2015’te Obama yönetimiyle nükleer anlaşmanın imzalanmasında rol oynayan İran’ın eski Dışişleri Bakanı ve mevcut Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’a yakın isimlerden olan Cevad Zarif, İran’ın neden ABD ile anlaşma yapması gerektiğini ve bu anlaşmanın ne tür maddeler içerebileceğini yazdı
İran’ın eski Dışişleri Bakanları’ndan ve ABD eski Başkanı Barrack Obama yönetimiyle 2015’te varılan nükleer anlaşmada imzası olan Muhammed Cevad Zarif, Foreign Affairs dergisine yazdığı yazıda “Tahran’ın kabul edebileceği bir anlaşma”ya dair görüş bildirdi.
Aynı zamanda mevcut İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’a yakın bir isim olan Cevat Zarif, “İran savaşı nasıl sonlandırılmalı” başlıklı yazısında, 28 Şubat’ta başlayan savaştan ABD ile İsrail’i sorumlu tutuyor ve İran’ın kendisini savunarak “tarihi bir direniş başarısına imza attığını” ileri sürüyor.
Cevad Zarif, “bazı İranlılar için başarının, müzakere yoluyla bir çözüm aramak yerine, saldırganlar yeterince cezalandırılana kadar savaşmaya devam etmek” olduğuna da dikkat çekiyor.
Buna karşılık Cevad Zarif, “Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail ile savaşmaya devam etmek psikolojik olarak tatmin edici olsa da, bu durum yalnızca sivillerin yaşamlarının ve altyapının daha da tahrip edilmesine yol açacaktır. Hedeflerinin hiçbirine ulaşamayan bu aktörler, giderek daha fazla hayati öneme sahip ilaç, enerji ve sanayi tesislerini hedef alıyor ve masum sivilleri rastgele vuruyorlar. Şiddet ayrıca yavaş yavaş daha fazla ülkeyi içine çekiyor ve bölgesel bir çatışmayı küresel bir çatışmaya dönüştürme tehdidi oluşturuyor. Ve ne yazık ki, uluslararası kuruluşlar, savaşın ilk gününde yaklaşık 170 öğrencinin katledilmesi de dahil olmak üzere Washington’un birçok vahşeti karşısında sessiz kalmaya zorlanıyor” diye yazıyor.
Cevad Zarif nasıl bir yol haritası sunuyor?
Cevad Zarif, mevcut durumda İran’ın elde ettiğini ileri sürdüğü “üstünlüğünü savaşmaya devam etmek yerine zafer ilan etmek ve hem bu çatışmayı sona erdirecek hem de bir sonrakini önleyecek bir anlaşma yapmak için kullanması“ gerektiğini kaydediyor. Olası bir anlaşma için ise Cevad Zarif’in yazısında öne çıkan bazı hususlar şöyle:
(İran) Tüm yaptırımların kaldırılması karşılığında nükleer programına sınırlamalar getirmeyi ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmayı teklif etmelidir; bu, Washington’ın daha önce kabul etmeyeceği ancak şimdi kabul edebileceği bir anlaşmadır.
İran ayrıca, her iki ülkenin de gelecekte birbirlerine saldırmayacaklarına dair söz verdikleri karşılıklı bir saldırmazlık paktını kabul etmeye de hazır olmalıdır.
Hem Amerikan hem de İran halkı için bir kazanç olacak şekilde ABD ile ekonomik etkileşimler sunabilir.
İki taraf görüşmeyi tercih etmeyi başarırsa, iki sonuçtan birini izleyebilirler. Birincisi, resmi veya gayri resmi bir ateşkes anlaşmasıdır. İlk bakışta bu, en iyi yol gibi görünebilir. Kesinlikle en az dirençle karşılaşılacak olanıdır. Sonuçta, ateşkes sağlamak için Tahran, Washington ve müttefiklerinin sadece silahlarını bırakmaları yeterli olacaktır. İlişkilerini on yıllardır etkileyen altta yatan gerilimleri çözmelerine gerek kalmayacaktır.
Ancak herhangi bir ateşkes, doğası gereği kırılgan olacaktır. İki devlet, temel anlaşmazlıklarını ele almadıkları için birbirlerine karşı derin bir şüphe ve güvensizlik içinde kalacaklardır. Bu nedenle, çatışmaların yeniden başlaması için çok az şey yeterli olacaktır – bir başka yanlış hesaplama, yanlış yönlendirilmiş siyasi fırsatçılık. Bu nedenle yetkililer ikinci sonucu hedeflemelidir: kapsamlı bir barış anlaşması. Başka bir deyişle, bu felaketi 47 yıllık düşmanlığa son vermek için bir fırsat olarak kullanmalıdırlar.
Örneğin, barış sürecini başlatmak için Batı Asya’daki tüm tarafların birbirleriyle savaşmayı bırakmaları gerekecektir. İran, Umman ile işbirliği içinde, Hürmüz Boğazı’ndan ticari gemilerin güvenli geçişini sağlamalıdır. Ancak Amerikan yetkilileri de Hürmüz Boğazı’nın İran için açık olmasına izin vermelidir.
