Beklenen an geldi ve yedi kişilik heyet bu sabah yola çıktı. Herkes çok heyecanlı. Dünyanın dört bir yanında nefesler tutulmuş ve büyük bir heyecanla saat 17:00’de Öcalan’dan gelecek mesajlar bekleniyor.
Hepimiz çok iyi biliyoruz ki tarihi açıklamadan sonra Türk basını yine görev başında olacak. Her zaman olduğu gibi, devletin emirlerini yerine getirecek, halkın bilincini çarpıtacak, gerçekleri ters yüz edecekler. Daha önce de yaptılar, bugün de, yarın da yapacaklar. Çözüm sürecinde olduğu gibi, Öcalan’ın mesajlarını bilinçli şekilde tahrif ederek halkı yanıltmaya çalışacaklar.
Onların yazacaklarını şimdiden tahmin etmek zor değil: “PKK bitiyor”, “Öcalan’ı dinleyecekler mi? Sıra PKK’de”, “Silah bırakma süreci başladı” gibi manşetlerle, halkın iradesini kırmaya çalışacaklar. Ama gerçek apaçık ortada: Öcalan’ı tanıyan herkes çok iyi bilir ki, bu bir bitiş değil, mücadeleyi yeni bir aşamaya taşıma kararlılığıdır.
Öcalan tüm görüşme notlarında Kürt ve Türk kardeşliğinden bahsetti. Bunun Ortadoğu halkları için bir model olacağını önemle vurguladı. Bu tarihi ittifak Öcalan’ın bugün yapacağı çağrıyla eş güdümlü olarak Türk devletinin atacağı adımlarla mümkün olabilir. Bakalım adım atması gereken devlet bu çağrıya nasıl yanıt verecek. Gerçek barış, ancak adaletle inşa edilir. Bir halkın onuru ve hakları teslim edilmeden, demokratik değişim ve dönüşümün adı bile anılamaz. Bu yüzden, eğer yeni bir döneme girilecekse, çağrıdan sonra Türk devletinin atması gereken adımlar nettir.
- İmralı duvarları yıkılmalıdır
Müzakerenin sağlıklı ilerleyebilmesi için en önemli muhatabın özgürlüğü sağlanmalıdır. Öcalan’ın tutsaklığı, yalnızca onun değil, bir halkın iradesinin zincire vurulmasıdır. Özgürlük, değişim ve dönüşümün ön koşuludur.
- Siyasi tutsaklar serbest bırakılmalıdır
Demir parmaklıkların ardında Kürt halkının onurlu evlatları varsa, demokrasiden bahsetmek mümkün değildir. Seçilmiş vekiller, gazeteciler, akademisyenler; sırf kimlikleri ve fikirleri nedeniyle hapsediliyorsa, o ülkede adaletten söz edilemez.
- Yerel yönetimler özerkleşmeli ve kayyum rejimi son bulmalıdır
Seçimle gelenlerin bir gece yarısı kararlarıyla görevden alındığı bir sistem, halk iradesine yapılmış bir darbedir. Gerçek bir demokrasi, insanların kendi yöneticilerini seçip yönetebildiği bir sistemdir. Kürt halkının seçme hakkı gasp edilemez.
- Anayasal vatandaşlık tanımı değiştirilmelidir
Eşit yurttaşlık, yalnızca kağıt üzerinde kalan bir vaat değil, anayasaya işlenen bir gerçeklik olmalıdır. Bu topraklarda yaşayan her halk, kimliğiyle, diliyle, kültürüyle var olmalıdır.
- Kürtçeye özgürlük tanınmalıdır
Bir çocuğun, kendi anadilinde şarkı söyleyemediği, hayal kuramadığı bir dünyada barış mümkün olabilir mi? Kürtçe, bu ülkenin dillerinden biridir ve bu gerçeği inkar eden her düzen, adaletten uzak bir düzendir.
- Savaş politikalarına son verilmelidir
Kaç anne daha ağıt yakmalı? Kaç çocuk daha yetim kalmalı? Kaç ocak daha sönmeli? Artık savaş uçaklarının sustuğu, bombaların değil, demokratik değişim ve dönüşümlerin sözlerinin yankılandığı bir ülkeye ihtiyaç var. Bunun için de hızlı bir ateşkes süreci aciliyetini koruyor.
Sonuç olarak; bu bir son değil, bir başlangıçtır. Bugün, Türk devleti bir yol ayrımında. Önünde iki seçenek var: Ya eski düzenin katı ve inkârcı politikalarına saplanıp kalacak ya da yeni bir başlangıç yapacak. Öcalan ve Kürt halkı, iradesini açıkça ortaya koydu, koyuyor. Artık, bundan sonra karar devlete ait. Ya geçmişin hatalarını tekrarlayacak ya da özgürlüğe giden yolu açacak.
Çünkü tarih bize bir gerçeği öğretti: Kimi zaman duvarlar yükselebilir, diller susturulabilir, insanlar zindanlara kapatılabilir. Ama özgürlük bir nehirdir; yolunu mutlaka bulur. Ve o nehir, bugün saat 17:00’de çağlamaya hazırlanıyor.