Tarih 27 Şubat 2025, Kürdistan ve Türkiye hatta dünya bu tarihte İmralı Adası’nda DEM Parti Eş Genel Başkanları’nın da içinde yer aldığı 7 kişilik heyetin Sayın Abdullah Öcalan’la yapacağı görüşme ve sonrası yapılacak açıklamaya kilitlenmiş durumda. Bugün Kürdistan, Türkiye ve Ortadoğu halkları saatini 17.00’ye kurarak bekledi. Büyük bir heyecan, coşku, merak ve umutla herkes açıklamanın ne olacağına kilitlendi. Açıklamanın yapılacağı salonda bulunan ama en çok da salona sığmayan milyonların heyecanlı bekleyişi barışa ve özgürlüğe duyulan özlemin büyüklüğünü gösteriyor.
Kamuoyuna yansıyan sayın Abdullah Öcalan’ın kendi sesi ve görüntüsüyle bir açıklama yapacağı bilgisi Kürt halkı başta olmak üzere dostlarını daha büyük bir heyecan ve coşkuyla beklemesine yol açtı. Kendi özgürlüğünü Sayın Öcalan’ın özgürlüğüne bağlayan Kürt halkı, 26 yıl sonra Sayın Öcalan’ın kendisiyle olmasa da sesi ve görüntüsüyle hasret gidermiş olacaktı. Ancak ne yazık ki iktidar halkın coşkusu ve umudunu, sevincini özgürce yaşamasını “hassasiyetler var” gerekçesi ile halkımızın elinde almış olsa da Sayın Öcalan ve İmralı Adası’nda bulunan Hamili Yıldırım, Ö. Hayri Konar, Veysi Aktaş, Ahmet Türk, Tuncer Bakırhan, Tülay Hatimoğulları, Pervin Buldan, Sırrı Süreyya Önder, Özgür Faik Erol ve Cengiz Çiçek’in İmralı’daki açıklama esnasında çekilen fotoğrafları ile Sayın Öcalan’ın kaleminden yansıyan, yoldaşlarının ağzından söze dökülen cümleler, Barış Anneleri başta olmak üzere kadınların, halkların heyecan ve coşkusunu ve görev bilincini yükseltti. Tarih 27 Şubat ve İmralı’dan tüm dünyaya barışın sesi ulaştı.
Kürt sorununun şiddet zemininden hukuki ve siyasi zemine çekilmesi, Kürt ve Türkiye halklarının eşit, özgür ve demokratik birliği için önemli bir süreç başlamış oldu. Sayın Abdullah Öcalan halklarımızı, kadınların özgürlüğüne giden yolda önemli bir sorumluluk üstlenmiş ve Ortadoğu halklarının savaşsız, sömürüsüz, eşit ve özgür bir gelecek içinde yaşamasının yolunu açmış oldu. Bu sadece Kürtler açısından değil tüm Ortadoğu’da Kürdistan ve Türkiye’de yaşayan halkların geleceğini belirleyecek niteliktedir.
Sayın Öcalan kamuoyuna yaptığı açıklamada “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” da PKK’nin ortaya çıktığı 20. yüzyılda koşullar ve Kürt realitesinin inkarı ve özgürlük taleplerinin inkarı koşullarında reel sosyalizmin etkisi altında ortaya çıktığı PKK’nin demokratik kanallarının kapalı olması PKK’nin taban bulmasını sağlamıştır. Gelinen aşamada bu koşulların değiştiğini, bundan sonra demokratik mücadelenin esas olduğundan bahsederek PKK’nin feshi için kongre toplanması çağrısında bulunmuştur. Ve binlerce yıldır Kürtler ve Türkler varlıklarını sürdürmek ve hegemonik güçlere karşı ayakta kalmak için gönüllülük yönü ağır basan bir ittifakın varlığından bahsederek bu ittifakın kapitalist modernite tarafından 200 yıldır bozulmaya çalışıldığının altını çizerek cumhuriyetin tekçi yaklaşımının bu ittifakın bozulmasını hızlandırdığını, yeni bir Kürt ittifakına dikkat çekerek demokratik toplum ihtiyacının kaçınılmaz olduğunu vurgulamıştır.
Yeni dönemin siyaset tarzının demokratik siyaset, dil ve yöntem olduğunu ifade ederek çözümün kimliklere saygı, kendilerini özgürce ifade edip kendisini demokratik örgütlemeleri ile mümkün olacağını, cumhuriyetin 2. yüzyılında ancak demokrasi ile taçlandırıldığında kalıcı ve kardeşçe bir sürekliliğe evrileceğine, sistem arayışı ve gerçekleştirmeler için demokrasi dışı bir yöntemin olamayacağı ve demokrasi uzlaşmasına dikkat çekmiştir. Sayın Öcalan yeni dönemin sorumluluğunu üstlendiğini ve ortak yaşama inanan ve çağrısına kulak veren tüm kesimleri selamlamıştır.
Bundan sonraki süreçte devletin atacağı adımlar sürecin ilerleyip ilerlemeyeceğini belirleyecektir. Sayın Öcalan’ın özgürlük koşullarının sağlanması ve üstlendiği sorumluluğu yerine getirmesi için koşullar sağlanmalıdır.
Türkiye bu kez barış imkanını ve olanaklarını heba etmemelidir. 2015’ten bugüne Türkiye’nin Kürt karşıtı siyasetinin sadece Kürtlere değil, bütün Türkiye halklarına kaybettirdiği, Türkiye’yi ciddi bir ekonomik krize sürüklediği ve demokratik hukuk değerlerinin ortadan kaldırıldığı bir şiddet, kuralsızlık, hukuksuzluk sarmalına sürüklediğini acı bir şekilde deneyimledik.
Diyalog ve müzakere masasının devrilmesinden bugüne Türkiye’de savaş, şiddet, kutuplaştırma, milliyetçilik, cinsiyetçilik, dincilik kadınlar başta olmak üzere toplumu nefessiz bıraktı. Şimdi yeniden nefes almak için ve geleceğe dair umutla bakmak için bir gerekçemiz var. Tabii ki bu süreç bitmiş bir süreç değil, aksine başlangıç. Ve sürecin sağlıklı ilerlemesi bir yönüyle iktidarın, devletin üzerine düşen sorumluluğun gereğini yapması ile ilgiliyken, diğer ve daha önemli yönü barış, eşitlik, özgürlük isteyenlerin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirerek barışın toplumsallaşması ve kalıcı bir barışı mümkün kılmak için çalışmasıdır.
Tarihi çağrı yapıldı, sıra demokratik siyasi ve hukuki tanımada.