Belgesel yönetmeni, araştırmacı yazar Caner Canerik kitabı, çalışmaları ve yolculuğu hakkında gazetemizin sorularını yanıtladı:
- Söyleşilerimin ilgi görüp görmemesi aslında benim için çok önemli değil. Bu topraklarda yaşanmış ve artık terk edilmiş olan hikâyelerini yarınlara aktarmayı amaç edindim, bedeli biraz ağır oluyor olsa da topluma olan bir borcun ödenmesi daha önemli’
- Sabe, anlatılarına kaynak olarak Sey Rıza’nın yanında çobanlık yapan eşini gösteriyor. Sey Rıza’nın da Dünya’nın altını ve üstünü bildiğini, bu bilgiye de sandığında gizli olan bir kitaptan ulaştığını söylüyor. Bu sandığın akıbeti ise belirsiz.’
- Sabe, Kırmanciye’dir. Dêrsim’de artık hükmü kalmamış, yok olmakta olan bir kültürün son temsilcilerinden bir tanesidir. Sabe bilge, yaşlı, vahşi kadındır.
Duygu Kıt
Belgesel yönetmeni, araştırmacı yazar Caner Canerik belki de hafıza ve tanıklık kaydı için yapması gereken ve aynı zamanda en iyi bildiği şeyi yapıyor: Köklerinden ayrılmamak. Köklerine dönmek ve onlarla yürümek. Yaklaşık yirmi yıldır Dêrsim’in her insanına ve her santimine uğrayan, onlarla tanışıklık kuran Canerik kitap serüvenine bu kez Dêrsim mitolojisinin, tarihinin, inancının ve kültürünün izini sürdüğü “Sabe” kitabı ile döndü. Canerik’in aktarımına göre Sabe dokuz yıllık bir emeğin ve kırk kaydın sonucunda yerini buldu, okuyucuyla buluştu. Sabe’yi diğer kitaplarından ayıran temel özellik ise onun toprağın ve Dêrsim’in kadim hafızasını taşımasında, okuyucuya ise kaynaklık etmesinde yatıyor. Belge kaynak olarak da Dêrsim’in alternatif tarihine önemli bir katkı olan Sabe kitabı, çalışmaları ve yolculuğu hakkında Caner Canerik ile konuştuk.
Sabe kimdir?

Sabe, Kırmanciye’dir. Dêrsim’de artık hükmü kalmamış, yok olmakta olan bir kültürün son temsilcilerinden bir tanesidir. Sabe bilge, yaşlı, vahşi kadındır. Sabe, 1938 Öncesi Dêrsim’i bize aktaran bir taşıyıcı, kendi dertlerini masallaştırarak anlatan bir masal yaratıcısı, Amerika diye bir ülkenin varlığını duymuş hala inanamamış olan, Güneş’in kutsallığına inanan ve ibadetini ona göre yapan, onun 12 dağın üzerinden dolaşıp gelerek yeniden doğduğuna, evlerin, dağların, çeşmelerin sahipleri -melekleri- olduğuna, bedensel ölümle birlikte insan ruhunun kişiliğine göre farklı canlılarda yaşama geri döndüğüne inanan, Dêrsim hafızasını günümüze taşıyan, son gününe kadar kimseye muhtaç olmadan, ayakları üzerinde durmayı başaran gururlu, güzel bir insandı.
Sabe, Dêrsim’in kayıp kültürüne dair neler anlatıyor?
