Diploma konusu Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı adaylığı sırasında gündeme düşmüştü. O dönem bu konu üzerine tam anlamıyla tepki konulsaydı bugün daha başka bir Türkiye’de yaşamış olacaktık. Muhalefet bu konuda sınıfta kalmıştır maalesef. Ne zaman ki İBB başkanı İmamoğlu cumhurbaşkanı adaylığını açıkladı işte o zaman dananın kuyruğu koptu. İmamoğlu’nun diploması tartışmaya açıldı sonuç ortada. Şimdi tekrardan Özgür Özel bu konuyu mitinglerde ‘’diploman nerede’’ diye sormaya başladı. Bunun üzerine Erdoğan’ın avukatları cumhurbaşkanına hakaret iddiasıyla kendisine dava açtılar. Mahkemede Erdoğan’ın avukatları “Erdoğan cumhurbaşkanı olduğu için diploması vardır” dese de savunma avukatları “madem var o zaman mahkemeye ibra edilsin” dediler. Hâkim o zaman diploma gelsin dosyaya koyalım kararı verdi. Bu sefer hâkime sen kimsin anlamında karşılık verildi. Erdoğan bu sorunu çözebilir ve mahkemeye diplomasını gönderir ve konu kapanır. Bir yandan diploması var olan cumhurbaşkanı adayı hapisteyken diğer yandan diploması olmayanın cumhurbaşkanlığı görevini yapması ne kadar doğrudur. Yargı sisteminin de bu konuda güvenden uzak tavır alması kamu vicdanını sızlatıyor. Bu konuyu bütün partiler mecliste soruşturmalı ve mahkemeye başvuru yapmalıdır. Seçimler yaklaşırken bu konu açığa çıkmalıdır. Erdoğan’ın diploması için iki önemli veri var. Biri askerliğini yaptığı zamanki başvuru diğeri belediye başkanlığı adaylığında ve başbakan olduğu zamanki başvurusunda kimlik bilgileri bulunur, bunlara ulaşmak zor olmasa gerek. Bakalım yeni adalet bakanı bu konuda nasıl bir tavır alacak.
Konu adalet ve hukuk işleyişi olunca ülkemizde gerçekler bir türlü mahkemelerde kabul göremiyor. Yeni bakan makamı gereğince iktidara uygun adım atması gerektiğinin farkında ve hemen devreye de girdi. Avukat görüşmelerine kısıtlama getirmekle ve gerçekleri yazan gazeteci Alican Uludağ’ın gözaltına alınmasında uyumunu belli etti. Alican gazeteci olarak kamuoyunu ilgilendiren haberleri çarpıtmadan yazdığı için tutuklandı. Hukukun atama bir bakanla, daha doğrusu talimatla görev yapanların adaleti nasıl uygulayacakları konusunda toplumda büyük bir endişe var. Sarayın onayı olmadan hiç kimse bir adım dahi atamıyor. Zaten talimat açıkça adalet bakanına bildirildi. ‘’Akın çalış’’ sözü bu anlama geliyor. İlkokullarda duvarlara yazı asarlardı ‘’Ali topu tut’’ gibi şimdide her iki bakan ‘’seçime çalış’’ modunda görevlerini yerine getirecekler. Seçimler yaklaşırken muhalefetsiz bir seçim senaryosu devreye sokulmak isteniyor, bu da atanan her iki bakanın tavırlarında vücut buluyor. Babadan oğula devredilecek bir sistemin taşları döşeniyor. İnsanlar umut etmeyi, umutlu olmayı sever. Yeni adalet bakanı atanınca belki bazı konular netleşir rahat nefes alırız diye sözde umut taşıyanlar da çaresizlikle baş başa kaldılar.
Bir yandan adaletsizlik diğer yandan ekonomik sıkıntılar ve açlıkla boğuşan bir toplum var. Bir de Terörsüz Türkiye hamlesi vardı ama halen bir sonuç çıkmadı. Kürt sorunun adı bile konulmazken raporun ne anlamı var. Ortada somut bir adım yok zamana yayılmış bir prosedür işliyor o kadar. Erdoğan son açıklaması çok dikkat çekiciydi. “23 yılda kimsenin hayat tarzına müdahale etmedik, özgürlük alanlarını sınırlandırmadık” dedi. Herhalde bu son yirmi üç senedir bizim başımıza gelenler, tabiri caizse pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. Kendimden örnek vereyim sekiz senelik KHK’lıyım ve davam devam ediyor. Resmi gazeteden öğrendim işten atıldığımı. Neden atıldığım konusu da herkesin suçlandığı gibi kopyala yapıştır değerlendirmesi ile oldu. Benim gibi binlerce insan var ve hayatlarımızı olumsuz yönde etkiledi. Özgür bir birey olarak yaşamak en doğal hakkımız ama yaşayamıyoruz.









