Sanal medyada malum tirol ordusunun Apo düşmanı kampanyası, Rojava’ya “sahip çıkma” oyununu oynuyor ve sanki Rojava yok olmuş gibi, “Apo yüzünden başınıza bu haller geldi” diye gözlerine soğan suyu sıkıp inim inim inliyor.
Tecrübeli Kürt halkı bu oyunları çok iyi bildiği için bu tayfayı ciddiye almıyor.
Ama bir de bütün samimiyetleriyle bu sahtekârların oyununa gelenler var. “Kürdiliği unutmasaydık, ‘demokratik ulus’ diye diye Kürtlüğümüzden vazgeçmeseydik, başımıza bunlar gelmezdi” diye gerçekten gözyaşı döküyorlar.
Bu insanlara saygıyla ve anlayışla yaklaşmalıyız. Başkan Öcalan’ın “demokratik ulus” paradigmasını bu insanlara “acaba yeterince doğru anlatabildik mi?” diye kendimizi sorgulamalıyız.
Gelişmelere dışarıdan bakmak zorunda olduğum, halkın nabzını sahada tutma imkanım olmadığı için Kürt halkının bu haklı hassasiyetini zamanında anlayamadığımı kendi payıma kabul ederim.
O halde bu yazıda “geç olsun güç olmasın” diyerek “demokratik ulus” ile “Kürt ulusal birliği” arasındaki, anlatmada ihmal ettiğimiz bağı, kendi anlayışım temelinde anlatmaya çalışacağım.
Önce “ilkel milliyetçilik” ile “modern ulusun milliyetçiliği” arasındaki farkı anlatmayla işe başlayalım.
Başkan Öcalan’ın pedagojik, yani eğitsel yaklaşımının en önemli ilkesi, O’nun yazılarından ve konuşmalarından anladığıma göre, “çuvaldızı başkasına batırmadan önce iğneyi kendine batır” düsturuna dayanıyor. O nedenle Türklerin, Arapların, Farsların “hakim ulus milliyetçiliğini” ve soykırımcılığını suçlamadan önce kendi ulusunun “ilkel” milliyetçiliğini eleştiriyor.
“İlkel milliyetçilik” nedir? Bu kavramı anlamak için “ilkel” kelimesinin ne anlama geldiğine bakmak gerekir. “İlkel” kelimesi “ilk olan” demektir. “Yamyamlık” falan değildir. Kürt etnisitesinin uluslaşma öncesinde, Şeyh Said isyanında, Seyid Rıza direnişinde, Zilan soykırımında uğranılan zulme karşı uyanan “ilk” milli bilinç “ilkel milliyetçiliktir”. Bu “ilk” milliyetçilik kötü bir şey değil, ulus bilincine ulaşmanın ilk aşamasıdır. Ama henüz “ulus bilinci” değildir. Aşiretlerin haklı isyanıyla uyanan “ilk milli bilinçtir.”
Bu “ilk milli bilinç” ancak uluslaşmakla modern anlamda “ulusal bilince” dönüşür. O nedenle Apocuların “ilk” ya da “ilkel” milliyetçiliğe yönelik eleştirileri, bu bilincin, artık olgunlaşan “Kürt ulusal bilincinin” gerisinde kalan, “Kürt ulusal birliği”nden geri “aşiretçi ya da parçacı bilinç” olmasına karşı yöneltilmiştir. “İlk” ya da “ilkel” denilen milliyetçilik, bugün artık Kürtlerin “bütünsel ulus bilincine” zarar verdiği için eleştirilmiştir. Apocuların bu eleştirisi “ilk milli bilinçten daha yüksek Kürt modern milli bilincine yükselme” çağrısıdır.
Rojava’ya yönelik uluslararası komploya karşı, biz bu eleştirilerin sonuç aldığını, tarihte belki de ilk defa “parçacı” yaklaşımların aşıldığını ve dört parça Kürdistan’da ve diasporada Bakurlu, Başurlu, Rojavalı ve Rojhilatlı Kürtlerin “ulusal birlik bayrağı” altında komploya karşı birleştiklerini gördük.
Her vicdanlı Kürt, ulusal birliğin öncülüğünü Apocu güçlerin yaptığını kabul ediyor.
