Önümde yeni okumaya başladığım bir kitap, aklımda geçen hafta siyasi tutuklamalara eklenen arkadaşlarımız. Hafta boyunca yaşamımızı belirleyen nice yoğun siyasi gelişmelerin içinden, varsayımlardan sıyrılmaya çalışıyorum. Yeni atanan bakanların bugüne değin yaptıkları ve kimliği, ardı ardına yapılan, toptan yaşam alanlarına el konuşu belgeleyen izinler, ihale kararları, sıradanlaştırılmaya çalışılan iş cinayetleri, şiddetin, kadınların katledilmesinin toplumsallaştırılması, güncel olaylara eklenmesi. Semt pazarlarında tezgahta kalanları, fırınlarda askıda bırakılanları bekleyenler tüm gerçekliği ile açığa çıkan yoksulluk, siyasi iktidarın sayılarla oynayarak sürdürdüğü, örtmeye çalıştığı işçilerin güvencesiz koşullarda yaşamı, iş cinayetlerine mahkum oluşlar. En yakını diye bildiği erkelerin öldürmeleri ile katledilen kadınlar. Halklara yüklenen borçlar, duraksamadan sürdürülen tahakküm, yerinden etme, razı oluşa sürüklemeler. Özgürlükten koparma, din ve siyaset baskısının bir Ramazan genelgesi ya da zorunlu din eğitimi ile fen bilimlerinin yavaş yavaş yok edilmeye çalışılması, çocuklara, eğitim sistemine bu stratejilerin şırınga edilişi. Üniversitelerin öğrenci ve akademisyenlerden arındırılmaya çalışılması için yürütülen kayyım, güvenlik güçleri hegemonyası, AKP başkanı ve ekibi ile sürdürülen algı seremonileri. O kitap orada diğerleri ile yan yana dururken hızla sıraladığım bu olaylar öyle yılların yaşamışlıkları değil her haftanın olağanları olarak akıyor hayatımıza.
Dayanışma ile edindiğim o kitap mı beni sıyırıyor bugünden, ben mi dayanışmanın gücüne sarılıyorum çok emin değilim. Yaşadığımız topraklarda siyasi süreç, geçmişten, bugüne bizleri yaşadığımız her anda sürüklerken, dahası geleceği belirlerken suyun akışına bırakıyorum bugün buluşmamızı.
Polen Ekoloji Kitaplığından okunası, okunmasına salık verilmesi gereken bir kitap tüm sessiz duruşu ile ekoloji yolculuğuna, yaptığımız ekoloji politik tartışmalara, kalemin ustası ve kitaba emek verenlerle buluştuğumuz ekoloji mücadelelerine sürüklüyor ona ulaşanları.
Tıpkı dayanışma gruplarında bir anda önümüze düşen, siyasette, ekoloji politik mücadelelerde yan yana olduğumuz arkadaşların ismini gözaltı listelerinde okuduğumuzda yaşadıklarımıza gidiş gibi.
5 Şubat günü kırk yedi arkadaşımız birden tutuklandı. Yıllardır mücadele alanlarında buluştuğumuz Kanber Saygılı gibi emek mücadelesi veren arkadaşlarımız da vardı listede Pınar Gayıp gibi basın emekçileri de, Hacer Elçin gibi ekoloji mücadelesini birlikte yürüttüğümüz yoldaşlarımız da vardı Murat Çepni gibi HDP/DEM partide ekoloji komisyonunda birlikte siyaset yaptığımız arkadaşlarımız da. Nadiye Gürbüz gibi HDP’nin kadın meclislerinde toplumsal cinsiyet eşitliği için birlikte politika ürettiğimiz arkadaşlarımız da vardı o listede; Cemre Nayir gibi kent ve ekoloji politikalarını tartıştığımız arkadaşlarımız da. Tutuklanan tüm arkadaşlarımız her biri yaşama politik olarak emek verenler. 2020’li yıllarda politik mücadelenin içinde olanlara emekçilerine, akademisyenlere, siyasetçilere, gazetecilere, ekoloji örgütlerine yoğunlaşarak yöneltilen baskı o güne ait bir hıncın sonucu değil, Egemen gücün operasyonlarla sürdürdüğü müdahalelerden sadece biri. Bu müdahaleler ile yaşam alanlarında yapmak istedikleri sömürü sistemini engeller olmaksızın yapabileceklerini sanıyorlar. Böylece yaşamı, yaşam alanlarını sermayeye ve siyasi iktidara karşı savunanları yıldırmayı, sindirmeyi düşünüyor olmalılar. Böylece diledikleri yaşam alanını yeni sermaye birikim alanına daha kolaylıkla dönüştürebilecekler, kendi iktidarlarını da kapitalizmi de yeniden üretmiş olacaklar. Hedeflerine ulaşmada işlerine engel olan ekoloji, emek örgütlerine, basın emekçilerine, işçilere, yaşam alanlarını koruyanlara, kadın politikacılara, gençlere karşı daha da hırslılar. Tutukladıklarını diledikleri kadar rehin tutabiliyorlar. Adaleti, hukuk düzenini yok ettikleri, evrensel hukuk ilkelerini hiçe saydıkları için de bu düşüncelerini diledikleri zaman dilediklerine uygulayabiliyorlar.
Kütüphanemin yeni konuğu sessiz duruşu ile bugünün siyasetini de bugüne değin süren ekoloji politikalarına da böyle tanıklık ediyor, okumakta olduğum diğer kitapların arasında.
Tabiata Tahakküm ve Direniş; Cemil Aksu’nun biriktirdikleri ve politik analizleri ile dayanışan, özgürlük mücadelesinde ekoloji politik yolculuğu önemseyen tüm arkadaşlarda, edinmediyseniz ve henüz okumadıysanız size kadar ulaşıyor politik değerlendirmeleri. Cemil Aksu; yaşamı, doğal varlıkları, doğal alanları özgürleştirmenin, kapitalizme karşı yaşamı, doğayı, emeği savunmanın kararlılığında 2008’den beri politik mücadelede yan yana geldiğimiz bir yoldaşımız.
İlkel birikimin tarihselliğinde siyasetin şekillenişini, kapitalizmin kendini yeniden ürettiği her yapısal krizinden çıkış stratejilerine, bu siyasi salvoda ekoloji mücadelelerinde sosyalizmin, politik tutumun ince ayarlarına değinerek tarihe not olarak bırakıyor kitabını.
Kapitalizmin ekolojisi gibi, emekoloji gibi, “Milli iktisadın” ekolojisi gibi, kızıl’dan yeşil’e, yeşil’den kızıl’a gibi yeni kavramları ortaya atarak, tarihsel analiz yapıyor yeni tanımlamalarla. Tüm bu kavramları tartışmayı, eleştiri hakkımı saklı tutarak, siyasi tutsakların özgür kalacağı, Cemil’le yüz yüze buluşacağımız güne bırakıyorum, bunun en kısa zamanda olmasının heyecanıyla… Buluşmamızda ve sonrasında eminim bugüne değin rastlaştıklarımızı arttırarak, biriktirdiklerimizi daha da güçlendirmiş olacağız. Düşüncenin ve yaşamın özgür olduğu günleri örmenin kararlılığında yoldaşça selamlarımla…









