• İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
15 Şubat 2026 Pazar
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
ABONE OL!
GİRİŞ YAP
Yeni Yaşam Gazetesi
JIN
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Güncel
    • Yaşam
    • Söyleşi
    • Forum
    • Politika
  • Günün Manşeti
    • Karikatür
  • Kadın
  • Dünya
    • Ortadoğu
  • Kültür
  • Ekoloji
  • Emek
  • Yazarlar
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Tümü
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Yeni Yaşam Gazetesi
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
Ana Sayfa Forum

Cinsiyetçilik tüm toplum-kırımların kaynağıdır

15 Şubat 2026 Pazar - 00:00
Kategori: Forum, Manşet
  • Cinsiyetçiliğin birebir kadın ve çocuk bedenleri üzerinde uygulanması, böyle dosyalar patlak vermeden de ele alınması, gündemleşmesi ve en acil çözüm konuları olarak ortaya konulması gerekir. Ancak bu yapılmıyor
  • Cinsiyetçilik, dönemsel-salt güncel bir sorun değildir, derinlikli çözümlenmeyi gerektirir. Tüm toplumsal sorunların kaynağında cinsiyetçilik vardır, tüm sistemleri, kişileri, dinleri, bilimleri etkilemiştir ve etkilemeye de devam etmektedir
  • Bilim de cinsiyetçiliğin derin etkisi altındadır. Egemenliğin hizmetindedir. Bilim adamları kastik katillerin hizmetindedir, kapitalist modernitenin ideolojik bir aracı olmaktan öte anlamı kalmamıştır. Bilgiye dayalı hakikati anlatan bilim ölmüştür

Dilzar Dîlok

Yaşamı, toplumu, günlük akışkanlığı nasıl gördüğümüz ve neyi-nasıl değerlendirdiğimiz bizim yaşam anlayışımızı ortaya koyar. Kimi zaman gözümüzün içine batan direği bile göremez hale gelişimiz, hakim sistemin bizde yarattığı körlükten ve sinir uçlarının uyuşturulmasından-algıların dondurulmasından kaynağını alır. Kapitalist modernite sisteminin insan beyninde yarattığı bir donmuşluk halidir. İnsanların beyni buzlanmıştır. Beynin bir bölümü dondurularak tüm insani duyargalar kapatılmıştır. Bu durum gönül gözüyle bakmayı ve algıların hakikate yakın olmasını önlemektedir. Tam da liberalist ideolojinin istediği gibi herkesin bir hakikati inşa edilmektedir. Nesneleştirilen çoğunluk zorlu yaşam koşullarında kendi ‘hakikatini inşa etme’ duygusuyla bir erinç paralelinde rahatlama yaşarken sistemin özne kıldıkları ise evrensel hakikati yıkarak kendi rasyonalitesinde yeni bir ‘hakikat’ inşa etme uğraşındadır. İşte bu uğraş, insanlığın ölümüyle, toplumsallığın ölümüyle özdeştir. Bunu çoğaltarak kutsallığın ölümü, değerlerin ölümü, varlığın anlamının ölümü ve daha nicelerini de belirtebiliriz. Özünde gerçekleşen varlık ve anlama, doğa ve insan gerçeğine, toplum ve bilinç gerçeğine saldırıdır.

Bilince saldırı

Kuşkusuz bilincin aşamaları çok çeşitlidir, tekile indirgenemeyeceği gibi sayısal bir sınırlamaya da tabi tutulamaz. Ancak bilimin geldiği aşama sayısal çeşitliliğe dair kanaat oluşturmaktan ya da ideolojik yaklaşım belirlemekten çok daha yaşamsal bir boyuta ulaşmıştır.

Bilimin geldiği aşama köklü bir sorgulamayı toplumun ve toplum öncülerinin önüne koymaktadır. Sınırlı ve kısıtlı alternatifler üretmek büyük anlam ihtiva etmekle birlikte var olan toplum karşıtlığını önleyememektedir. Bu durum karşı duruşun yeterli olmadığının ispatıdır. Bu bilim, bilginin anlamından uzaklaşmış bir bilimdir. Egemen sistem temelinde ideolojikleştirilmiştir, diğer deyişle bilimciliktir. Tüm bilim, Kapitalist modernitenin hegemonik ve tekelci zihniyetiyle kıskaca alındığından, bir bilimcilik cenderesinde olduğumuzu söylemek yanlış olmaz.

