Kürt Hareketi bu tarihsel momentte parlak liderliği, mücadelesi, taşıdığı değişim enerjisi ile büyük bir potansiyel taşıyor. Yaratılan değer ne Kürtlere, ne solculara ait, bütün insanlığın ortak değeri
Ayşegül Devecioğlu
Hiç tanımasam da dostum olarak gördüğüm, doğal olarak sevgi ve saygı duyduğum Çetin Arkaş’ın Diyarbakır Newrozu’nda halka hitap ederken sarf ettiği sözler (yarattığınız değerler üzerinden kişisel ikbal peşinden koşanlar sert kayaya çarpacak) yüksek ilgiye mazhar oldu. Sözlerin kendisi kadar, bu sözlere neredeyse bir kurtuluş, arınma işlevi yükleyen, temiz bir yeniden inşanın işareti olarak gören ve buna ihtiyaç olduğunu savunanların çokluğu ve sol cenahı da içeren çeşitliliği şu anda şimdilik ancak “önümüzdeki dönem” diye tarif edilebilecek muğlak, hareketli, karmaşık, sancılı bir form değişikliğinin de içinden ortaya çıkacağı zaman parçasına dair önemli bir soruna işaret ediyor.
İmralı Sekretaryası sıfatıyla anılan Çetin Arkaş, kurucu liderin, gerçek hareketin temsilcisi olduğu yaygın hissiyatını da arkasına alarak, kabaca özetlenirse, gençler ölürken, halk yoksulluk içinde acı çekerken sadece kişisel çıkarlarını düşünen bir insan grubuna ki bunların legal alanda çeşitli yetki ve temsil düzeyinde yer alanlar olduğunu düşünmek için çok neden var, uyarıda bulunuyor. Konuşmanın bu yıl özel bir önem atfedilen legal alanda yeniden inşa hedefinin de somutlaştığı Newroz’da yapılması ayrıca üstünde durulması gereken bir durum. Arkaş’ın sözlerinde iki ayrı kategorileştirme görüyoruz. Büyük fedakârlıklar yapmış her türlü kirlilikten uzak bir halk ve halkın değerleri üzerinden kişisel ikballer peşinde koşanlar.
İki kategoride sorunlu ve muğlak. Birincisi adeta bir ‘Tabula rasa’ bir beyaz sayfa el değmemiş masum bir halk tarifine dayandığı için. Oysa tarih boyunca, insanların göz kamaştırdığı hiç bir anda, böyle bir toplum, böyle bir halk, böyle insanlar var olmadı. Her şey kir pas içinde gerçekleşti en yüksek insani davranışlar dahil. ikincisinin ise kimi hedefe koyduğu muğlak, genel bir gözdağına dönüşme olasılığı yüksek ve yeniden inşanın heyecan verici vaadini yaralayan bir niteliğe sahip.
Noktayı şöyle koyayım erkenden, bunun arkasında siyasi bir akıl varsa ki olduğuna şüphe yok. Bu sözler politik olduğu her fırsatta dile getirilen bir halka yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biri. Bütün süper kahraman mitleriyle uyum gösteren kurtarıcı tipi ise politik olarak bir yere yerleştirilmeye çalışılsa, ancak sağa yerleştirilir. Siyaset sınıfını nefret objesi haline getirmek de sağ bir anlayıştır. Bu zihniyet dünyası içinde topluma biçilen rol sadece masumiyet değil aynı zamanda aptallıktır. Böyle bir halktan komünleri kuracak kadar özneleşmesi beklenmez. Bunun da ötesinde “suçluların” cezalandırılması ile arınma ve yeni başlangıç temasının da tarih de epey örneği var, hiçbiri de güzel değil.
Kırk yıl boyunca katliamların, yasakların, baskıların, silahlı hareketin yön verici olduğu kadar ezici varlığının belirlediği, bütün halk hareketleri gibi etik ve siyasi değerlerle kuşatılmaya çalışılsa da bunun sağından solundan kaçınılmaz olarak patlayan her türlü insani kirlilikten doğal ve kaçınılmaz olarak nasibini alan bunu önleyecek mekanizmaları iyi- kötü inşa etmeye çalışsa da bir çok nedenle bunun imkânsızlığı ile de yüzleşmiş bazı yanlarıyla dünyadaki diğer halk hareketleriyle benzerlikler taşıyan, bazı yanlarıyla özgün bir yekundan söz ediyoruz.
