Nayê, 22 bölümden oluşan bir roman. Anlatıcı Haydar, genç bir siyasi tutuklu/hükümlü. İşkencecilerden her yeni gelen ona, ‘adın ne?’ diye sorar. O da ‘Haydar’ diye karşılık verir. İkinci bölümden itibaren anlatıcı genç Haydar hücresinde adını aldığı kişinin hikâyesini hayal eder, yazması için kâğıt, kalem verilmediğinden…
Tacim Çiçek
Nayê, bir ilk roman. (2. Basım, Mayıs 2025, Evincan Yayınları, Ankara) Yazarı Tolga Arı, farklı bir cezaevinde (Edirne) olsa da, bir siyasi hükümlü ve yazar Metin Turan ile Haydar Demir’in de arkadaşı. Toplamda 150 sayfa olan kitabında birkaç cümlelik de olsa bir özgeçmişi yok Tolga’nın. Ama 9 Ağustos 2025 tarihli mektubunda kendinden ve yapıp etmek istediklerinden söz etmiş. Onun ilk romanından söz etmeden önce, mektubundan kimi cümleleri aktararak yapıp etmek istediklerini, yazma ve okumayla olan ilişkisini özetlemek isterim.
O, diyor ki; ‘…uzun süre cezası olanlar her şeyi bir kenara bırakmış, dışarıdan gelecek iyi bir haberin peşine düşmüş durumda. Ben de aynı heyecanı taşıyorum tabii ki, ancak kafamı dağıtmak için, belki de alışkanlıkla okumaya ve yazmaya devam ediyorum. Dört duvarı yaşanır kılmaya çalışıyorum.’ Elbette ki böyle durumda olanların günlerini birbirinden farklı yapmaya çalışmaları, okuyup yazarak kendilerini sağaltmaları ve de rutinlerin dışında özgün çabalar, çalışmalar içinde olmaları hem doğal bir sonuç hem de gerekli diye düşünürüm. Metin Turan ile Haydar Demir’in de (Bafra Cezaevi) yazdıklarından anımsıyorum bu durumlarda kısıtlı iletişimden kaynaklı sağlıklı ve yeterli bilgi alışverişi olmadığını… Hâl böyle olunca, kimseye mihnet etmeden zorlu koşularda kendi göbeğini kendileri kesmek zorunda kalıyor yazma ile ilgilenenler.
40’ına merdiven dayamış Tolga Arı. Kimisine göre genç (örneğin annesi), aynı hücreyi paylaştığı gençlere göre de yaşlı olduğunu düşünüyor. İnsan ömrüne göre uzun, aldığı cezaya göre kısa bir süredir cezaevinde. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesinde gazetecilik okuyor. Mezuniyetine bir yıl var. İki yıllık Adalet Bölümü mezunu… Hukuk Fakültesine geçmekmiş düşüncesi… Fakat cezaevinden okuma yasaklanmış. 15 Temmuz sonrası cezaevi koşullarının altüst olduğundan yakınıyor o da. Ve daha önce, özgür bir insanken bilişim işi yapıyormuş. Çeşitli sektörlerde bilişim sorumlusu olarak çalışmış. Asıl sevdası, tutkusu, yani vazgeçilmezi müzikmiş. İyi bir müzisyenmiş. Vokal yapmazmış, sadece gitar çalarmış…
Yazmaksa onun için çok uzak bir sevdaymış, belki de gördüğü, bildiği ama ulaşamadığı yıldızlar kadar uzak… Bir parkta çimene oturduğu zaman, çıkarırmış çantasında taşıdığı defterlerden birini ve yazmayı denermiş. Dediğine göre, romantizmin o anki etkisinden dolayı birkaç güzel cümle yazarmış. Sonrasında da elini gizil bir güç engellemiş gibi kalakalırmış. O hâllerini anımsadıkça mahcubiyet duyarmış Tolga. Ayıt etmeksizin popüler, klasik, modern, eline hangi kitap geçmişse okumuş. Cezaevine girdiğinde, bu böyle olmaz deyip bir okuma planı yapmış. Pandemi döneminde okumak yetmemiş ona, bu yüzünden yazma isteği çıkmış ortaya. Aslında bu bir tür taşma hâlidir. Uzun ve sistematik bir okumanın sonucunda ister istemez içimizde birikenleri yazarak boşaltmak ve de görünür yapmak isteriz.
