1990’larda JİTEM ve benzeri karanlık yapılar eliyle sahada yürütülen özel savaş politikaları, bugün dijital dünyada organize ağlar ve bot hesaplar üzerinden sürdürülüyor. Dün köyleri boşaltan, faili meçhullerle korku salan o paslı akıl, bugün sosyal medya koridorlarında karakter suikastları yaparak halkın öz iradesine pusu kuruyor
Amed Bakurî
Toplumsal kimlikler ve siyasal iradeler; masa başında hazırlanan kurgularla değil, elli yıllık amansız bir kavgada, zindanların kör karanlığında ve her gün ödenen ağır bedellerle inşa edilir. Kürt özgürlük mücadelesi de tam da bu devasa emeğin, süzülerek gelen bir halk gerçekliğinin adıdır. Ancak bugün bu köklü çınar, sosyal medyanın konforlu ama kirli köşelerinden yükselen sistemli bir algı operasyonuyla, içeriden zayıflatılmak ve tarihsel bağlamından koparılmak isteniyor. Karşımızda duran şey sıradan bir fikir ayrılığı değil, kolektif hafızayı hedef alan dijital bir kuşatmadır.
Bu saldırılar artık 90’lı yıllardaki gibi kaba ve doğrudan bir “devlet diliyle” yürütülmüyor. Aksine, çok daha sinsi ve maskeli bir yöntem izleniyor. Kendisini “radikal muhalif”, “eleştirel akıl” veya “yeni nesil milliyetçilik” ambalajıyla pazarlayan bu sosyal medya profilleri, aslında toplumun savunma reflekslerini felç etmeyi amaçlıyor. Hiçbir yapıcı öneri sunmayan, sadece yıkmaya ve itibarsızlaştırmaya odaklanan bu dil, fark edilmeden içselleştirilmesi hedeflenen zehirli bir tohumdur.
Burada hayati bir ayrımı net koymak zorundayız: Eksikleri cesaretle söyleyen ve samimiyetle çözüm arayan her ses baş üstündedir. Başkaldırının ve devrimci ahlakın doğasında eleştiri en güçlü dinamiktir. Ancak bizim sözümüz; eleştiri kisvesi altında bilinçli bir psikolojik harp yürütenlere, hareketi toplumsal zemininden koparmaya yeminli olan “dijital kontra” faaliyetlerinedir. Bu, demokratik bir hak kullanımı değil, sistematik bir çürütme operasyonudur.
Frantz Fanon, sömürgeciliğin en kalıcı başarısının sömürgeyi zihnen kendine benzetmek olduğunu söylerken bugünü işaret ediyordu. Bugün özgürlük paradigmasına, kadın özgürlükçü çizgiye ve “halkların kardeşliği” gibi evrensel kazanımlara saldıranlar; sömürgeci aklın dilini, cinsiyetçiliğini ve kaba güç tapıncını kuşanıp bunu “ulusal çıkarcılık” diye servis ediyorlar. Bu bir paradokstur: Sömürgecinin yöntemini kullanarak sömürgeden kurtulamazsınız; sadece yeni bir kölelik biçimine imza atarsınız.
1990’larda JİTEM ve benzeri karanlık yapılar eliyle sahada yürütülen özel savaş politikaları, bugün dijital dünyada organize ağlar ve bot hesaplar üzerinden sürdürülüyor. Dün köyleri boşaltan, faili meçhullerle korku salan o paslı akıl, bugün sosyal medya koridorlarında karakter suikastları yaparak halkın öz iradesine pusu kuruyor. Amaç dün de aynıydı bugün de aynı: Kürt halkını kendi öz değerlerinden, örgütlü yapısından ve tarihsel yürüyüşünden koparmak.
Sonuç olarak; bu hareket kelimelerle, tweetlerle veya sanal rüzgârlarla kurulmadı ki bu yöntemlerle tasfiye edilebilsin. Bu tarih, emekle ve ağır bedellerle yazıldı. Hiçbir dijital manipülasyon, bu devasa birikimin ve köklü ağacın tek bir yaprağını bile sarsmaya yetmeyecektir. Gerçek direnişçiler; sanal gürültüye kulak asmayan, sokakta, alanda ve yaşamın her anında o paradigma için yaşamını ortaya koyanlardır. Bu tarihsel mirası, dijitalin yalanlarına karşı savunmak, sadece siyasi bir görev değil, onursal bir sorumluluktur.