Coğrafyanın en büyük ironisi, İran topraklarıyla sınır komşusu olmasına rağmen, boğazın ABD yaptırımları nedeniyle yıllardır İran’a fiilen kapalı olmasıdır. Bu durum, İran içinde muazzam bir yolsuzluğa ve bazı nankör komşular tarafından büyük bir kar elde edilmesine neden olmuştur. Bu nedenle, nihai bir anlaşmaya varılmadan önce bile, Amerika Birleşik Devletleri, İran petrolünün ve yan ürünlerinin engelsiz satışına ve gelirlerinin güvenli bir şekilde geri gönderilmesine izin vermelidir.
İran ve Amerika Birleşik Devletleri bu acil önlemleri alırken, kalıcı bir barış anlaşması üzerinde çalışmaya başlayabilirler. Bu anlaşmanın büyük bir kısmı muhtemelen nükleer konuları ele alacaktır.
Örneğin İran, nükleer silah edinme arayışında asla bulunmayacağına ve zenginleştirilmiş uranyum stokunun tamamını yüzde 3,67’nin altında kararlaştırılan bir seviyeye indireceğine dair taahhütte bulunacaktır.
Eş zamanlı olarak, Amerika Birleşik Devletleri, İran’a karşı tüm Güvenlik Konseyi kararlarını sona erdirmek, İran’a karşı tek taraflı yaptırımları kaldırmak ve ortaklarını da aynısını yapmaya teşvik etmek için harekete geçecektir.
İran’ın küresel tedarik zincirlerine engelsiz ve ayrımcılığa maruz kalmadan aktif olarak katılmasına izin verilmelidir. İran parlamentosu da Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Ek Protokolünü onaylayarak tüm nükleer tesislerini kalıcı uluslararası gözetim altına alacaktır.
Bu uzlaşmalar Tahran ve Washington arasındaki her atom anlaşmazlığını çözmeyecektir. Ancak çoğunu çözecek ve dış ülkeler, geriye kalan en büyük zorluğun üstesinden gelmeye yardımcı olabilir: İran’ın uranyumuyla ne yapılacağı. Çin ve Rusya, Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte, İran ve ilgili komşularıyla birlikte Basra Körfezi’nde bir yakıt zenginleştirme konsorsiyumu kurmaya yardımcı olabilir; bu konsorsiyum daha sonra Batı Asya’nın tek yakıt zenginleştirme tesisi haline gelmelidir. İran, zenginleştirilmiş tüm malzeme ve ekipmanını bu alana transfer edecektir.
Barış planının bir diğer bölgesel bileşeni olarak, Bahreyn, İran, Irak, Kuveyt, Umman, Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Yemen – Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri ve muhtemelen Mısır, Pakistan ve Türkiye ile birlikte – Batı Asya genelinde saldırganlık karşıtlığı, işbirliği ve seyrüsefer özgürlüğünü sağlamak için bölgesel bir güvenlik ağı üzerinde işbirliğine başlamalıdır. Bu, İran ve Umman arasında Hürmüz Boğazı’ndan gemilerin sürekli ve güvenli geçişi için resmi düzenlemeler kurulmasını da içerir.
Barışı daha da pekiştirmek için İran ve Amerika Birleşik Devletleri karşılıklı yarar sağlayan ticari, ekonomik ve teknolojik iş birliğine başlamalıdır. Örneğin İran, ilgili Amerikan şirketleri de dahil olmak üzere petrol şirketlerini alıcılara ihracatı derhal kolaylaştırmaya davet edebilir. İran, Amerika Birleşik Devletleri ve Basra Körfezi ülkeleri enerji ve ileri teknolojileri içeren projelerde ortaklık kurabilirler.
Washington ayrıca, İran’da 2025 ve 2026 savaşlarının yol açtığı hasarların yeniden inşasını finanse etmeyi taahhüt etmelidir; bu, sivillerin kayıplarını tazmin etmeyi de içermelidir.
Son olarak, İran ve Amerika Birleşik Devletleri kalıcı bir saldırmazlık paktı ilan etmeli ve imzalamalıdır. Bunu yaparak, birbirlerine karşı güç kullanmayacaklarına veya güç kullanma tehdidinde bulunmayacaklarına dair taahhütte bulunmuş olurlar. Ardından İran ve Amerika Birleşik Devletleri, birbirlerine uyguladıkları çeşitli terörle ilgili tanımlamaları sona erdirirler. Kendi çıkar bölgelerinde görev yapacak diplomatlar göndermeyi, konsolosluk hizmetlerini yeniden başlatmayı ve birbirlerinin vatandaşlarına uygulanan seyahat kısıtlamalarını kaldırmayı araştırırlar.
Bu anlaşmayı sağlamak kolay olmayacak. İranlılar, müzakereler boyunca Washington’ın niyetlerine karşı derin bir şüphe duymaya devam edecekler. Bu arada Trump ve yetkilileri de Tahran’a şüpheyle bakmaya devam edecekler. Çin ve Rusya, muhtemelen bazı bölgesel devletlerle birlikte, bu ciddi karşılıklı endişeleri gidermek için garantiler vermek zorunda kalabilirler.
Kaynak: Nûmedya24









