- Gülistan Doku’nun kaybedilişinin yıldönümünde konuştuğumuz Dêrsim’deki kadınların ortak sözü, ‘Kendimizi güvende hissetmiyoruz’ oldu. Kadınlar Gülistan’ın akıbetinin kadın dayanışmasıyla aydınlanacağını söyledi
- Tüm kadınlara yöneltilmiş bir tehdit diyen Nuray Kara ‘Gülistan yalnızca kaybolmadı; devlet eliyle unutturulmak istendi. Biz kadınlar, bu unutuşa razı değiliz. Gülistan, bizim öfkemizde, direncimizde, yürüyüşümüzde, dayanışmamızda’
Duygu Kıt
Gülistan Doku’nun kaybedilişinin ve hâlâ bulunmayışının 6. yılı 5 Ocak’ta geride kalacak. Altı yıldır süren bu belirsizlik, yalnızca Gülistan’ın akıbetine değil, kadınların yaşam hakkına yönelmiş cezasızlık politikalarının bir parçası. Gülistan’ın kaybolduğu günden bu yana süren soruşturmada, şüpheli ya da şüphelilerin tutuklanmasına yönelik tek bir tedbir kararı dahi uygulanmazken, son bir yıldır dosyanın ‘sil baştan ele alındığı’ duyurulsa da somut bir gelişme yaşanmadı. Ve nihayetinde Gülistan’ın hâlâ bulunmamış olması, kadınlar için güvenli alanların yokluğunu, şiddetin ve tehdit altında yaşamanın nasıl sıradanlaştırıldığını tekrardan ortaya koydu. Dêrsim’deki kadınların sözü de altı yıldır değişmedi: “Dört bir yanı gece gündüz izlenen bu kadar küçük bir kentte Gülistan nasıl bulunmadı?”
‘Cezasızlık sürüyor’
Dêrsim Belediyesi Eş Başkanı Birsen Orhan, “Gülistan’ın kaybedilişi ve hâlâ bulunmamış olması bu ülkede kadınların yaşam hakkına nasıl yaklaşıldığının en net fotoğrafıdır.” ifadelerini kullandı. Birsen Orhan şunları söyledi:
“Dêrsim gibi küçücük ve her saniyesi izlenen, gözlenen, kontrol edilen bir kentte 6 yıldır ‘Gülistan Doku nerede?’ diye soruyoruz. Bu mesele yalnızca çözülememiş bir dosya ya da sonuçlanmamış bir soruşturma değildir. Yıllar içinde derinleşen bir ihmalin ve giderek normalleştirilen bir cezasızlık halinin adıdır. Bu süreç Gülistan’ın bulunmaması değil bulunmak istenmediği hissini güçlendiriyor bende. Dêrsim’de Gülistan’ın son kez telefonun sinyal verdiği noktadan geçerken o annenin feryadı kulağımdadır. Ve hep acabalarla o yolu tamamlarım. Peki bu sürecin yürütücüleri adalet terazisinin neresine vicdanlarını koysalar o annenin acısını anlarlar?
Biz Dêrsim’i hep bir kadın kenti olarak tanımladık çünkü kadın direniş kimliğini miras alan ve devam ettiren bir gerçekliği var. Ancak gelinen noktada Dêrsim’in bilinçli bir şekilde özel savaş aygıtıyla hedef alındığı biliyoruz. Ne yazık ki bu durum tekil de değildir. Aynı tabloyu Rojin Kabaiş örneğinde de gördük. Benzer bir süreç, benzer bir sessizlik, benzer bir oyalama hali.”
‘Adaletin refleksi’
“Kadınların başına gelenlerde rutinleşmiş bir ihmal söz konusu” değerlendirmesinde bulunan Birsen Orhan, “Bu örneklerden sonra kendimi güvende hissettiğimi söylemem mümkün değil.” dedi. Birsen Orhan sözlerini şöyle sürdürdü:
“Soruların cevapsız bırakıldığı, zamanın adaletin yerine geçirildiği, kamuoyunun dikkatinin dağılmasının beklendiği bir düzen işleyişi. Bu tekrar, yaşananların tesadüf değil sistematik olduğunu açıkça gösteriyor. Bir kadın olarak bu ülkede yaşarken, Gülistan ve Rojin’in akıbetleri benim için sadece birer haber başlığı değil. Onların yaşadıkları her gün dışarı çıkarken içimde büyüyen tedirginliğin, geceleri eve dönerken adımlarımı hızlandırmamın, kalabalıkta bile kendimi güvende hissetmememin gerekçeleri. Çünkü bir kadın kaybolduğunda ya da şüpheli biçimde yaşamdan koparıldığında adaletin refleksi çoğu zaman gerçeği açığa çıkarmak değil süreci zamana yaymak oluyor.”
