Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail’in ittifakı, Çin’in Yeni İpek Yolu ile Hindistan’ın yeniden canlanan Altın Yolu’nun kesiştiği noktada bir stratejik menteşe işlevi görüyor. ABD bu üçlüye Doğu Akdeniz Geçidi Yasası ve EuroAsia Interconnector gibi projelerle destek veriyor
Kemal Taylan Abatan
İsrail ile İran arasında yaşanan 12 Gün Savaşı, Ortadoğu’da on yıllardır süregelen rekabet dinamikleri açısından bir mihenk taşıydı. 7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı Operasyonu’yla açığa çıkan bu rekabetin tarafları İsrail, İran ve Türkiye’den oluşuyor. Her üç devlet de kendisi açısından bölgesel anlamda birer hegemonik güç olma arayışında. Ancak had safhaya çıkan gerilim, yıkıcı çatışmaları da beraberinde getirme tehdidini barındırıyor.
7 Ekim’in ardından İsrail’in savaş makinesi bölgesel anlamda büyük değişimlere kapı aralayacak biçimde harekete geçti. Daha önce 2006’da Lübnan’da ve 2014’te Gazze’de yaşanan çatışmalar İsrail ile İran arasındaki rekabetin açığa çıkardığı ciddi gerilimlerdendi. Gözetleme, baskı ve imha doktrinlerinde küresel bir marka[i] haline gelmiş olan İsrail beklediği sonuçlara ulaşamadı, fakat belirleyici olan son savaşa dönük hazırlıklarını sürdürmeye devam etti.
Teolojik arka plan
Filistinli grupların düzenlediği Aksa Tufanı Operasyonu ise amiyane tabirle “uyuyan canavar”ı uyandırdı. İsrail, halen devam etmekte olan Gazze’deki soykırımda yüzbinlerce insanın ölmesine ve yaralanmasına, mülteci haline gelmesine sebep olacak ağır bir savaş başlattı.
İsrail açısından Gazze’de Filistinli grupları yenilgiye uğratmak tek hedef değildi. Zira, teolojik bir arka planla da donatılan İsrail’in bölgesel hedefleri, tam da Arap devletleriyle İbrahim Antlaşmaları vasıtasıyla garanti altına alınmak isterken bu saldırı gerçekleşmişti. Enerji yolları gündemlerinin arasında İsrail, bu yolların garantörlerinden biriyken, Gazze’nin etrafına ördüğü duvarlar eşliğinde süregelen güvenlik stratejisinin kendisini koruyamayacağını deneyimlemiş oldu.
Öte yandan, Arap Baharı’ndan itibaren giderek belirginleşen panoramada; İran’ın Filistinli gruplara vermiş olduğu askeri destek açısından birincil fail olduğu açıktı ve özellikle Hamas’ın siyasi bürosunu sık sık ağırlayan Türkiye ise İsrail açısından bir başka tehdit unsuru olarak tanımlanmıştı. İran’a karşı yürütülen çevreleme doktrininde belirli bir yetkinlik/kapasite yaratımı söz konusu olsa da, Türkiye’nin NATO üyeliği İsrail açısından durumu oldukça karmaşık hale getiriyordu. Buna karşılık İsrail, Türkiye ile tarihsel olarak da düşmanlıkları bulunan, transatlantik kampı içindeki Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile merkezinde jeopolitik bir kavrayışın olduğu çok yönlü stratejik ilişkiler geliştirmeye başladı.
2024 yılının Haziran ayında dönemin Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın Kıbrıs’a yönelik tehdidi dikkatleri Kıbrıs’a yöneltti.[ii] Ardından Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Kıbrıs’taki gerilime karşılık uyarılarda bulundu[iii] ve sonrasında Türkiye’nin buradaki askeri varlığını artırabileceğini söyledi. Akabinde, 2024’ün Eylül ayında ABD ile Güney Kıbrıs arasında ortak savunma anlaşması imzalandı. Güney Kıbrıs’ta bulunan İngiliz üssünü halihazırda ABD de kullanıyor.
İsrail ile İran arasında yaşanan 12 Gün Savaşı, Yunanistan-Kıbrıs-İsrail arasındaki stratejik ittifakı teste tabi tuttu. 15 yılı aşkın süredir gelişen bu üçlü ortaklık, resmi anlaşmalar, ortak tatbikatlar ve farklı sektörlere yayılan işbirlikleri üzerine inşa edilmişti; kriz, bu bağların dayanıklılığını ölçme fırsatı sundu. Savaş boyunca Yunanistan ve Kıbrıs, İsrail’e kritik sivil ve askeri destek sağladı.
