Kron hastası Devrim Ayık, sağlık hakkına erişmediği gibi bu talebini dile getirdiği için kolluk kuvvetleri tarafından elleri kelepçeli bir halde darp edildi, ‘slogan attı’ gerekçesi ile iletişim cezası verildi
Şirin Bayık
Türkiye cezaevlerinde, mahpuslara yönelik başta sağlık hakkı gibi temel haklar ihlal edilmeye devam ediliyor. Tecrit sistemine dönüşen infaz rejimi içerisinde hayatta kalmaya çalışan isimlerden biri 35 yaşındaki Devrim Ayık. 2015 yılında cezaevine giren Ayık’ın, birçok sağlık sorunu olmasına rağmen tahliye talebi reddediliyor. Bu infaz rejiminde hasta mahpus Devrim Ayık’ın 11 sene içerisinde neler yaşadığını annesi Hülya Ayık’tan dinledik.
Cezaevinde hastalığı ilerledi
“Devrim, 2015 yılında cezaevine girdi. İzmir Kırıklar F Tipi’ne götürüldü. O zaman İzmir’de evine yapılan bir şafak operasyonda ‘örgüt üyeliği’ suçlamasıyla gözaltına alınıp tutuklandı. Devrim, Kron (Chrohn) hastası. Cezaevinden önce ilk ameliyatı geçirmiş ve 60 cm bağırsağı alınmıştı. 2017 yılında cezaevindeyken hastalığı ağırlaştı. İkinci ameliyatını cezaevinde geçirdi. Ameliyatlı haliyle daha dikilişleri açılmadan zaten hastaneden cezaevine geri götürülmüştü ve dikilişlerinin açıldığı hafta da Antalya S Tipi’ne sevki gerçekleştirmişti. 2019’da tahliye oldu. Lakin tahliye olduktan kısa bir süre sonra tekrar hastane bahçesinde gözaltına alınıp tutuklandı.
Üniversite gençleriyle beraber hastane bahçesinde oturup şarkı söylemişler, halay çekmişler gerekçesiyle tekrar gözaltına alınıp tutuklandı. 2019’un sonlarına doğru tekrar tahliye oldu. Dosyasından dolayı ev hapsiyle tahliye oldu ve sonra tekrar tutuklandı. O günden beri halen cezaevinde. Yani 2015’ten bu yıla kadar diyebilirim ki sadece bir yılını dışarıda geçirebildi.”
Tedavi işkenceye dönüştü
Devrim’in sağlık durumu hakkında bilgi veren Hülya Ayık, “Şuan Devrim’in birden fazla ciddi hastalığı var. Sağ gözü tamamıyla işlevini yitirmiş, sol gözü de miyop şu an 34 dereceye ulaşmış bir durumda. Aylardır yeni gözlüğe erişmesi için sürekli dilekçeler yazıyoruz. Sürekli cezaevi müdürü ile görüşüyoruz, savcıyla görüşüyoruz vesaire. Ama nihayetinde yeni gözlüğüne ulaşamıyor maalesef. Doktor ona yeni gözlük ve mercek yazacağını söylemiş olmasına rağmen herhangi bir reçete yok ortalıkta. O yüzden sol gözü de şu an sıkıntı. Akıllı iğneye başlamışlar ama doktorların deyimiyle hastalığı kontrolden çıkmış. Akıllı iğne bile cevap olmuyor bu hastalığa. Bir insana böylesi işkence de gerçekten vicdanen kabul edilecek bir şey değil” şeklinde konuştu.
Tedavi yöntemlerine erişemiyor

Anne Hülya Ayık, oğlunun sağlık durumunun gün geçtikçe daha da kötüleşmesine ilişkin hukuki birçok başvuruda bulunduklarını ancak olumsuz yanıt aldıklarını belirtti. Hülya Ayık, “Adalet Bakanlığı’na, CIMER’e başvurularımızı yapıyoruz. Ama maalesef ki hiçbir başvurumuz olumlu sonuçlanmıyor. Tedavi boyutuyla tedavi edilmesi gerektiğini, cezaevi koşullarının sağlıklı olmadığını belirtmemize rağmen işte tedavisini gerçekleştirmek için sürekli hastaneye gidip geldiğini belirtiyoruz. Hatta benim bu konuda CİMER’e birkaç tane şikayetim daha var. Cezaevinden hastaneye götürüp getiriliyor bizim başvurularımız neticesinde, lakin önemli olan götürüp getirmek değil, önemli olan sonuç odaklı götürüp getirmek. Yani çoğu zaman götürüyorlar ama ‘randevuya geç kaldın’ diyerek geri getiriyorlar.