Cinsiyetçilik, dincilik, milliyetçilik ve bilimcilik toplum-kırımı esas alan devletçi uygarlıkların temel ideolojik yöntemlerini oluşturur. Giderek buna sanat-sanatçılık da eklendi, ki bugün acımasızca sanat üzerinden insan bilincine saldırılmakta ve insan bilinci felce uğratılmaktadır. Tek tek ele almak da mümkün olsa da doğrusu bu beş ideolojik formun içiçe bir birbirine bağlı bir şekilde var olduklarını daha fazla önem kazanmaktadır. Her birinin hitap ettiği kitleler de vardır. Ancak farklı hatta karşıt dinci grupların, farklı hatta karşıt milliyetçi grupların toplanıp ortaklaştıkları nokta cinsiyetçiliktir. Toplum karşıtlığının ideolojik tüm formlarının çıkış kaynağı cinsiyetçiliktir.

Epstein ve ötesi

Güncel bir durumla bunu ele alabiliriz. Epstein dosyası sağlı-sollu herkesin gündemine girmiştir. Kuşkusuz herkes ve her kesim bir duyarlılık adına bu konuya değinmektedir. Bu son dönemde olaydan ilk söz edildiğinde en çok kullanılan tanım ki -bende büyük rahatsızlık yaratan tanım- “lağım çukuru” tespiti oldu. Kuşkusuz bu dosya fazlasıyla kirli bir kuyuya işaret ediyordu. Ancak bu şekilde tanımlayanlara kirli gelen işin hangi kısmıydı. Ve söz konusu kirden, kimler azade kalabilmişti.

Cinsiyetçiliğin birebir kadın ve çocuk bedenleri üzerinde uygulanması, çocuk yaştaki genç kızların fuhuşa zorlanması, fuhuş alanının cinsel şiddetin derinleştirilmesiyle başka bir boyuta ulaşmasının böyle dosyalar patlak vermeden de ele alınması, gündemleşmesi ve en acil çözüm konuları olarak ortaya konulması gerekir. Ancak bu yapılmıyor. Örneğin bu konuyu gündem yapan yorumcular, çok basit konuları da gündeme alarak üzerine saatlerce yorum yapmalarına rağmen kadına yönelik cinsel şiddeti gündeme almazlar.

Cinsiyetçiliğin bir boyutu olan cinsel şiddetin tarihine dair, bugün kadın ve erkek ilişkilerinde bunun etkisine dair gündemler genelde mahrem konular olarak görülür, kapı arkasında ve karanlıkta bırakılır. Ve o kapı bir türlü açılmaz ardına dek. Bu konunun “lağım çukuru patladı” vs tanımlamalarıyla şimdilerde gündeme alınması kadına yönelik duyarlılıktan kaynağını almıyor. Tersine kadına yapılan saldırı üzerinden kadın teması üzerinden kadının bir kere daha nesneleştirilmesi vardır. Trump’ı, prensleri, siyasetçileri ve başka bilimcileri vurmak için bu olay eksenli gündemleştiriliyor, kadına yönelik saldırılar da kadın gibi nesneleştiriliyor.

Kirli bir dosya

Olaya karışan din adamı, bilim adamı, siyaset adamı ve iş adamı şeklinde sıralanan “adam”lar topluluğuna dair gündemler oluşturulması hedefleniyor. Trump’ı gündemleştirmek isteyenler, Venezüella gündemi yanında bir de Epstein gündemini ekliyor. Üzerine de “namus” eksenli cümleler serpiştiriyor. Açıkçası genel olarak bu tarz değerlendirmeleri samimi ve derinlikli bulmadığımızı, söz konusu gündemleştirme biçiminin de namusla, doğrusu toplumsal ahlakla alakasının da olmadığını belirtmek gerekir.

Bunu söylerken belirtmek gerekir ki, kuşkusuz bu dosya kirlidir, patlamış (belki de patlatılmış) durumdadır, buna bulaşan herkes kirlidir, insanlık karşıtı, toplum karşıtı bir duruş içindedir. Ancak doğru ele alış ve doğru bakış geliştirilmezse bu gündem de “ekmeğe zam, geçinemiyoruz, trafik kazaları” gibi gündem manşetlerinden biri olarak kalır. Ve zamanla unutulur. Nice dosyalar açıldı, din insanlarının toplu cinsel istismarlarıyla doluydular, ancak konuşuldular, sonra unutulup gittiler. Nice çocuklar vardı, istismar edildiler, tecavüzlere uğradılar, sonra unutmaya-unutturmaya terkedildiler, belki de hayatlarını kaybedip göçtüler.

Kastik katil düzeni

Konu, bunun ötesinde ele alınmayı gerektiriyor. Biz de bu temelde iki başlıkta konuya dikkat çekebiliriz.