‘Güvenli bir yaşam’
“Bu dosyaların aydınlatılması, yalnızca ailelerin acısını dindirmek değil bu ülkede yaşayan tüm kadınlara yalnız değilsiniz demenin en somut yoludur” şeklinde konuşan Birsen Orhan, “Kaygımız başımıza bir şey geldiğinde arkamızda duracak bir adalet mekanizmasının olup olmayacağı. Cezasızlık, ihmaller ve üzeri örtülen gerçekler, kadınların yaşam alanını her geçen gün daha da daraltıyor. Güven duygusu yerini sürekli tetikte olmaya bırakıyor. Gördüğümüz gecikmeler, çelişkiler ve suskunluk, kadınların adalete olan inancını her geçen gün biraz daha aşındırıyor. Adaletin olmadığı yerde korku büyür. Biz kadınlar kaybolduktan sonra hatırlanmak istemiyoruz. Yaşarken korunmak ve güvende olmak istiyoruz. Gülistan için adalet talebi, akıbetine dair bilgi hakkı talebi, aslında bu ülkede kadınların korkmadan yaşama hakkı talebidir“ dedi.
‘Güvende hissetmiyorum’
Munzur Üniversitesi Uygulamalı İngilizce Çevirmenlik Bölümü 1. sınıf öğrencisi Rojin Çelik, “Üniversitede kendimizi güvende hissetmiyoruz eminim ki Gülistan da hissetmiyordu çünkü herkes rahat bir şekilde üniversitemize giriş yapabiliyor” dedi. Rojin Çelik devamında şöyle konuştu:
“Dêrsim gibi küçük bir şehirde kadın arkadaşımızın akıbetinin belirsiz olması açıkçası bizleri korkutuyor. Şimdi okula yeni taşınan adliye ve kaymakamlık da bizler için bir sorun. Hala Gülistan arkadaşımızın ölümü aydınlanmamışken üniversiteye suç işlemiş insanların rahatça girip çıkması bizleri tedirgin ediyor. Aynı zamanda üniversite içinde bu kadar fazla silah taşıyan polis ve güvenlik güçlerinin olması da bizlere ayrılan alanları daha güvensiz hale getiriyor. Gülistan arkadaşımızın acısını hala yaşıyor ve onu her hatırladığımızda çözülmemiş, akıbeti belli olmayan katledilen tüm kadınlar için öfkemizi diri tutuyoruz.”
‘Unutturamayacaklar’
Gülistan’ın kaybedilişinin tüm kadınların varlığına yönelmiş bir tehdit olduğunu belirten Nuray Kaya, “Gülistan bu ülkenin utancı ama biz kadınların mücadelesinin adıdır” dedi. Nuray Kaya şöyle devam etti:
“Gülistan’ın kaybedilişi bir tesadüf değil bu ülkenin kadınlara reva gördüğü sessizliğin, görmezden gelmenin ve cezasızlığın açık bir göstergesiydi. Her geçen yıl, ‘araştırıyoruz’ dense de biz bir kez daha anladık ki, bu sistem, kaybedenlerin değil, kaybettirenlerin sistemidir. Bir kadın olarak bu kentte kendimi güvende hissetmiyorum. Çünkü her sokakta bir iz silinmiş, her dosyada bir kadın unutulmuş, her yargı kararında bir sessizlik hüküm sürmüş. Gülistan yalnızca kaybolmadı; devlet eliyle unutturulmak istendi. Biz kadınlar, bu unutuşa razı değiliz. Gülistan, bizim öfkemizde, direncimizde, yürüyüşümüzde, dayanışmamızda.”