Dêrsim’in, eskilerin tanımıyla “Kırmanciye” dediği kültürün bugün tamamına yakınının kayıp olduğunu söyleyebilirim sanırım. Eski yaşama dair hemen hemen tüm değerler yok oldu. Bu bağlamda inanç kuşkusuz ki çok önemli bir yer tutuyor. Bu bağlamda Sabe’nin anlatılarının önemli bölümünün birçoğumuz için “kayıp kültürün” bir parçası olduğunu söyleyebiliriz. Bugün popüler anlamda söyleyecek olursam; kim tarafından, nasıl ortaya atıldığı bilinmeyen ve yaygınlaşan ama bölge kültürüne aykırı durumlar taşıyan Munzur Bava efsanesi bölgede en çok anlatılan efsanelerden bir tanesi. Peki, bu aykırılık barındırıyor, bölge kültürüyle uyumsuz ise gerçek hikâye nerede? İşte o gerçek efsane Sabe gibi popüler kültürden, değişimden etkilenmeyen insanların hafızalarındaydı. Kayıp olan, bilinmeyen ve Sabe Çelik’in anlatısıyla birlikte ortaya çıkan Munzur Bava efsanesinin önemli bir kültürel kazanım olduğunu düşünüyorum.
Dışarıya kapalı, içeride kendi kendine yaşamı anlamlandırmaya çalışan insanların anlatıları günümüz bilgisiyle karşılaştırıldığında gerçeküstü olarak kabul edilecek dahi olsa, bu bilgiler Dêrsim halkının geçmiş ile bağ kurmasına yardımcı olacak, 38 öncesi hayatlarına dair çok somut olmasa da izler/veriler taşıyacaktır. Kayıp halkaların tamamını aktarıyor mu? Hayır, aktarmıyor ama büyükçe bir boşluğu da dolduruyor. Vergi defterleri, savaşlar, göç hareketleri, gezgin notları haricinde, Osmanlı raporları haricinde, Dêrsim halkının tarihini/hafızasını bize taşıyan bir çalışma oldu. Bu bağlamda da Kırmanciki versiyonunda kişisel anlatılar haricinde anlatıların tamamına yer vermeye çalıştım. Aktarılan bilginin değerlendirilip yorumlanması ise yine uzmanların işi.
Sabe, Dêrsim mitolojisinde hangi figürlerden bahsediyor?
Sabe… Sabe’yi bilge kadın anlamında kullandığım için bu sıfatla hitap ediyorum. Bu bağlamda yanlış anlaşılmak da istemem. Sabe, anlatılarında şöyle bir tarihsel gerçekliğe rastlıyoruz. O da şu: İnsanlık tarihinde hâkim dini akımlara karşı, azınlık, yerel halklar iki kültürü sentezleyerek yeni değerler yaratmışlardır. Bu bağlamda Dêrsim’de Güneş’e inancın devam etmesi ama Mıhemmed/Muhammet olarak tanımlanması, Ay’ın da bazı bölgelerde Oli’nin ya da Ali’nin sureti, bazı bölgelerde de Ana Fatma olarak tanımlanarak kutsiyetinin sürdürülmesi bu yönteme iki kısa örnektir. Şunun için söylüyorum, Sabe’nin anlattığı yaratılış mitolojisinde ilk aşamada Oli/Ali karakteri vardır. Bu kişinin günümüzde bilinen Hz. Ali olabilmesi imkânsız ve anlatının kendisiyle çelişiyor olsa da Sabe, eski anlatıyı yeniye uyarlayarak yaratılış mitolojisini aktarmıştır. Bu bağlamda antik Yunan mitolojisinde, “Toprak ana” olarak yer alan Gaia ve Sabe’nin aktardığı “Ga” figürü ilginç bir benzeşmeye işaret etmektedir. İsim benzerliği olarak görünse de, yaratılış sürecinde kuraklıktan kavrulan dünyaya suyun gelmesini üzerine yatarak -bir başka anlatıda önüne yatarak- engelleyen Ga’dır. Yorumlanmasını uzmanlara bırakmak isterim ama benzeşme ilginçtir.

Sabe’nin doğayla kurduğu bağ kişisel mi yoksa genel bir Dêrsim anlatısı mı sizce?
Sabe, doğayla iç içe yaşayan toplumun bir ferdi olduğu ve o toplumsal değerlerle kişiliği şekillendiği için kişisel olarak tanımlamak pek mümkün değil. Özellikle köyde yaşadığı dönemlerde doğal felaketlere karşı kutsal mekânların koruyucularına inanması/sığınması, sağlık sorunlarında doğadan derman aramasından başka şansı yoktur. Karınları şişen çocukları için bir dağ keçisi işkembesinin sıcağı sıcağına getirilerek yapıştırılması toplumsal hafızanın öğrettiği bir bilgidir ama onun getirilmesi Sabe’nin kişisel tercihidir dersem sanırım eksik ya da yanlış olmaz.