Üçlü ittifak ve stratejik koridor
İsrail sivil hava filosunun operasyon öncesi bu iki ülkenin havaalanlarına taşınması, riskleri artırsa da Atina ve Lefkoşa tarafından kabul edildi. Girit’te bulunan Souda Körfezi Üssü’nden kalkan tanker uçakları, İran’a yönelik operasyonları destekledi. Patriot sistemlerinin yeniden konuşlandırılması, askeri dayanışmanın somut göstergesiydi. Diplomatik düzeyde de Yunanistan ve Kıbrıs, İsrail’in meşru müdafaa hakkını vurgularken, aynı zamanda arabuluculuk kanalları açtı. Böylelikle İsrail açısından üçlü ittifak, yalnızca operasyonel değil, siyasi olarak da güvenilirliğini kanıtladı ve retorik dostluğun ötesinde somut güven anlamına geldi.
Bu gelişmeler, Yunanistan-Kıbrıs-İsrail üçgenini daha geniş bir bağlama oturttu. Geçtiğimiz ay Kıbrıs’a gelen Hindistan Başbakanı Modi, bir yönüyle Hindistan-Pakistan çatışmasında Pakistan’dan yana olan Türkiye’ye gözdağı verdi. Adına Hint-Akdeniz Güvenlik Düzeni denilen, Atlantik ve Hint Okyanuslarını bağlayan bu stratejik koridor, ABD-Çin rekabetinin giderek yoğunlaştığı bir sahne haline gelmiş durumda.
Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail’in ittifakı, Çin’in Yeni İpek Yolu ile Hindistan’ın yeniden canlanan Altın Yolu’nun kesiştiği noktada bir stratejik menteşe işlevi görüyor. ABD bu üçlüye Doğu Akdeniz Geçidi Yasası ve EuroAsia Interconnector gibi projelerle destek veriyor. Hindistan ise savunma, teknoloji ve diplomasi alanlarındaki ortaklıklarını derinleştiriyor.
Doğu Akdeniz’de bir başka rekabet dinamiği haline gelen ve küresel bir arka planı da bulunan EastMed Projesi, deniz yetki alanlarına dayanıyor. Buradaki çekişme sonucunda İsrail, Mısır, Güney Kıbrıs ve Yunanistan arasında alternatif bir gaz forumu oluşturuldu. Bu gaz forumu, Türkiye’nin konumunu by-pass eden küresel bir proje olan, Avrupa ile Hindistan’ı birbirine bağlama amacı taşıyan IMEC Projesi ile bütünselleşme amacı taşıyor.
Bu bağlamda Modi’nin Kıbrıs ziyareti, Ankara’ya karşı sembolik bir mesaj olarak okundu.[iv] Böylece üçlü ittifak yalnızca bölgesel güvenlik işbirliği değil, küresel güç rekabetinin merkezinde bir stratejik eksen haline geliyor.
Bu yüzden, özellikle uygulama düzeyinde, Türkiye faktörünün üçlü ittifakın en önemli belirleyeni olduğu iddia edilebilir. Ankara’nın Mavi Vatan, Gök Vatan ve Siber Vatan vizyonları, bölgesel genişleme iddialarını deniz, hava ve dijital boyutlara taşıyor. Türkiye’nin Suriye, Libya, Katar ve Somali’ye kadar uzanan askeri varlığı, Yunanistan ve Kıbrıs için tehdit algısını güçlendiriyor. Yine Erdoğan’ın İsrail’e yönelik sert söylemleri, Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye için Doğu Akdeniz’de önemli bir merkez haline gelmesi, üçlü ittifakı konsolide eden gelişmeler oldu. Bugün itibariyle İsrail’de Kuzey Kıbrıs giderek stratejik bir risk olarak görülüyor.
Geçtiğimiz ay Israel Hayom gazetesinde Shay Gal imzasıyla çıkan bir makalede, Kuzey Kıbrıs’ın İsrail’in sorunu olduğu ve buranın “kurtarılması gerektiği” açıkça belirtildi.[v] İsrail’in askeri-istihbari verileri işleyen düşünce kuruluşlarında da bu minvalde makaleler çıkıyor. Bu durum, İsrail’in ajandasında Kıbrıs meselesinin askeri-istihbari olarak önemli başlıklardan biri haline geldiğini gösteriyor.
