte o zamanlar…

  • Bir gazeteci olarak yıllarca yaşananlara tanıklık ettiniz ağır hak ihlallerinin yaşandığı bir coğrafyada. Aklınızda kalan ya da meslektaşlarınız açısından bu coğrafyanın yeterli görünür kılındığını düşünüyor musunuz?

90’lı yıllarda, hatta günümüzde de bölgede ağır insan hakları ihlalleri yaşandı, yaşanıyor. O dönemde köyler boşaltıyordu, failin meçhul cinayetler işleniyordu. Devlet her istediğini yapıyordu. Ve bunun hiçbir şekilde hesabı da sorulmuyordu. Cezasızlık vardı. Günümüze kadar da devam ediyor. Gazeteciliği aynı zamanda bir vicdan olarak görüyorum.

Yani bir insanın iyi vicdanı varsa, her ne pahasına olursa olsun her şeye rağmen gördüğü o fotoğrafı, ağır nisan hakları ihlallerini ne pahasına olursa olsun yazabilmelidir. Bu her şeyden önce vicdani bir sorumluluktur.

Eğer ki gördüğüm bir görüntü varsa ve ben bunu yapıp yazamıyorsam o gece başımı yastığa rahatlıkla koyamam. Ben o yüzden buna hep böyle baktım.

Camiye mevzilenen askerler – Hezex (İdil)

Her gittiğim yerde benim her şeyden önce vicdanım ön plana çıktı. O anlamda unutamadığım bir tanıklığım şuydu: Güney’de Türk Özel Harekâtı’nın yaptığı bir operasyonda bir çoban ve iki kişi alınıp öldürülüyor.

Sonra Güney halkı buna karşı çıkıyor. Cenazelerini götürürken Duhok’ta bir yerde Kızılay aracıyla karşı karşıya geliyorlar. Ve siz bizim çocuklarımızı öldürdünüz, diyorlar. Birbirlerine giriyorlar. O Kızılay dediğimiz ama aslında MİT olan kişilerle.

Orada o köylülerden 3-4 kişi öldürülüyor yine. Onlardan da 3 kişi ölüyor. Biz bunu MİT diye verdik tabii. Ama o dönemde devlet bunlara Kızılay, dedi. Ama sonuçta gelen cenazeleri MİT Başkanı karşıladı…

Yine mesela Şırnak tarandı 4-5 gün boyunca. Ben de Selim Sadak’ın aracına binerek şehre girdim. Şırnak’ta tabii gördüğümüz manzara çok korkunç.

Hastaneye gittiğimde yediden yetmişe insanların cenazeleri koridorlarda. Özellikle tugaya yakın olan evlerin delik deşik olduğunu gördüm, o dönemde hatta önce PKK denildi ama bunun PKK baskını olmadığı da ortaya çıktı. Bununla ilgili de herhangi bir soruşturma bile açılmadı.

  • Son olarak yıllardır Kürdistan’da gazetecilik yapan biri olarak mesleki anlamda bir hayaliniz var mı, çekmek ya da haberini yapmak istediğiniz?

Öncelikle dilerim bu süreç gerçekten karşılık bulur ve devlet artık adım atar, dileğim elbette bu, ama en büyük hayalim Abdullah Öcalan ile röportaj yapmak… Çünkü yıllardır bu meseleler ile ilgili haber yapmışız ama meselenin asıl sahibi ile görüşmemişiz…

 

 

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Antisiyonizm Yahudi düşmanlığı mı?

Sonraki Haber

Cengiz, İliç altın madenini açtırıyor

Sonraki Haber

Cengiz, İliç altın madenini açtırıyor

SON HABERLER

Önder Apo paradigmasıyla kendini inşa eden Newroz halkı…

Yazar: Yeni Yaşam
20 Mart 2026

Komün dersleriyle geri geliyor

Yazar: Yeni Yaşam
20 Mart 2026

PJAK, Hecî Ehmedî’yi andı

Yazar: Yeni Yaşam
20 Mart 2026

Sanayi koridorları barış için iktisadi entegrasyon penceresi açabilir mi?

Yazar: Yeni Yaşam
20 Mart 2026

Kürt halkının direniş geleneği ve 2026 Newrozu

Yazar: Yeni Yaşam
20 Mart 2026

Cengiz, İliç altın madenini açtırıyor

Yazar: Yeni Yaşam
20 Mart 2026

Bir gazetecinin gözünden 90’lı yılların Newrozları

Yazar: Yeni Yaşam
20 Mart 2026

Bir Kategori Seçin Lütfen…

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır