AKP tarafından TBMM’ne İklim değişikliğini önleyecekleri ve yaşanan teknolojik gelişmelerin ülkedeki ormanların korunmasına sunulacağı iddiası ile yeni bir torba teklif sunuldu. Teklifin hemen başında amaç son derece açık olarak belirtilmekte; karbon yutak ormanları “kurularak” özel sektörün kendini kâğıt üzerinde aklayacağı karbon sertifikalarının ülke “kaynaklarından” karşılanması.
Siyasi iktidar; kapitalizmin taşeronluğunu güçlendirecek stratejik hedeflerine ulaşmak için yaşam alanlarını şirketlerin sermayesine sunuyor, bu amaçla yaptığı ‘yasallaştırma’ hamlelerini sürdürüyor.
Sunduğu torba teklifte orman ekosistemlerinin sınırındaki taşınmazlara, milli parklardaki tescilli yapılara, geçimlik tarım ürünlerine ve veteriner hekimleri meslek odasının özlük haklarına müdahaleyi bir torba teklif ile meşrulaştırmaya çabalıyor.
Karbon sertifikası dağıtımı için orman sınırındaki taşınmaz alanları kaynak olarak kabul ederek şahıs arazilerini gasp etmeye hazırlanıyor. Orman ekosistemlerini korunması gereken, yaşam için gerekli ekolojik sistemler olarak değil sermaye birikimine’ madenlere’ enerji şirketlerine, inşaat şirketlerine açılacak sermaye alanları olarak gören ve açan siyasi irade özel sektörleri sanal olarak aklamaya, gasp ettiği şahıs alanlarını ve çevre çeperindeki doğal alanları yeniden sermaye birikimine sokmaya hazırlanıyor. Amacına ulaşmak için oluşacak mülki, idari ve hukuki engelleri de etkisizleştirmeyi başarmış olacağını düşünüyor.
Göz diktiği doğal alanların çeperindeki alanlara da yayılarak el koyacağı, sermayeye sunulacak alanlar bakımından artabilecek belirsizliği de kapsayan bu teklif ile şimdilik şahıslara ait 80.000 tapulu şahıs arazisini karbon sertifika alanı olarak kullanmayı planlıyor. Bu taşınmaz arazilerin tapu iptalini ve tescilini sağlamaya çalışıyorlar. Özetle Orman sınırındaki yaşam alanları bir yandan özel sektörün güvencesi olarak karbon sertifikasına dönüştürülecek diğer yandan özel sektörler arasında pay edilecek. Böylece Türkiye’nin sera etkisi kâğıt üzerinde azalmış olacak. Bir yandan sermayeye açılacak yeni alanlar taşınmazlar gasp edilerek temin edilmiş olacak diğer yandan yaşam alanlarının sermaye birikimine açılması sürdürülmüş olacak.
4 Haziran 2025’de üç havza için yayımlanan kararnameyi sanırım hatırlarsınız. Coğrafi olarak ayrıştırılan her su havzasında yaşayanlara, geçimlik yaşama, sulara, suların akış alanlarına müdahalenin, su havzalarının kapitalizmin sermaye alanına dönüştürülmesinin, paylaştırılmasının meşrulaştırılmasının duyurusu yapılmıştı, Batı Akdeniz Havzası, Büyük Menderes Havzası, Kuzey Ege Havzası sektörel su strateji belgeleri ile. Yaşamı kontrol altına almaya çalışan bir kararname idi. Suyun; havzası ile birlikte egemen sistemin kontrol aracına dönüştürülmesi bu yönerge ile duyurulmuştu.
Görünen o ki COP31’e ev sahipliği yapamaya hazırlanan Türkiye siyasetinin hazırlıkları, uygulama başlarsa bizler de / bu ülkede ve çevre çeperinde yaşayan halklar, tüm ekosistemlerdeki yaşam ile birlikte bedelini yok oluşla ödeyeceğiz.
