Bugün Kürt meselesi örgütlü bir şekilde görünüyorsa, bu; Önderliğin ve yol arkadaşlarının büyük emekleri, fedakârlıkları ve kahramanlıkları sayesinde olmuştur. Aksi halde ‘Kürt yoktur’ anlayışı kırılamaz, dilimiz, kültürümüz ve değerlerimiz bugün bu noktaya gelemezdi
Şiyar Adıyaman
Halep’le başlayıp Rakka, Tabka ve Derazor’la devam eden saldırılar Kürdistan ve uluslararası siyasette geniş yankı uyandırdı. Bu saldırıları sadece Colani Hükümeti ve Suriye’yle sınırlı değerlendirmek doğru olmayacaktır. Bütün uluslararası ve bölgesel güçlerin dahil olduğu bir konseptin sonucu olarak bu saldırılar gelişti. Uluslararası anlaşma ve iş birliği çerçevesinde Kuzey Doğu Suriye’de Özerk Yönetime dönük başlayan saldırılara karşı Arap toplumu ve aşiretlerine zarar gelmemesi ve halklar arasında düşmanlıkların oluşmaması için SDG Rakka, Tabka ve Derazor bölgelerinden geri çekilme kararı aldı.
Önder Apo bu saldırıları 15 Şubat 1999 uluslararası komplosundan sonra ikinci uluslararası komplo olarak tanımladı. Nasıl ki 15 Şubat komplosu Önderliği ve Kürt halkının kazanımlarını hedef aldıysa bu komplo da aynı şekilde Önderliği, paradigmasını ve Rojava halkının kazanımlarını hedef aldı.
Son dönemlerde özellikle sosyal medyada SDG’ye yönelik yapılan uluslararası komplo ile bazı gericiler, önderliğimizin paradigmasını tartışma konusu yaparak özel savaş politikaları yürütmektedir. 1999’dan günümüze kadar bu komplo, aynı güçler tarafından tekrar edilmektedir. Amaç; Kürt halkını önderliksiz bırakmak, kontrolü kendi ellerinde toplamak ve kontrol dışı bir Kürt politikası oluşturmaktır. Bugüne kadar Kürtlere yönelik her yaklaşım taktiksel olmuş, hiçbir zaman gerçek bir statü verilmemiştir.
Kürtlerin Ortadoğu’da Önder Apo’nun felsefesiyle büyük bir aydınlanma yaşamasından kaynaklı bölge devletleri, uluslararası komplocularla ittifak kurarak sürece müdahale etmiştir. Süreç bilinçli biçimde bir bataklığa dönüştürülmüş, yaşanmaz hale getirilerek yönetilmeye çalışılmıştır. Kontrol altında tutulabilecek güçler yaratılarak Ortadoğu elde tutulmak istenmiştir. ABD, İsrail ve İngiltere; Kürt halkının haklı taleplerine karşı uluslararası normlardan yoksun, tamamen çıkara dayalı politikalar yürütmüştür.
Bugün sosyal medyada kendini Kürt olarak tanıtıp Önderliğin ‘’Demokratik Ulus’’ projesine dil uzatan bazı kesimler ortaya çıktı. Bunlar genel olarak Kürtlerin değer yargılarıyla ters düşen, gerici özel savaş elemanlarıdır. Kürtçe konuşup küfür eden bu kişiler, Kürt halkının emeğini yok saymaktadır.
Eğer bugün Kürt meselesi örgütlü bir şekilde görünüyorsa, bu; Önderliğin ve yol arkadaşlarının büyük emekleri, fedakârlıkları ve kahramanlıkları sayesinde olmuştur. Aksi halde “Kürt yoktur” anlayışı kırılamaz, dilimiz, kültürümüz ve değerlerimiz bugün bu noktaya gelemezdi. Kürt özgürlük hareketi, nerede olursa olsun Kürtleri dünya siyasetinin merkezine oturtmuş, inkârı kırmıştır. Elli yıldır bu değerler büyük bedellerle yaratılmıştır.
Rojava’da yaşanan uluslararası komplonun sebebi olarak Önderliğin paradigmasının yanlışlığı gibi sunulmaktadır. Eleştiri, düşünce ve öneri her Kürdün hakkıdır; tartışma özgürlüğü herkes için geçerlidir. Ancak konu Kürt ve Kürdistan olduğunda birlik olmak Kürtlerin en doğal hakkıdır. Buna rağmen bazıları ucuz kahramanlık yaparak, düşmanlarla aynı telden çalıp Önder Apo’ya ve paradigmasına küfür ederek kendini kahraman gibi göstermeye çalışmaktadır. Bu kişiler geçmişte Kürt halkı için hangi fedakârlığı yapmıştır? Tam aksine bunlar Kürt halkının değerlerini satarak kendilerine alan açmışlardır.
Kürt sorununu uluslararası bir sorun haline getiren başta İngiltere, ABD ve İsrail’dir. İngiltere tarih boyunca Selefi, Vahabi ve radikal İslamcı yapıları kullanmış; bugün de benzer biçimde Ortadoğu’yu kana bulayan politikalar yürütmektedir. Ortadoğu’daki bugünkü bataklığın baş sorumluları İngiltere, ABD, İsrail, Türkiye ve Suudi Arabistan’dır.
Sorun paradigma değildir; Bugün dünya siyasetine yön verenler, yönetenler Epstein dosyalarıyla ifşa olanlardır. Asıl sorun bu ahlaksız güçlerin kurduğu tuzaklar, planlar ve komplolardır. Kürtlerin haklı davası, Ortadoğu’da en fazla kabul gören ve büyük fedakârlıklarla ayakta duran bir paradigmadır. İnançlar ve mezhepler bu paradigma içinde kendini daha özgür ve huzurlu ifade edebilmektedir.
Kürt halkına karşı uluslararası güçler tarafından yürütülen yok etme politikalarına karşı en büyük mücadele, Önderlik ve özgürlük mücadelesiyle verilmiştir. Barıştan söz edenlerin samimiyeti, inkâr ve yok etme politikalarıyla çelişmektedir. Gerçek barış, geçmişle yüzleşmekten ve samimi adımlar atmaktan geçer.
Önderlik, tek taraflı olarak atılması gereken tüm adımları atmış, silahsız ve demokratik çözüm konusunda ısrarcı olmuştur. Buna rağmen devlet eski alışkanlıklarından vazgeçmemiş, süreci uzatmayı tercih etmiştir. Kürt gençleri ve kadınları için onur ve özgürlük her şeyin üzerindedir. Bu değerler hafife alınamaz.
Kürtler artık basit bir azınlık değildir; dört parçada ve dünya genelinde örgütlü, bilinçli ve güçlü bir halktır. Bundan dolayı kendi kaderini tayin etme iradesine de sahiptir. Demokrasi, karşılıklı güvenle mümkündür. Ulus-devlet modeli Ortadoğu’ya huzur getirmemiştir. Demokratik konfederal sistem, bölge için en doğru ve kalıcı çözümdür.
Kürt halkı Ortadoğu’da ve Kürdistan’da tüm halklarla kardeşçe bir arada yaşama iradesini, önderliğin paradigması temelinde büyütmeye devam edecektir. Kimse Kürtlerin adına karar alamaz. Çünkü Kürtler Önder Apo’nun rehberliğinde kendi geleceğini kendi belirleyecek güce ve bilince ulaşmıştır.