Doğadaki tüm gelişmeler hayatlarını birebir etkilediği için, kurduğu bağ hem toplumsal hem de kişiseldir. Basit bir örnek; tarla sulaması yapılırken kavak ağaçlarının gölge boyları referans alınırmış. Gölge bir yere atınca biri sular, öteki yere atınca bir başkası tarlasını sulamaya başlarmış. Bununla birlikte kutsal kabul edilen ve şifa verdiğine inanılan dağ, su, ağaç gibi kutsiyet atfedilen doğal unsurlar Sabe’nin ait olduğu kültürün ortak değerleridir.
Dêrsim’in mitolojik figürlerinin kaynağı nedir? Başka halkların mitolojisi ile örtüşen yerler var mı?
Sabe, anlatılarına kaynak olarak Sey Rıza’nın yanında çobanlık yapan eşini gösteriyor. Sey Rıza’nın da Dünya’nın altını ve üstünü bildiğini, bu bilgiye de sandığında gizli olan bir kitaptan ulaştığını söylüyor. Bu sandığın akıbeti ise belirsiz. 2024 Yılında Munzur Üniversitesi’nde görevli bir hoca sandık görselini paylaşmış olmasına rağmen içeriğine dair bilgi vermedi. Kitap sandığın içinde miydi, kitabın içeriği neydi, Sey Rıza bilgiyi gerçekten kitaptan mı öğrendi yoksa sözlü kültürün bir parçası olarak aktarıla gelen bilgilerdi, bilemiyoruz. Bununla birlikte, anlatıların da bildiğimiz kadarıyla dünya halklarının mitolojik anlatılarıyla benzeş çok yönünü olduğunu görebiliyoruz. Ga ve Gaia benzeşmesi sanırım bu bağlamda en çarpıcı örnektir. Yunan mitolojisinde, yeryüzünün vücut bulmuş hali, “Toprak ana” olarak tanımlanan Gaia’nın, Sabe anlatılarında suyun yeryüzüne çıkmasını engelleyen Ga olarak var olduğunu düşünüyorum. Çünkü anlatının ilerleyen bölümünde suyun yeryüzüne çıkması için Oli’den bir anlamda nikâh istemiş olması, onun dişil kimliğine işarettir. Ga, Kırmanci öküz anlamına gelse de anlatının devamındaki nikâh -isim verme- istemi onun dişilliğine işarettir. Nitekim Oli, ismini ona vermeyi kabul ettikten sonra Dünya kuraklıktan kurtuluyor ve yaşam başlıyor. Bundan başka da yaratılış mitolojisinde birinde Kurt ana ve onun çocuklarının farklı canlılara dönüşümünü referans alırsak, Türk, İskandinav, Antik Yunan ve Roma mitolojilerine dolaylı olarak benzeştiğini görebiliriz.
Keza, masal olarak anlatılan Büyük İskender’in boynuzları efsanesi de ilginçtir. Ovacık ilçesinin bir dağ köyündeki bir insanın bu efsaneyi bilmesi elbette ki okuyarak öğrenilmiş değil, aksine sözlü bilgi aktarımıyla sağlanmıştır. Keza Dêrsim’de ip üzerinden gelecek okuma ya da geçmişte olup biten nedenin ortaya çıkarılması yönteminin de Antik Yunan döneminden kalma bir inancın parçası olduğunu düşünüyorum. Keza dönem inancında, Moiralar olarak bilinen Kader Tanrıçası üç kardeş insan kaderlerini iplere örerler. Günümüzde sürdürülen bu ritüelin, birkaç bin yıllık bir kültürün son izdüşümleri olduğuna inanıyorum. Sabe, sıkıntı ya da sorun yaşadığı dönemler pir ya da bavaya giderek geleceğini okumasını istemiş ve muhatap kişi de ipe bakarak sebep ya da sonuç konusunda bilgi vermiştir. Şunu da eklemek isterim ki mitolojik bilgi birikimim kapsamlı bir araştırma ve çözümleme konusunda yeterli olmadığı için anlatıları tam olarak çözümlemem mümkün değil.