Torba teklifle birlikte el koyacakları şahıs arazilerinin sınırlarını giderek genişletecekleri, bu alanlarla beraber ormanlara el koymaları ve sermayenin paylaşımına açmaları kolaylaşacak.
Bu alanlar üzerindeki barınma, yaşam hakkı ortadan kaldırılmış olacak. El konulan alanlar sermaye birikimi için tanımlanacak. Böylece orman ekosistemleri kâğıt üzerinde arttırılarak sera etkisine neden olan üretimler kendilerini bu alanlar üzerinden aklamış olacak, yaydıkları sera emisyonlarının etkisinden sanal olarak kurtulmuş olacaklar.
AKP – MHP iktidarı uluslararası alanda söz verdiği karbon azaltım hedefine de yaklaşmış olacak. El konulan, orman alanı olarak tanımlanmış/ sınıflamış bu alanlar ile sınırlarındaki orman ekosistemlerine müdahale ve yeniden sermeye birikime açılması işlemi de kolaylaşmış olacak.
Bununla da kalınmayarak orman sınırındaki doğal alanlar 2B sınıfına alınarak özel sektörün kullanım alanına dönüştürülmek için yeniden tanımlanacak. El konulacak şahıs alanları ve 2B olarak tanımlanacak yeni orman ekosistemleri sermaye alanına dönüştürülmeye hazırlanmış olacak.
Özetle; tanımı değiştirilen doğal alanlar ve orman sınırındaki şahıs arazileri şirketlerin kullanımına çoklu amaçlarla ve ‘yasallaştırılarak’ sokulmaya çalışılmakta.
Aynı torba teklifte;
- Tütün ve mamülleri ile alkol ve alkollü içki piyasasına müdahale yapılıyor.
- Atatürk Orman Çiftliği arazisinde daha önce işgal edilip yapılaşmaya açılanlar gibi, koruma gerekçesi ile Çiftlik adına tescilli gayrimenkullere el konuyor.
- Çeltik üretiminde çiftçinin üretimine müdahaleye hazırlanılıyor.
- DSİ yasasında yapılması önerilen değişiklikler ile bütün DSİ’nin yaptığı yaptıracağı suyun ticarileştirilmesi politikalarını desteklemek için kamulaştırmasız el koymayı kolaylaştırmak/ şahıs ve kamu arazilerinin tescilini kolaylaştırmak için bütün mahkeme kararlarını ortadan kaldıracak düzenlemeler DSİ’ye tam yetki verilerek kanunda yapılan değişiklik önergesi ile sağlanmaya çalışılıyor.
- Tarım kooperatiflerine geçerek tarımı güçlendiren çiftçilerin köylerin bağlı bulundukları tarım kooperatiflerine ve benzeri dayanışma kooperatiflerine müdahale yapılması planlanıyor
- Demokratik kitle örgütü olan veteriner hekimleri hekimliği meslek örgütüne meslek odasının özerkliğine de 41 md de yapılacak değişiklik ile müdahale edilmeye çalışılıyor.
Ardı ardına kararnameler ve torba yasalar ile tekliflerle yapılmaya çalışılan oldukça açık. Sular, su havzaları, havzalardaki orman ekosistemleri, milli olan olmayan parklar, şahıs arazileri, tarım alanları topluca bir yandan enerji, maden, inşaat şirketlerinin sermayesine bütünleşik olarak sokulacak; diğer yandan geçimlik yaşam, barınma hakkı yok edilerek ülke kapitalizmin bölgesi olarak var olmaya devam edecek. Türkiye’ye ABD ve İsrail’in bir müdahalesini hala bekleyen var mı diğer ülkelere yapıldığı gibi. Türkiye emperyalizme de kapitalizme de rüştünü oldukça iyi ispatlamış durumda. İşini elinden geldiğince yaşamı yok ede ede sürdürmekte.
Ama unutulmasın. Bizler hala buradayız. Yaşamdan ve özgürlükten yana…