‘Güvencemiz mücadele’
Yenigün Kadın Dayanışma Derneği Başkanı Serpil Argın genç bir kadına altı yıldır ne olduğuna dair soruların cevapsız kalmasının kadınlar açısından tedirgin edici bir durum olduğunu vurguladı. Serpil Argın, “Bu durum özellikle kente yeni gelen genç öğrenci kadınların kendilerini güvende hissetmemesine neden oluyor” diyerek şu ifadeleri kullandı:
“Gülistan’ın kaybolduğu ilk günden bugüne soruşturmaya bakan savcılar, kente gelen valiler değişti aileye birçok söz verildi ama hiçbiri yerine getirilmedi. Şüpheli sıfatıyla adı geçen hiç kimse doğru bir sorgulama sürecinden geçirilmedi. Geldiğimiz noktada ise 700 saatlik ek görüntülerin özel bir ekip tarafından izlendigi bilgisi paylaşıldı kamuoyuyla sürecin nasıl ilerleyeceğini bekleyip göreceğiz. Bugün tüm kamuoyunda Gülistan Doku Nerede sorusu yankılanıyorsa bu özellikle kadınların verdiği ısrarlı mücadelenin bir sonucudur diye düşünüyorum. Gülistan’ın akıbetinin karanlıkta kalmaması için, daha güvenli kentlerde yaşamak için tek güvencemizin mücadelemiz olduğunu da unutmamalıyız.”
Doku dosyasında şimdiye kadar neler oldu?
- Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi bölümü ikinci sınıf öğrencisi Gülistan Doku’dan 5 Ocak 2020’de kaldığı yurttan ayrıldıktan sonra bir daha haber alınamadı.
- 6 Ocak 2020’de Gülistan’ın Diyarbakır’da yaşayan ailesi, Dêrsim’e gelip emniyet yetkililerine ihbarda bulundu.
- 7 Ocak 2020’de ailenin ihbarı sonucu Gülistan Doku’yu arama çalışması başlatıldı.
- Doku kaybolduktan 52 gün sonra (27 Şubat 2020) kamuoyunun yoğun baskısı sonucu tek şüpheli Zainal Abarakov’un telefonuna el konuldu.
- Doku’nun en son görüldüğü baraj gölünde, 187 gün boyunca kıyıya yakın alanlarda, baraj kapaklarının bulunduğu bölümlerde arama çalışmaları yapıldı, aramalar sonuçsuz kaldı.
- 17 Haziran 2020’de Zeınal Abarakov’un şüpheli olarak tutuklanması için Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’na dilekçe verildi.
- 14 Eylül 2020’de Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı resmi bilirkişi raporunu açıkladığı için ailenin avukatı Ali Çimen hakkında ‘soruşturmanın gizliliğini ihlal ettiği’ gerekçesiyle soruşturma açtı.
- 15 Ekim 2020’de yeni bir arama çalışması başlatıldı ama 38 günlük son arama da sonuçsuz kaldı.
- 2 Ocak 2022’de Doku’nun kayboluşunun ikinci yılında Doku Ailesi, Tunceli Valiliği önünde oturma eylemine başladı.
- 20 Ocak 2022’de Zainal Abarakov’un üvey babası Engin Yücel’e karşı mala zarar verme, tehdit ve hakaret suçlarından yargılanan abla Aygül Doku’ya 5 ay hapis ve 3 bin 240 lira adli para cezası verildi.
- 16 Mart 2022’de soruşturma kapsamında daha önce iki defa ifadesi alınan Zainal Abarakov ilk defa Alanya’da gözaltına alındı.
- 13 Ekim 2022’de tek şüpheli Abarakov’un adli kontrol şartlarını yerine getirmediği ortaya çıktı.
- 9 Kasım 2023’te Doku’nun ablası Aygül Doku, Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu ve Emniyet Müdürü Hakan Yılmaz’la görüştükten sonra, “Dosyanın tekrardan kapsamlı bir şekilde inceleneceğini söylediler” dedi.
- 17 Kasım 2023’te baş şüpheli Zainal Abarakov’un babasının aracının, soruşturmanın açıldığı gün il dışına çıkarıldığı ortaya çıktı.
- 22 Nisan 2025’te Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK), 2024 Haziran kararnamesiyle Dêrsim’e atanan başsavcı Ebru Cansu dosyanın yeni baştan inceleneceği duyuruldu. Dosya için özel ekip kuruldu.
- 31 Ekim 2025’te Gülistan’a ait yeni görüntülerin de bulunduğu, 67’si ana arter olmak üzere toplamda 70 KGYS ile güvenlik kameralarına ait 700 saatlik ek görüntü dosyaya girdi.