O halde Başkan Apo’nun Türk, Arap, Fars şoven-hakim ulus milliyetçiliğine karşı çuvaldızı batırmadan önce artık modern millet aşamasına yükselmiş olan Kürt halkının saflarında, hala modern millet öncesi “ilk, ya da ilkel milliyetçiliğe” iğneyi batırmasını anlatmış bulunuyorum. Demek ki bu eleştiri Kürtleri “Kürt milli birliğinden” uzaklaştırmak gibi bir amaç taşımıyor, tam tersine “modern milli birliği önleyen, aşiretçi ya da parçacı anlayışları” eleştirerek, Kürtlerin “ulusal birliğini” savunuyor. Emeklerinin boşa gitmediğini Rojava savunması günlerinde görmüş bulunuyoruz. Aşiretçi-parçacı milliyetçilik aşılmış, ulusal birlik bilinci üstün gelmiştir.
Kürt ulusunun milliyetçiliği, hakim ulusa ulus devlet tarafından dayatılan soykırımcı milliyetçiliğe karşı demokratik ve devrimci bir “itirazdır.” Gelecek yazıda ifade edeceğim gibi, Kürt ulusunun milliyetçiliği ile “demokratik ulus” ya da “enternasyonalizm” arasında Çin Seddi yoktur.
Kimse alınmasın ama, eğer şimdi yaşanan Kürt ulusal birliği en azından Apo’nun “Ulusal Birlik Kongresi yapılsın, birliğin başına Mesut Barzani ile Leyla Zana geçsin” dediği gün, haydi bundan vazgeçtim, hiç değilse bir yıl önce gerçekleşseydi, halkın üzüntüyle “başımıza gelenler” dediği olumsuz gelişmeler önlenirdi.
Şükürler olsun ki, “geç oldu, ama güç olmadı.” Gerçekleşen ulusal birlik sayesinde, Rojava’yı, içindeki Kürt halkıyla birlikte yok etmek isteyenler amaçlarına ulaşamadı.
Bilelim ki, küresel devletleri komployu daha öte sürdürmekten ve Türkiye’deki Kürt düşmanlarını Rojava’yı işgal etmekten caydıran, bu ulusal birlik seferberliğinin yanında, artık açıklanan gerçeklere göre, Başkan Apo’nun “süreçten geri çekilirim ve Kürt halkı size karşı direnir” diyerek yaptığı ultimatom belirleyici rol oynamıştır.
Bu yazıda “ilkel milliyetçiliğe” karşı eleştirinin, bu “ilk ya da ilkel milliyetçilikten” “ezilen ulusun modern milliyetçiliğine geçişte” oynadığı rolü anlatmış oldum. Gelecek yazıda “ezilen ulus milliyetçiliğinden demokratik uluslaşma sürecine” geçiş ve “demokratik ulus” paradigmasının özünde (ezilen ulus milliyetçiliğinde demokratik bir öz olduğu görüşünden hareketle) Kürt milliyetçiliğine karşı değil, hakim ulusların soykırımcı milliyetçiliğine karşı ideolojik bir silah olduğuna dair düşüncelerimi sizlerle paylaşacağım.
Ama şimdilik şu notu düşmek isterim: Kürt ulusal birliğini gerçekleştirmenin önünde bugüne kadar en büyük engel, sadece Kürdistan’ın dört sömürgeci devlet arasında bölünmüş olması değildir; en büyük engellerden birisi, belki de en önemlisi Kürtlerin “tek bir dile” sahip olamamasıdır. Kürt ulusu tek bir dile sahip olabilir mi? Kırmancki, Sorani, Zazaki Kürtçe kökenli dillerden birini mi, diğerlerini tasfiye ederek “ulusal dil” yapmalı, yoksa “demokratik ulus” paradigmasını hayata geçirmeye “farklı Kürt kökenli dillerden meydana gelen” Kürt “ulusal birliğini” gerçekleştirmekle mi ilk büyük adımı atalım. “Demokratik ulusun” ilk adımı Kürtçe kökenli dillerden oluşan Kürt ulusunun birliğidir.
Demek ki, “demokratik ulus” Kürtlüğe karşı bir paradigma değil, Kürt ulusunun farklı Kürtçe kökenli dillerini inkar ve tasfiye etmeden, hepsini kültürel zenginlik olarak görerek, birliğini sağlama paradigmasıdır. Böyle bir ulusal birlik, “demokratik uluslaşmanın” ilk ve en önemli aşamasıdır.
Gelecek yazıya kadar hoşça kalın.