Kürt halkı diye tarif edilen hareketle birlikte bu yekunu oluşturan, politik düzeyini bir çok farklı durumda ortaya koymuş ama yine de farklı çıkarlara sahip, farklı sınıfsal ve toplumsal statülere ayrılmış bir toplum var. Her düzeyde çıkar çatışmalarını doğal olarak barındıran bir varlık. Bu varlık, politik sıfatını hak ettiği andan itibaren neredeyse aynı anda masum olmama hakkını da kazandı. Yani, hayatın, tarihin, içinden geçilen zamanın toplumsal ve siyasi yapının yarattığı insani kirlilik ve zafiyetlerden nasibini almış. Zaten aksi de mümkün değil.
Eğer Arkaş’ın sözleri bir siyasi ihtiyacın tespitinden kaynaklanıyorsa ki destekleyenler tarafından öyle deniyor, özellikle siyasi temsil alanı ve onun hinterlandı kastedilerek halkla ilişkilerdeki zafiyet, yıpranma, bildiğimiz, bilmediğimiz, hayal etmesi de çok zor olmayan bütün sorunların çözümü için sihirli bir formül sunuluyor. Bu zaafları taşıyanlar bir bir ayıklandığında ortalık temizlenecek ve halka “suçlular” cezalandırıldı denecek. Şimdi artık tertemiz, yenilenmiş olarak önümüze bakabiliriz.
Hikâye böyle anlatılabilir, görünen o ki bu hikâyenin bayağı alıcısı da var. Siyasi kadrolardaki ve siyasi alandaki kirlilik, sivil toplum alanı da dâhil herkesin tespit ettiği bir durum. Bu kirliliği yaratanlar -istisnasız hepimiz- bu durumdan, bizim dışımızdaymış gibi şikâyetçiyiz. Ancak pek çoğumuzun içinde yaşadığı, yaka silktiği, umut kıran bu kirlenme, yozlaşma, çürüme şu veya bu kişiye yüklenerek çözümlenecek bir sorun değil. Bu bizim ortak felaketimiz. Kimse bu felaketin dışında değil. Olamaz. Hatta iddia edeceğim “a” kişisinin yerine “b” kişisi gelse durum çok da farklı olmazdı. Kişisel ikbal peşinde koşanlar yok mu? Elbette vardır ama bunda şaşacak bir şey yok ve önlemenin yolu da yüksek perdeden uyarılar yapmak değil.
Hikâyeyi yaratılan değerin hak ettiği biçimde yazmak lazım. Ne kadarı gerçek, ne kadarı arzu, ne kadarı irade, ne kadarı hayat orası önemli değil. Sert kayalarla yazılmaya çalışılan hikâyenin, doğruluk payı olsa bile çıkış yolu yok çünkü. Dikkatimizi bu yozlaşmayı yaratan zaman, zemin ve koşullara vermeliyiz. Siyasi tercihlerimizin, bulduğumuz çıkış yollarının, kurduğumuz yapıların yarattığımız ilişkiler aleminin bu sorunun ortaya çıkmasındaki rolü ne? Bu durumu kişisellikten tamamen arındırıp siyasi bir sorun olarak ortaya koymalı ve siyasi çözümler üretmeliyiz.
Şöyle diyenler olabilir: “Yahu kardeşim bu Kürt Hareketi’nin iç meselesi, sana ne!” Benim gibi araya hiç bir zaman böyle bir mesafe koymamış kendisini tarafsız bir alanda konumlandırmamış pek çok örgütlü ya da örgütsüz sosyalistin varlığı bir yana aslına bakarsanız bu hiç de bir iç mesele değil.
Kürt Hareketi bu tarihsel momentte parlak liderliği, mücadelesi, taşıdığı değişim enerjisi ile büyük bir potansiyel taşıyor. Yaratılan değer ne Kürtlere, ne solculara ait, bütün insanlığın ortak değeri. Ortada her türlü kirlilik de var, hatalar da var, yozlaşma da var, çürüme de var. Ama değer ve potansiyel orada. Nelere mal olduğu, nasıl kazanıldığı hepimizce malum emanet paha biçilmez değerde. Bu emanete yakışır bir hikâyeye ihtiyaç var, demem o ki istisnasız herkesin en kötü kıyafetleriyle dolaştığı bu zor zamanda birlikte iyileşmenin yolunu bulmak gerekiyor.