Birincisi: Cinsiyetçilik konusu dönemsel-salt güncel bir sorun değildir, derinlikli çözümlenmeyi gerektirir. Tüm toplumsal sorunların kaynağında cinsiyetçilik vardır, cinsiyetçilik tüm sistemleri, kişileri, dinleri, bilimleri etkilemiştir ve etkilemeye de devam etmektedir. Cinsiyetçilikten azade olduğunu iddia etmek basit bir yüzeysellikle de açıklanamaz, bu ancak, cinsiyetçiliğin örtülü hale getirilmesi olarak eleştiriye tabi tutulabilir. Otuz bin yıl öncesine dayanan bir çelişkinin en derinleşmiş halini yaşamaktayız. Bugün yaşananları dün ile bağı olmayan, bugün bazı kişiler şahsında ortaya çıkmış tekil olaylar olarak ele almak köklü çözümü sağlamanın önünü alır. Bugünün kadın düşmanları, tecavüzcüleri, kadın katilleri, toplamda kastik katilleri binlerce yıldır sürdürülen kastik erkek katil zincirinin günümüze ulaşmış halkalarıdır.

Kadınların katledilmesi, kadınlara şiddet uygulanması, cinsel şiddetin mahrem bir alan olmaktan çıkarılarak toplumsal düzlemde ele alınması ve karşı mücadele verilmesi, bunun tarihsel bir sorun olduğu ve toplumsal sorunun en temel yanı olduğunun ortaya konulması zorunludur. Kadına yönelik iyi ya da kötü, az ya da çok her tür yaklaşım çözümlenmedikçe, cinsiyetçiliğin yaşamın içine aşk-kıskançlık, din, sevgi, fıtrat ya da başka adlar altında yerleştirdiği toplum karşıtlığı ortaya konulup çözümlenmedikçe, ve tabi aşılmadıkça, böyle davalardaki fuhuş konusuna dair tespitler ne inandırıcı olur ne de çözüm gücü.

Kastik katil erkek otuz bin yıldır kadınları katletmektedir. Kadınlara yönelik uygulanan her şiddet, her katliam toplumun toplumsallaşma değerlerine ve anlamına yapılan bir saldırı olmaktadır. Bugün kadının geldiği düzey, kadının erkek sistem içinde var olabilmek için gösterdiği çaba, çoğunda kendini inkâr ederek var olmasını şart kıldığından bir yok oluşla özdeştir. Erkeğin kastik katil sistemi içinde var olmayı başaran kadın, kendini kendi elleriyle yok etmeyi tamamlayan kadın oluyor. Bir kadın tüm kadınlık değerlerini, toplumsal değerleri ve varoluşsal anlamları kendinde yakıp kül ettiğinde, erkeğin beğenisi ve yaşam sınırları dahilinde kendini yaratmayı esas aldığında kendini yok etmeyi programlamış olmaktadır. Bundan dolayı da cinsiyetçilik salt bu tür olaylarla değil bize masum gelen tüm bakış-tarz ve ilişkiler diyalektiğinde çözümlenmeden patlayan keneften kurtulmak mümkün değildir. Aslında patlayan lağım çukuru değildir, zaten insan yaşamı, dünya büyük oranda o çukur haline getirilmiştir.

Bu dosyayı siyaset-bilim-iş adamlarının yaptıkları sebebiyle kirli olarak eleştirmek yeterli ve derin bir yaklaşım değildir, hatta yaşananları görmezden gelmedir. Çünkü cinsel şiddet ve kadın bedeninin metalaştırılması yaşamın her bir zerresine sirayet ettirilmiştir. Kimin kendini ne kadar dışında tutacağı, temiz addedeceği ayrı bir konudur.

Ancak söz konusu mekânda yaşananların cinsel şiddet ve fuhuşun ötesine gittiği, yamyamlık yapıldığı konuları da gündeme gelmiştir. Bir yanda kadına, kadın değerlerine yönelik saldırıyı gösterirken bir yanda önlenemeyen erkek şiddetinin hayvanlaşmasına örnektir. Diyebiliriz ki bu kastik katiller şahsında evrim geriye gitmiştir.

Bilim düzenin emrinde

Konu bağlamında belirtmek istediğimiz konuların ikincisi de bilimciliktir. Bilim, bilgi egemen sistem hizmetinden çıkmadıkça toplum düşmanlığı yapmaya devam edecektir. İnsanlar da ellerine ulaşan bir önceki günden daha gelişkin olan akıllı telefonlarla oynayarak memnun olacak ve susacaktır. Zira bilimcilik, bilimin egemenlerin hizmetine girmesiyle oluşmaktadır.