Geniş bir teşekkür listesi var, bu çalışma ne kadar sürdü, hangi aşamalardan geçti?
Geniş teşekkür lisesinin önemli bir bölümü Kırmanciki olarak yayın sürecinde verilen destekten kaynaklanıyor. Kırmanciki bir eserin matbaa baskısı ve yayını için cebinizden ödeme yapmanız gerekiyor. Karşılıksız basan herhangi bir yayınevi görmedim, duymadım. Ticari kaygılarla haklı olsalar da Kırmanciki olarak bir eser yazmak yetmiyor ve onun da yayını için aslında ciddi bir rakamlar da gerekiyor. Herhangi bir kurumsal, STK desteği ya da bir proje kapsamında üretmediğim için sosyal medya aracılığıyla yaptığım çağrıya dönüş yapan çok ya da az destek veren herkesin adına listede yer verdim.

Sabe ile ilk kayıt 2017 Şubat ayında gerçekleştirildi ve üç yıl boyunca 45 görüşme gerçekleştirilip 40 kayıt alındı. Pandemi süreciyle kayıtlar aksamış olsa da 2020 yılında hayatını kaybetti. Anlatılan bölgeyi çok tanımadığım için anlatıda yer alan isim ve tamlamaları anlamak zor oldu. Şive farkından dolayı çeviride zorlandığım çok zaman oldu. Sonuçta, bizden iki önceki neslin dünyasıydı ve yabancısı olduğumuz pek çok kavram da vardı. Önce anlatı dilinde deşifre edildi, Kırmanciki. Sonra Türkçe’ye çevrildi ve bir yıldan fazla süren redaksiyonu yapıldı. Keza Türkçe ve Kırmanciki yazımlarının tamamlanması, ilk söyleşiden 9 yıl sonra tamamlanabildi. 220 civarında, ayrı başlık halinde anlatıları bir araya getirildi. Dêrsim kültür ve yaşamına dair farklı konularda Sabe’nin yani onun şahsında eski Kırmanciye dünyası aktarıldı. Türkçesi biraz daha kısaltılmış olsa da, Kırmanciki yazımının kaynak oluşturması açısından anlatıların bazen farklı yorumlarına da yer verildi.
Sonraki çalışmalarınız hakkında bilgi alabilir miyiz?
Kamile Dêrsim diye adlandırdığım proje kapsamında farklı birçok alanda, çok fazla insandan yaptığım derlemelerim var. Dêrsim Masalları I ve II bu bağlamda bir ilk oldu; Sabe, ikinci eser olarak yayınlandı ve 846 sayfa. Kayıt etme sırasına da biraz dikkat ederek, yapılan söyleşileri kişilerin isim ve fotoğraflarına da yer vererek yayınlamayı planlıyorum. Şehriban Aktaş adında yüz yaşın üzerinde kaybettiğimiz kamil insanımızın anlatımlarını da tamamladım sayılır. Birkaç son okuma gerekecek ve ağırlıklı olarak anlattığı masallar ve heqet (hikayet) yer alacak. Anlatıların, kişilerin kendi isimleriyle yayınlanmasının daha doğru olacağına inanıyorum. Çok kısa söyleşileri bulunan kişi söyleşilerini de muhtemelen bir arada yayınlayacağım. İlgi görüp görmemesi aslında benim için çok önemli değil. Bu topraklarda yaşanmış ve artık terk edilmiş olan hikâyelerini yarınlara aktarmayı amaç edindim, bedeli biraz ağır oluyor olsa da topluma olan bir borcun ödenmesi daha önemli.
*Sey Rıza: Seyit Rıza