Yunanistan ve Kıbrıs ise İsrail ile işbirliğini yalnızca çıkar temelinde değil, Türkiye’nin genişlemeci politikalarına karşı zorunlu bir güvenlik garantisi olarak değerlendiriyor. Ancak Washington’un Türkiye’yi Batı’dan tamamen uzaklaştırmak istememesi, Atina ve Lefkoşa’nın hareket alanını sınırlıyor. Ayrıca özellikle Yunanistan’daki komünist ve anarşist grupların Filistin meselesine yaklaşımı da önemli bir muhalefet odağı olarak Yunanistan’ın iç siyasetinde belirleyen hale gelmiş durumda. Geçtiğimiz hafta Yunanistan’da yüzü aşkın noktada Filistin destekçileri meydanlara çıktılar. Bunun yanında, ABD’nin olası bir Yunanistan-Türkiye krizinde geleneksel “eşit mesafe” politikasına dönme ihtimali, üçlü ittifak için belirsizlik unsuru olmaya devam ediyor.
Jeopolitik bir vizyon
Bununla birlikte, ittifakın geleceğine dair birtakım kırılganlıklar var. Yunanistan ve Kıbrıs, Batı kamuoyunda İsrail karşıtlığının yükseldiği bir dönemde hem insani yardım çağrılarını desteklemek hem de İsrail’le dayanışmayı sürdürmek zorunda kaldı. İsrail için Türkiye’nin Hamas’a desteği kırmızı çizgi olarak görülse de iki ülke arasındaki enerji ticareti devam ediyor. Uzun vadede, Gazze’deki insanlık trajedisinin son bulduğu bir bağlamda, iki devlet arasındaki ilişkilerin yumuşaması ihtimali de dışlanmıyor. Kıbrıs ise üçlü ittifakın en savunmasız halkası. Türkiye’nin iki toplumlu federasyondan iki devletli çözüme daha güçlü biçimde yönelmesi yeni krizleri tetikleyebilir.
12 Gün Savaşı, Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail arasındaki üçlü ittifakın dostluk seviyesinden stratejik ortaklık seviyesine yükselmesinde önemli bir dönüm noktası oldu. Yunanistan-Kıbrıs-İsrail ittifakı, baskı altında dayanıklılık göstererek, yalnızca operasyonel işbirliğini değil, jeopolitik bir vizyonu kendi bağlamında teyit etmiş oldu. İttifakın mantığı ortak tehditten ortak çıkara doğru evriliyor ve giderek Hint-Akdeniz Güvenlik Düzeni’nde önemli bir yapı taşı olma potansiyeli taşıyor. Ancak ittifakın kalıcılığı, önümüzdeki uzun jeopolitik süreçte yeni sınavlarla belirlenecek. Bölgesel gerilimler ve küresel güç rekabetinin çekiç ve örsü arasında, bu üçgenin güvene dayalı dayanıklılığını sürdürebilmesi, Akdeniz’in geleceğinde belirleyici rol oynayacak.
[i] “Antony Loewenstein: İsrail’in silah satarken hiçbir kırmızı çizgisi yok”, https://artigercek.com/dunya/antony-loewenstein-israilin-silah-satarken-hicbir-kirmizi-cizgisi-yok-320066h
[ii] “Hizbullah lideri Nasrallah İsrail’e gözdağı verdi, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tehdit etti” https://www.bbc.com/turkce/articles/cw00l0e6wgxo
[iii] “Fidan: ‘Güney Kıbrıs Gazze’ye yönelik operasyonlarda belli ülkelerin kullandığı bir üs haline geldi”, https://pio.mfa.gov.ct.tr/fidan-guney-kibris-gazzeye-yonelik-operasyonlarda-belli-ulkelerin-kullandigi-bir-us-haline-geldi/
[iv] “A message to Turkey: Why PM Modi’s trip to Cyprus is significant; 7 points”, https://timesofindia.indiatimes.com/india/a-message-to-turkey-why-pm-modis-trip-to-cyprus-is-significant-7-points-economy-europe-india-middle-east-europe-economic-corridor/articleshow/121873183.cms
[v] “Northern Cyprus is also an Israeli problem”, https://www.israelhayom.com/opinions/northern-cyprus-is-also-an-israeli-problem/