Türkiye’nin siyasi atmosferi erken bir seçimi gerektiriyor ama Erdoğan kesin olarak böyle bir seçimin olmayacağını açıkladı. Ülke genelinde büyük bir tedirginlik yaşanıyor. Bir yandan Ortadoğu’daki savaş diğer yandan ekonomik zorluklar hepimizin yaşam şartlarını önemli derecede etkiliyor. İktidar daha doğrusu Erdoğan elindeki yetkiyi yandaşlarına peşkeş çekerek ülkeyi kaosa sürüklemeye devam ediyor. Bunları yazmayı bir vatandaş olarak dile getirmek mecburiyetinde hissediyorum. Ülkeyi bölme gibi niyetimde yok. Zamlardan dolayı kamburlar sırtımızda çoğaldı devenin sırtındaki kamburları geçtik. Bir insan yalnız bir simit ve bir çay için en az 40 TL ödüyor. Üç öğün bu tarifeyi yapsa ayda 3600 TL. Dört kişilik bir aileyi düşünün ayda 14.400 TL edecek. Ulaşım, eğitim, sosyal etkinlikler, kira, elektrik, su, telefon ödemesi, giyim, sağlık, asgari ücretle geçinen bir aile ne yapacak. Bu zorlukların yaşandığı ailelerde sorunlar daha da büyüyor. Ergen çocuklar olumsuz etkileniyor.
Güya aile yılı ilan edildi ama aileler paramparça olamaya devam ediyor. TV dizilerindeki mafya tiplemeleri gençlerimizi bu yaşam tarzına özendiriyor. Esasında RTÜK bu dizileri yasaklamalı. Toplum bu olumsuz yaşam koşullarında erken seçime olumlu bakıyor. Yargı desen dondurucu rafında beklemede, çünkü adalet bakanı topluma güven vermiyor. Halkın bilmesi gereken gerçekleri yazan gazeteciler cezaevinde. Gün yok ki operasyon haberleri olmasın. Tekrardan ünlülere operasyonlar yapıldı. O da yetmedi CHP’nin elinde olan Üsküdar Belediyesi’ne de operasyon gerçekleşti. Oldu olacak bütün muhalif belediyelere kayyum atayın da içiniz rahatlasın. İlginç olan hiçbir iktidar partisine bağlı belediyelere soruşturma dahi yok. Bu şartlar altında seçim bir an evvel muhakkak olmalı. Seçim olursa, demokrasi yaşanırsa hayat akışı değişir mi sorusu da aklımızda bulunsun.
MHP çalkantılı bir döneme girdi. Bir yandan Bahçeli’nin süreç ile ilgili ‘’oyalanmaya gerek yok’’ çıkışı diğer taraftan parti içindeki çıkar ilişkileri ve mafya bağlantıları iktidar ortağını zora doğru sürüklüyor. MHP hiçbir zaman iktidar heveslisi bir parti olmadı partinin en önemli tutumu kamudaki yerleşimlerde birinci parti olmaktı. Ayrıca mafya ilişkileri de çok önemli bir yer tutuyordu ayakta kalabilmek için. Mafya ve kamu elinde olduğu müddetçe gücün kendisinde olduğunun farkındalardı. Mafyatik ilişkilerde bağlantılar önemlidir. İzzet Ulvi Yönter ile Sedat Peker ve Veli Küçük diğer tarafta da Süleyman Soylu, Mehmet Ağar ile Alaattin Çakıcı çatışması bugünkü ortamı hazırladı. Bugüne kadar bu durumu iyi yönettiler ama bundan sonra ne olur bilinmez. Bakalım bu çatışmanın sonucunda erken seçime doğru bir adım atılır mı?
İran’da savaş tam hızıyla devam ederken Trump’ın iddia ettiği saldırı bu gece olacak mı? Böyle bir saldırının sonuçları bölgeyi nasıl etkiler dünya kamuoyu endişeyle beklemekte. Dünyanın en büyük endişesi acaba ABD İran’a karşı nükleer saldırı gerçekleştirecek mi? Hani bir söz vardır ‘’delidir ne yapsa yeridir’’ diye bunu yaşıyoruz bu günlerde. Trump saat başı değişken konuşmalarıyla dünya ile adeta dalga geçiyor. Bir yandan Kürtleri tehdit ederken diğer yandan Kürtlerin bu savaşa bulaşmamalarını öneriyor.
Suriye’deki gelişmeler hakkında ilerleme olduğu söylense de her şeyin rayına oturması için zamana ihtiyaç olduğu aşikâr. Kürtler bu kadar mücadeleden sonra kazanımlarını korumak için kararlıklarından vazgeçmezler. Nasıl ki Türkiye’de oyalanma olumsuz olarak nitelendiriliyorsa Suriye’de de oyalanmaya özellikle de esir takasında oyalanmaya gerek yok. Bu konuda SDG ağırlığını hissettirmelidir.