Bu dosyada başta dijital saha olmak üzere hücre, genetik, insanın varoluşuyla ilgilenen envai tür bilim adamının adının geçmesi, egemen sistemlerin bilim adına yaptıklarını özetlemektedir. Kendini hakikat gibi sunan hakim bilim anlayışı özünde hakikat inşa etmez. Böylesi bir bilimin toplum karşıtlığı ve toplum düşmanlığı yaptığını, toplum kırımın yeni arayışlarında olduğunu bu olay bir kez daha söylendiği kirlilikte gözler önüne sermektedir.

Bu durum bize şunu göstermektedir. Cinsiyetçilik aşılmadıkça, özgür birey yaratılmadıkça mevcut erkeğin katılacağı ve kendini gerçekleştireceği her alan bir toplum kırım alanı olacaktır. Bilim de cinsiyetçiliğin derin etkisi altındadır. Belki bir o kadar ve hatta daha fazla dinciliğin ve milliyetçiliğin de etkisindedir. Ancak bu konu babında biz cinsiyetçiliğe dikkat çekmek istedik. Savaş teknolojisi bilimin hizmetleriyle var olabilmektedir. İstihbarata dayalı savaşlar başta olmak üzere tüm savaşlar bilimdeki gelişmelerin askeri alanın hizmetinde kullanılmasıyla gerçekleştirilebilmektedir. Bilim egemenliğin hizmetindedir. Bilim adamları kastik katilin-katillerin hizmetindedir, Kapitalist modernitenin ideolojik bir aracı olmaktan öteye anlamı kalmamıştır. Bu anlamıyla bilgiye dayalı hakikati anlatan bilim ölmüştür.

Bu anlamda gündemi, orada mağdur edilen genç kızları zavallılaştırarak duygusal rahatlamalar yaşama tarzlarından çıkarmak gerekir. Ya da siyasetçileri vurmanın bir aracı olmaktan çıkarmak gerekir. Tartışılması gereken tüm toplumsal sorunların kaynağında erkek egemenliğinin olduğu, kastik erkek katil zihniyeti aşılmadan hiçbir toplumsal (ekonomik, siyasal, eğitsel…) problemin aşılamayacağıdır. Aynı zamanda ölmüş bilimin peşinden gitmektense, egemenliğin hizmetindeki bilimi reddederek özgür ve sade bilim adımları atmanın da bu temelde yapılacak zihniyet devrimleriyle mümkün olacağı bilincini tartışmak ve geliştirmektir.

PaylaşTweetGönderPaylaşGönder
Önceki Haber

Jin Dergi’nin yeni sayısı yayında

Sonraki Haber

15 Şubat komplosu ve süreç

Sonraki Haber

15 Şubat komplosu ve süreç

SON HABERLER

15 Şubat komplosu ve süreç

Yazar: Yeni Yaşam
15 Şubat 2026

Cinsiyetçilik tüm toplum-kırımların kaynağıdır

Yazar: Yeni Yaşam
15 Şubat 2026

Jin Dergi’nin yeni sayısı yayında

Yazar: Yeni Yaşam
15 Şubat 2026

‘Hani derler ya kimsesizlerin kimsesi’

Yazar: Yeni Yaşam
15 Şubat 2026

Komplonun başlangıcı İmralı, devamı Rojava ve Başur

Yazar: Yeni Yaşam
15 Şubat 2026

Yerin üstü ‘altın’dan daha değerli!

Yazar: Yeni Yaşam
15 Şubat 2026

Suriye heyetiyle görüşen Kongre yetkilisi Shaheen’den ‘sürekli diyalog’ vurgusu

Yazar: Yeni Yaşam
14 Şubat 2026

  • İletişim
  • Yazarlar
  • Gizlilik Politikası
yeniyasamgazetesi@gmail.com

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

E-gazete aboneliği için tıklayınız.

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Görüntüle
  • Tümü
  • Güncel
  • Yaşam
  • Söyleşi
  • Forum
  • Politika
  • Kadın
  • Dünya
  • Ortadoğu
  • Kültür
  • Emek-Ekonomi
  • Ekoloji
  • Emek-Ekonomi
  • Yazarlar
  • Editörün Seçtikleri
  • Panorama
    • Panorama 2025
    • Panorama 2024
    • Panorama 2023
    • Panorama 2022
  • Karikatür
  • Günün Manşeti

© 2022 Yeni Yaşam Gazetesi - Tüm Hakları Saklıdır