Kürt halkı için Dört Nisan, sıradan bir takvim yaprağı değildir. Bu tarih, kimliğin yok sayıldığı, dilin yasaklandığı, varlığının inkâr edildiği bir dönemde ‘artık yeter’ diyen bir iradenin tarih sahnesine çıkışın miladıdır
Ali Kalik
Ortadoğu’nun kadim topraklarında bazı tarihler vardır; yalnızca bir günü değil, bir halkın yeniden doğuşunu ifade eder. Tıpkı Zerdüşt, Hz. İbrahim, Hz. İsa, Hz. Muhammed gibi tarihe yön veren Önderliksel doğuşlar gibi. Dört Nisan da Kürt halkı açısında böyle bir tarihtir. Bu, bir bireyin doğum günü olmasının ötesine geçerek, inkârın karanlığından direnişin aydınlığına yürüyen bir halkın gerçekliğini ifade eder.
Kürt halkı için Dört Nisan, sıradan bir takvim yaprağı değildir. Bu tarih, kimliğin yok sayıldığı, dilin yasaklandığı, varlığının inkâr edildiği bir dönemde “artık yeter” diyen bir iradenin tarih sahnesine çıkışın miladıdır. Bu anlamıyla Dört Nisan, bir doğumdan daha çok, bir uyanış, bir hatırlayış ve yeniden varoluştur.
Kürt halkı, uzun yıllar hem fiziksel hem de kültürel soykırım kıskacında tutuldu. Ancak her baskı ve soykırım kıskacı beraberinde bir direnişi de örgütledi. Dört Nisan’ın anlamı tam da burada gizlidir: Ölüm döşeğinde olan Kürt halkının Anka Kuşu gibi küllerinden yeniden doğmasının hikâyesi… Bu hikâye sadece acılarla değil, aynı zamanda umutla, inançla, iradeyle, bilinçle ve örgütlü mücadeleyle yazıldı.
Dört Nisan’ın yarattığı etki, yalnızca politik bir hareketin doğuşuyla sınırlı kalmadı. Aynı zamanda bir düşünce dünyasını, bir yaşam felsefesini ve toplumsal sosyolojiyi de geliştirdi. İlk günden itibaren kadın özgürlüğünü önceleyen, demokratik, ekolojik kadın özgürlükçü paradigmayı geliştirerek, yeni bir toplumsal inşayı gerçekleştirdi. Jineoloji bilimi ile ete kemiğe büründürerek Jin Jiyan Azadî felsefesiyle dünya kadınlarına ilham kaynağı oldu. Bu anlamda Dört Nisan, sadece bir başlangıç değil, aynı zamanda bir yön belirleme ve zafere yürümedir.
Bugün gelinen noktada, Kürt sorunu artık bir kimlik meselesini aşan Ortadoğu halklarının eşit, özgür ve birlikte yaşayacağı demokrasi mücadelesinin de merkezinde yer almakta. Dört Nisan’ın açığa çıkardığı irade, bu mücadelenin sürekliliğini hangi siyasi öngörü, paradigma, emek ve pratikle sürdürüldüğünü altın harflerle tarihe nakşetmekte.
Ancak Dört Nisan aynı zamanda tarihi bir sorumluluğu da Kürt halkına ve dostlarına yüklemekte. Geçmişin direniş kültürünü geleceğe taşımak, günün koşularına göre kendini yeniden değiştirip dönüştürerek örgütlemek. Zamanın ruhuna uygun bir örgütlemeyle yeniden inşayı gerçekleştirecek komünal bilinç ile görev ve sorumluklarını yerine getirme sorumluluğuyla karşı karşıyadır. Çünkü halkların doğuşu, bir kez gerçekleşen bir olayı değil; her gün kendini değiştiren, dönüştüren, ahlaki-politik anlayışla kendini yetkinleştirip örgütleyerek dönemin görev ve sorumluluklarına doğru yaklaşımla gelişen bir süreçtir.
Dört Nisan, “hayali Kürtler burada meftundur” trajedisinden diriltip örgütleyip özgürlüğe doğru yürüterek, bir halk gerçekliğinin tarih sahnesinde yerini alma yürüyüşüdür. Kendisinden kaçan, iradesi kırılan, kültürel soykırım kıskacında can çekişen bir halkın yeniden doğuşudur. Önderliğin “Kürt sorununu İdam sehpasından çözüm masasına indirdik” belirlemesi Kürt halkının nasıl tarihi bir süreçten günümüze hangi bedel ve emeklerle geldiğinin ifadesidir. Bu bilinçle Dört Nisan ele alındığında anlam kazanır.
Dört Nisan’a doğan Kürt halkı, bugün hâlâ kendini değiştirip dönüştürüp, yeniden yaratıp, özgürlüğünü inşa etmenin amansız mücadelesini veriyor. İşte Önderlik böyle bir toplumsal realiteyi açığa çıkardı. Bundandır ki Dört Nisan bir halkın yeniden doğup tarih sahnesinde yerini almasının miladıdır. Bunun için Dört Nisan geçmişi geleceğe taşıyan şimdidir.
Çünkü bazı doğumlar, yalnızca bir insanın değil, bir halkın kaderini değiştirir…