Bazen ‘doktor yok’ deniliyor veyahut da çok geç götürdüklerinden kaynaklı yeniden tahlil yapılması gerekiyormuş vesaire. Yüzde 80’i diyebilirim ki sonuçsuz kalıyor bu hastaneye götür getir meselesi. Bu da Devrim için işkenceden başka bir şey değil yani. Her seferinde o hasta haliyle ringde hastaneye götür, getir, çift kelepçeyle doktorun karşısına çıkarma veyahut da nezarette akşama kadar tutulma vesaire. Bu işkenceden başka bir şey değil. Bizim istediğimiz gerçekten somut adımların atılabileceği bir tedavi yönteminin oluşturulması” dedi.
Hastanede darp edildi
Devrim Ayık’ın bırakın sağlık hakkına erişmesini, bunu talep ettiği esnada darp edildiğini anlatan annesi Hülya Ayık, yaşananları şöyle aktardı:
“4 yıl önce Eskişehir’de KBB (Kulak, Burun, Boğaz) doktoru kendisinin acilen ameliyat olması gerektiğini belirtmişti. Antalya’ya getirildikten sonra da doktor, ameliyat olması gerektiğini söyledi. Testler ve tahliller yapıldı. Ancak 8 ay sonra ameliyat için gün verilecekken başka bir doktora götürülüyor ve bu doktor da ameliyata gerek olmadığını belirtiyor. Devrim buna itiraz ederek ameliyat günü alması gerektiğini belirtmiş. Doktor ona ‘Bana ne, ben yapmıyorum’ diye cevap vermiş. Bunun üzerine kolluk kuvvetleri Devrim’in kolundan tutarak dışarı çıkarıyor ve doktorla iletişimi kesiyorlar. Devrim dışarda ilk doktorunu görünce ve kolluk kuvvetlerinden konuşmak için ‘Bu doktor benim ameliyat olmam gerektiğini söylemişti. İki dakika benim için yazı yazsın, bir 8-9 ay daha sevk için beklemeyeyim’ diye ricada bulunuyor. Ama asker kelepçenin ortasından tutup koridorun sonuna kadar çekiyor. Devrim ne kadar ısrar ediyorsa da bunlar merdiven başına kadar onu çekiyor kelepçenin ortasından tutarak. Devrim de artık canının acıdığını, kollarının acıdığını ve eğer halen kelepçenin ortasından çekmeye devam ederse slogan atacağını belirtiyor. Bunlar ısrarla dördüncü kattan -2’inci kata kadar Devrim’i kelepçenin ortasından tutarak merdivenlerden sürüklüyor. Devrim de akabinde ‘insanlık onuru, işkenceyi yenecek’ sloganını atıyor. Devrim’i altı kat boyunca sürükleyerek götürüyorlar. Kameraların olmadığı yerde merdiven boşluğuna fırlatıyorlar ve hala kelepçenin ortasından tutarak tekmelerle, yumruklarla saldırıyorlar. Devrim her ne kadar hasta ve ameliyatlı olduğunu belirtse de askerler daha büyük bir nefretle, kinle karnına tekmeler savuruyor. Yani bu gerçekten hasta bir insan için ahlaki değil ya bir hasta insana bu muameleyi yapmak ne vicdanîdir.”
Öte yandan Devrim’in bu olay sonucunda darp raporu aldığını belirten Hülya Ayık, slogan attığı gerekçesi ile Devrim’e bir aylık iletişim cezası verildiğini de dile getirdi.
Pazarlık konusu yapılamaz
Bu infaz rejimi karşısındaki itirazını yükselten Hülya Ayık, “Gerek annesi, gerekse Tuay-Der Antalya İl Yöneticisi olarak sadece Devrim değil, Devrim şahsında bütün hasta tutsaklarımızın bir an önce amasız fakatsız tahliyesini talep ediyoruz” dedi. Ayık, son olarak şunları söyledi; “Sayın Öcalan’ın başlattığı barış ve demokratikleşme süreci var, görüşmeler yapılıyor. Bir taraf üzerine düşen her şeyi yapmışken devlet tarafının özellikle hasta tutsakları ellerinde rehine gibi tutmaları kabul edilecek bir şey değil. İnsanlık hayatı hiçbir kanuna, hiçbir bir koşula değiştirilmeyecek değerdedir. Pazarlık konusu edilecek bir durum değildir. Biz bunları kabul etmiyoruz. Ne aile olarak kabul ediyoruz, ne toplum olarak kabul ediyoruz.”
Bir an önce adım atılmalı
Son olarak taleplerini ve beklentilerini dile getiren Hülya Ayık, “Bir örnek olarak Devrim’e bakıldığında, gerçekten hastalıklarını saymakla bitiremediğimiz bir insan. Gerek ağzında diş kalmaması, gerek Kron hastalığının bu kadar kontrolden çıkmış olması, gözlerinin görmemesi, kulakların işitmemesi. Yani Devrim’in dışarıda olması devlete ne kadar büyük bir tehlike arz edebilecek? Biz bu konuda bir an önce adımların atılmasını talep ediyoruz. Bu yeni infaz düzenlemesinin bir an önce gerçekleştirilmesini talep ediyoruz. Biz artık cezaevlerinden tabut almak istemiyoruz” dedi.