Tolga Arı, önceleri kısa öyküler yazmış. Yazma konusunda ilerledikçe, ilk yazdıklarını ‘kötü’ görmeye başlamış. Özgüveni olmadığından da kimseye okutmamış yazdıklarını. Fakat okudukça da yazarak anlatma isteği artmış… Bunu şöyle açıklıyor Tolga: ‘…çokça yazdım, çokça beğenmedim, yine yazdım, sürekli başka şeyler denedim. Artık buna gelişme mi, yoksa dönüşme mi demeli, bilemiyorum. Son yazdığım dosyam yayınevinde şu an. Aslında bu dosyayı da iki sene önce yazmıştım. Oturup gözden geçirdim. Elimden geldiğince toparladım, yine de yazmanın acemisi, öğrencisiyim. Sağ olsun Haydar Demir ve Metin Turan epeyce emek verdi benden sonra. Mesafeler uzak olsa da bir biçimde aşıyoruz… Nayê’ye gelince… Başlarda kırk sayfalık bir çalışmaydı. Yayımlanması istenilince onca zamandan sonra elime alıp okudum. Olmamış dedim. Defalarca değiştirerek yeniden yazdım. Dediğim gibi işin acemisi olduğumdan yazdığım gibi kaldı…’
Nayê, 22 bölümden oluşan bir roman. Anlatıcı Haydar, genç bir siyasi tutuklu/hükümlü. İşkencecilerden her yeni gelen ona, ‘adın ne?’ diye sorar. O da ‘Haydar’ diye karşılık verir. İkinci bölümden itibaren anlatıcı genç Haydar hücresinde adını aldığı kişinin hikâyesini hayal eder, yazması için kâğıt, kalem verilmediğinden… Onun hayal ettiğini biz(okur) kelimelerden oluşmuş uzun metrajlı bir film gibi izleriz. (pardon, okuruz) 14. sayfadaki ‘yüzünün sol yanı yanıktır anneannemin,’ cümlesinden anlarız ki ikinci bölümden itibaren anlattığı Nayê, anlatıcı Haydar’ın ninesidir ve kaçak Haydar’dan sonraki ikinci ana karakterdir. Annesi, komşuları, köyün ileri gelenleri de var yan karakter olarak ama anlatı; eski zamanın ilericisi kaçak Haydar ile Nayê’in hem kişisel, hem de ortak hayat hikâyeleri üzerinden ilerler. Anlatıdaki sahicilik duygusu, yazarın ustaca kurgusundan çok bir yaşanmışlıktan kotarmış olmasındandır. Fakat şunu da belirtmeliyim ki, ‘iyi bir hikâye kötü bir anlatıma heba edilmiş,’ olması, yazardan çok basım öncesi iyi bir editörlük çalışması yapılamamasının sonucudur diyebilirim. İlk başlarda, Nayê’nin kişisel hayat hikâyesinde önemli yan kişilerden olan doktor ile karısının adlarından hiç söz edilmeyip 13. bölümde Doktor Veli ve karısı Funda denilmesi gibi pek çok maddi, teknik, dilsel, yazımsal, anlamsal hata basımdan önce düzeltilebilirdi. Editör bu gibi hatalar, yanlışlar ve eksik bilgiler için var.
Anlatıcı genç Haydar’ın adını aldığı kaçak Haydar, ‘Avrupa’da gelişen olaylar üzerine yaptıkları sohbetlerin etkisi vardı. Almanya ve çevresinde gelişen milliyetçilik hemen hemen dünyanın her yanına sirayet ediyordu,’(sf.105) cümlesinden de anlaşılacağı ve Pir’inin Erzincan yolunda adamlarıyla tutuklanmış olması yüzünden, Dersim İsyanı sonrasında barış görüşmeleri için Erzincan’a çağırılıp yolda 72 adamıyla yakalanan ve 15 Kasım 1937’de de Elazığ’da asılan Seyit Rıza’nın yoldaşlarındandır. Anlatılan ilginç hikâye de bu mekânlarda, kırsallarında, köylerinde, dağlarında ve kasabalarında geçer.
Tolga Arı, bir yaşanmışlıktan kotardığı bu ilk romanın acemiliklerini ve eksiklerini saymazsak iyi bir anlatıcı olduğunu kanıtlamış. Hatalarına, eksiklerine aldırmadan anlatılanlara odaklanacak olan her okur, Nayê ile kaçak Haydar’ın ve bu ikisinin ilişkili olduğu insanların hem kişisel hem de ortak hayat hikâyelerinden etkilenecek. Ben, yazarın ikinci kitabını merakla bekliyorum.